Atatürk’e İsmini Kim Verdi?!

Atatürk’e İsmini Kim Verdi?!

Atatürk’e ismini kim verdi? Bu soru yıllardır sorulur… Kimilerine göre cevabı tartışma bile gerektirmez. ‘Halk’. Kimilerine göre ‘Meclis’. Kimilerine göreyse ne meclis nede halk, bizzat M.Kemal’in kendisi. Taraf Gazetesi yazarı Neşe Düzel’in sorularını yanıtlayan Araştırmacı Tarihçi Mehmet Ö. Alkan’ da bu sorunun cevabını irdeliyor. Ona göre cevap teknik olarak Meclis’tir ancak Meclis’e bu isimleri sunan M.Kemal’dir. Yani meclis seçmemiş,seçtirilmiştir…

İşte Röportajın tamamı:

NEŞE DÜZEL: Atatürk’ün Hilafet’i kaldırması nasıl siyasi ve sosyal sonuçlar yarattı?
MEHMET Ö. ALKAN: Karabekir gibi muhalifler şunu söylerler. “Hilafet’in hemen kaldırılması gerekmiyordu. Bu değişim,bıçakla keser gibi değil, bir evrimle yapılmalıydı. Bütün hanedan üyelerini yurtdışına gönderip mağdur etmek yerine,bunu, Türkiye’nin kendi iç gelişmelerinin akışına bırakmak gerekirdi” derler. Bir bakıma doğrudur bu. Ama Hilafet 3 Mart 1924’te kaldırıldı. Yani henüz tek parti rejiminin kurulmadığı ve basının susturulmadığı bir dönemde kaldırıldı. Gene de kaldırılmasına çok büyük bir tepki gelmedi.

Niye?
Çünkü Tanzimat’tan beri Türkiye’nin evrildiği bir yön var. Bu yönde gidildikçe muhtemelen Hilafet ve Saltanat bir müddet sonra sembolik bir konuma gelecekti. Osmanlı zaten şeriatla yönetilmiyordu! Kaldı ki 31 Mart Olayı’ndan sonra padişah olan Mehmet Reşat da sembolik bir padişahtı. Keza Vahdettin de silik, sönük bir padişahtı. Dolayısıyla…

Evet…
Dolayısıyla Hilafet’in kaldırılması zamana bırakılabilirdi. Tanzimat’tan beri gelen akış sonucunda zaten etkisizleşmiş bir makam Hilafet. Abdülmecit gibi mayoyla denize giren, resim yapan, neredeyse monogami yaşayan bir halife var. Üstelik halifeyi de Meclis seçiyor.

Anlamadım. Meclis mi halife seçti?
Evet. Abdülmecit Efendi’yi Meclis halife seçti. Çok ilginçtir, oylanarak seçildi Meclis’te… Dört-beş aday vardı ve biri de oydu. İslam tarihinde ilk kez bir meclis halife seçti! O sırada Vahdettin de hâlâ halife üstelik. Kaçıyor ama halife unvanı devam ediyor, imzasını öyle atıyor.

Peki, Atatürk’ün dinle ilişkisi neydi?
Çeşitli yorumlar var ama ben Mete Tunçay’ınkine katılıyorum. Tunçay, Atatürk’ün deist olduğunu söyler. Bir yaratıcının, Allah’ın, tanrının var olduğuna inanıyor ama onun dünyayı yaratıp ilk hareketi verdiğini, fakat daha sonra her şeyin insanlara kaldığını düşünüyor. Mustafa Kemal, dinin, toplumsal ve siyasal yaşamdan, kamusal alandan çıkarılmasından ve özel hayata sokulmasından yana duruyor. Neden dini dışlama bu kadar militanca benimsendi derseniz… Bunun Şeyh Sait Kürt isyanıyla çok yakın ilgisi var.

Mustafa Kemal’in katı laikliğinin Kürt isyanıyla nasıl bir ilgisi var?
Çünkü Kürt milliyetçiliğinin, büyük ölçüde tarikat-tekke ilişkisini kullandığı fark ediliyor o isyanla. Dolayısıyla bir etnik ve milli muhalefeti, tarikat-tekke ilişkisi büyük bir dinî organizasyonla ve kutsiyetle gerçekleştiriyor. Kürt ahaliyi, tekke-tarikat ilişkisi mobilize edebiliyor. Dolayısıyla Kürt milliyetçiliğinin, tekke ve tarikatlar kaldırılarak zayıflatılacağı düşünülüyor. Zaten irtica ve etnik bölücülük suçlamalarının bu ülkede hep birlikte ele alınmasının bir anlamı da budur.

Şeyh Sait isyanı dinci bir isyan mıdır yoksa milliyetçi bir isyan mıdır?
Daha çok Sünni İslam’ı kullanan bir milliyetçilikti bir bakıma o. Şu bir gerçek ki, bu ülkede laikliğin militanlaşması Şeyh Sait İsyanı’ndan sonradır. Hilafet’in kaldırılmasından sonra değildir. Tekkeleri, zaviyeleri, türbedarlıkları kapatalım düşünceleri hep Kürt isyanından sonradır.

Daha önce ise Birinci Meclis dualarla açılıyor. Atatürk neden Birinci Meclis’i camide dualar ederek açtı?
Cuma namazından sonra, dualarla açıldı Meclis. Zaten 1925’e dek Mustafa Kemal’in konuşmalarında hep İslam yer alır.Çünkü din, aynı zamanda iktidarı meşrulaştırmanın çok iyi bir aracıdır. Şu unutulmamalı, Mustafa Kemal çok iyi bir siyasetçi. Toplumun Osmanlı’dan beri dinî söyleme çok alışık olduğunu biliyor. Oysa o, Mustafa isminden de hoşlanmıyor.

Neden hoşlanmıyor?
Peygamber’in ismi de Mustafa aynı zamanda. Muhammed Mustafa… Mustafa Kemal’in en erken aktardığı, hepimizin bildiği bir anısı vardır. Öğretmeni, “Senin adın Mustafa, benim adım Mustafa, bundan sonra senin adın Mustafa Kemal olsun” der. Sizce bir öğretmenin verdiği isim kayıtlara nasıl geçer? O, bu ismi, M. Kemal olarak Harbiye’den itibaren kullanmaya başlıyor. Çünkü Mustafa ailesinin verdiği isim. Gazi Paşa ise ikinci kez evlendiği için anneye tepkili. Askerî okulda yatılı okuyor. Ve Milli Mücadele’ye kadar ismini M. Kemal diye kullanıyor. Ama Milli Mücadele’yle birlikte ismini Mustafa Kemal olarak kullanmaya başlıyor.

Niye?
Milli Mücadele’ye İslami bir destek ve meşrulaştırma arandığı çok açık. Milli Mücadele’nin en baştan beri tezi, bunun kısmen dinî bir savaş olduğudur. İlk baştan itibaren, “Biz Hilafet’i, Saltanat’ı ve Başkent’i kurtaracağız” denmiştir. 6 Ekim 1923’te İstanbul kurtarıldı. Peki, Ankara ne zaman başkent oldu? Bir hafta sonra! İstanbul’a dönmek istemediler.

Bizans’ın ve Osmanlı’nın başkenti İstanbul’a neden dönmediler?
Çünkü orada İstanbul basını, Saltanat, Hilafet ve bürokrasi vardı. O yüzden de hemen Ankara’yı başkent yaptılar. Gazi Paşa’nın, Milli Mücadele döneminde Mustafa Kemal ismini kullanmasına tekrar dönersek…

Evet…
Bunu yaparak, toplumun din hassasiyetini dikkate alıyor. Daha sonra nüfus kâğıdında ise Mustafa ismini atıyor artık Kemal Atatürk oluyor.

Peki, Atatürk ismini ona kim veriyor?
Atatürk ismini de kendisi seçiyor. “Ona, Atatürk ismini Meclis verdi” denir. Bu teknik olarak doğrudur ama Çankaya’daki sofraya soyadı Türk atası mı olsun yoksa Atatürk mü olsun önerisini kendisi getiriyor. “Atatürk olsun” diyorlar ve durumdan vazife çıkartılıp bu bir kanun haline getiriliyor.

Niye etnik bir kimliğin atası olmayı seçiyor?
Çünkü 1930’ların başından itibaren rejim Türk kimliği üzerine kurulmaya başlıyor. Aslında Güneş Dil Teorisi’yle ve Tarih Tezi’yle bulmaya, uydurmaya çalıştıkları çözüm aslında hep şu: “Hepimiz kardeşiz. Hepimiz Orta Asya’dan geldik. Sonra göç yollarımız farklılaştı. Bize bu isimler sonradan verildi. Hepimiz Türk’üz..”

Atatürk’ün Kürtlerle ilişkisi neydi?
Başlangıçta normal ama 1925’ten itibaren iki taraf için de ipler kopuyor. Bu tarihten itibaren Kürtler de, Ankara da bu meseleyi barışla çözme umudunda değiller artık.

M. Kemal Kürtlere özerklik sözü vermiş miydi?
İzmit’te gazetecilere yaptığı açıklamada, “Bu düşünülebilir” gibi bir ifadesi var. Cumhuriyet arşivleri açıldıkça bu konuyu anlayacağız. Lozan’ın imzalanmasından sonra, İsmet İnönü’ye, “Musul ve Kerkük’te büyük Kürt nüfusu var” denince, İnönü, “Kürtler de aslında Türklerden gelmiştir” diyor. Meşhur “Kart kurt” Türk tezinin ilk resmî ifadesidir bu! İsmet İnönü bunu muhtemelen Atatürk’ün de bilgisi dâhilinde söylüyor. Daha sonra yaşanan Şeyh Sait İsyanı da zaten bir manada “biz Türk değiliz, Kürt’üz” demekti.

Kürtler Atatürk döneminde kaç kez ayaklandı?
Beş, altı ayaklanma var. 1919’dan itibaren başlıyor ayaklanma. Sorun şu… İttihat Terakki döneminden itibaren bir Türk milliyetçiliği hikâyesi başlıyor. Aslında 1924 Anayasası’nda ve ondan sonra çıkan vatandaşlık kanununda da, “Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes Türk’tür” diyen o meşhur ifade var. Yani Türklüğü bir hukuki kavram, bir kimlik olarak tanımlamak var. Ama bu, 1925’ten itibaren bir kenara bırakılıyor ve etnik kimlik ön plana çıkmaya başlıyor.

Atatürk öldüğünde büyük bir servete sahipti. O serveti nasıl edindi?
Meclis’e sunduğu belgenin ekine bakıldığında, hakikaten müthiş bir mal varlığının olduğu görülüyordu ama öldüğünde büyük bir servete sahip değildi çünkü ölmeden bir buçuk yıl önce mal varlığını belediyelere, partiye ve devlet üretme çiftlikleri gibi bazı kurumlara bağışladı.

O büyük serveti nasıl edindi?
Bunu bir cumhurbaşkanı ve asker maaşıyla yapmayacağı çok açık. Muhtemelen çok çeşitli bağışlar ve hediyeler yoluyla geldi bu para. Mesela Milli Mücadele’nin başında paranın bir kısmı Hint Müslümanlarından geliyor. Mete Tunçay, “M. Kemal hiç olmazsa aldığını millete veriyor. Peki diğerleri ne yaptı? Bilmiyoruz” der.

Peki, o dönemde dünyada demokratik bir sistemle yönetilen ülkeler var mıydı?
Vardı tabii. İngiltere ve Amerika bunlardan birkaçı. Ama şunu da görmek lazım, iki dünya savaşı arasında Batı Avrupa’da İngiltere dâhil bütün rejimler totaliter hale gelmeye başladı. İngiltere daha devletçi oldu.

İsmet Paşa ile Atatürk’ün ilişkisi neydi?
Tartışmalı konulardan biri de bu… İnönü 1937 yılına dek kısa bir süre dışında aralıksız başbakanlık yaptı. M. Kemal’le 1937 yılında başlayarak ölene dek hiç görüşmediler. 1937’de ne oluyor, bilmiyoruz.

İsmet paşa diktatör müydü?
Milli Şef’ti en azından. Milli Şef’lik ne anlama geliyor? Bir cumhurbaşkanlığı, iki Cumhuriyet Halk Partisi genel başkanlığı, üç Meclis’teki bütün milletvekillerini belirleme yetkisi anlamına geliyor. Bakın, hep şu yaşanır… Türk sağı, Atatürk’e ve İnönü’ye kızdığı zaman Abdülhamit’i yüceltir. “Sizler küçüksünüz” demeye çalışır. Aynı şey İnönü döneminde de yaşanıyor. Kendisine direkt olarak “sen küçüksün” denmiyor ama “Atatürk büyüktü” şeklinde bir söylem kullanılıyor.

İsmet Paşa buna ne tepki veriyor?
İsmet Paşa’nın Atatürk’ün öne çıkarılmasından çok fazla hoşnut olacağı düşünülemez tabii. Atatürk’ü geçmişte bırakmayı tercih eder o.

Geçmişte bırakmak için adım attı mı peki?
Mesela… Kazım Karabekir gibi Atatürk tarafından tasfiye edilmiş isimler onun döneminde tekrar siyasete döndüler, Meclis’e girdiler.

Turgay Candan

Turgay Candan

İletişim Öğrencisi / Kurgu-Montaj İşçisi / Şeyhinin Talebesi


yorumsuz

yorum yaz
yorum yok İlk yorumu sen yap

Yorum Yaz

Your e-mail address will not be published.
Required fields are marked*