bahis siteleri bets10 canlı bahis siteleri iddaa siteleri bahis siteleri kaçak bahis siteleri iddaa siteleri güvenilir casino siteleri Veri Analizi Yönetimi-Dünya 2030'da Nasıl Bir Yer Olacak? | escort sakarya escort maras escort manisa escort edirne escort denizli

çankaya escort

Salı , 12 Kasım 2019
film izle sakarya escort sakarya escort sakarya escort maltepe escort sakarya escort sakarya escort
Banko iddaa tahminleri Yeşilçam Erotik Film izle Şampiyonlar Ligi Maç Özetleri Netflix Filmleri izle
Home » Pazarlama » Veri Analizi Yönetimi-Dünya 2030’da Nasıl Bir Yer Olacak?

Veri Analizi Yönetimi-Dünya 2030’da Nasıl Bir Yer Olacak?

İstanbul’un trafik sorunu nasıl çözülecek? ABD’de kargo kamyonları neden hiç sola sapmaz? Hangi ülkede süpermarketler indirim yapılacak ürünleri Facebook’taki takipçilerine sorar? Peki, dünya 2030’da nasıl bir yer olacak?İrlanda’nın başkenti Dublin’de, geçtiğimiz günlerde, Teradata Universe 2012 konferansı için bir araya gelen 982 kişi bu soruların cevaplarını ve bunu mümkün kılacak teknolojiyi tartıştı: Veri analizi.

Konferanstan bahsetmeden önce birkaç adım geri gidelim. ‘Veri analizi’ dediğimiz şey yeni bir kavram değil. Nüfus sayımlarından telefon rehberlerine, hayatımız verilere dayanarak oluşturulan yapılar içinde geçiyor.

Ancak teknolojinin gelişmesi ve ucuzlamasıyla bu geleneksel verilerin yanına çok daha kapsamlı ve gelişmiş veri tabanları eklenmeye başladı. Google aramaları, internet üzerinden yaptığımız alışverişler, yazışmalar, cep telefonları, sosyal medya şimdiden, hayatımızla ilgili en küçük detayları bile gönüllü olarak yüklediğimiz birer veri tabanı haline geldi. Örneğin hangi restoranda, hangi tarihte, hangi arkadaşlarımızla yemek yediğimiz, Facebook’ta fotoğraflarıyla belgelenebiliyor.

KLOZETTEKİ LABORATUVAR 

Buna bir de çok yakın bir gelecekte arabamızın koltuğuna, hatta çorabımızın içine yerleştirilecek sensorlar sayesinde elde edilecek verileri ekleyin. Diyelim ki banyomuzdaki klozet her sabah bizi idrar testinden geçirecek. Bu günlük testlerin sonuçları düzenli olarak bir veri tabanında toplanacak ve en ufak bir anormallikte doktorumuza haber gidecek. İşe gelmek için arabamıza bindiğimizde koltuğumuz ağırlaştığımızı fark edecek, öğle yemeklerimizi yediğimiz restorana, “Bugün kalorisi düşük bir menü hazırla” diye talimat gönderecek.

Elbette ki burada tek bir kişiden de bahsetmiyoruz. 70 milyondan fazla nüfuslu Türkiye’de herkesin banyo testi verilerinin Sağlık Bakanlığı’na ulaştırıldığını düşünün. Bunun yanı sıra, gerçek doktor raporlarını, ilaç kullanım bilgilerini, herhangi bir sebepten hastane ziyareti kayıtlarını, her vatandaşın gen haritalarını ve daha nice sağlıkla ilgili verinin bir araya toplandığını hayal edin. Peki, bu kadar veri nerede toplanacak? Veri ambarlarında.

DUVAR KADAR FLAŞ BELLEK

‘Veri ambarı’ dediğimiz cihazları en basit tabirle “duvar kadar bir flaş bellek” diye tarif etmek mümkün. Hafızası ise megabyte ya da gigabyte değil petabytelarla (1 milyon gigabyte) ölçülüyor. Teradata Universe 2012’nin organizatörü Teradata da dünya genelinde veri ambarı sağlayıcılar arasında bir numaralı isim.

Kullanıcıların ihtiyaçlarına göre özelleşmiş sistemleri, 8 bin 600 kişiden fazla ekibiyle Teradata, 70 ülkede bin 300’den fazla müşteriye hizmet veriyor. Şirketin başkanı Mike Koehler’den öğrendiğimize göre, 10 milyar doların üzerindeki piyasaya değeriyle ABD’deki en büyük 10 teknoloji şirketinden biri. Özetle, Teradata yaptığı işi iyi biliyor.

Teradata’nın Türkiye’nin de dahil olduğu Avrupa, Ortadoğu ve Afrika bölgesinden sorumlu başkanı Herman Wimmer, şirketin stratejik odağının entegre pazarlama yönetimi, girişimci veri ambarı ve büyük veri analizi olduğunu anlatırken hepimiz aslında yukarıda bahsettiğim geleceğin teknik terimlerle anlatılmış halini dinliyoruz.

İYİ BİR FİKİR Mİ, MÜKEMMEL BİR FİKİR Mİ?

Elbette ki her hareketimizin bu kadar yakından inceleniyor olması etik kaygıları da beraberinde getiriyor. Devletlerin ve şirketlerin bireylerin her yaptığını takip edip kaydederek neredeyse önceden tahmin edebilir hale gelmesi “Büyük Birader” benzeri kurguları hatırlatıyor. Bununla birlikte, çok daha olası kaygılar da söz konusu.

Örneğin, çok sık seyahat eden bir insanın egzotik hastalık ya da kaza kurbanı olma ihtimali sürekli evinde oturan bir insana göre çok daha yüksek. Dolayısıyla, bu kişi sigorta şirketleri için yüksek risk kategorisinde. Peki, ya bu kişinin sadece havayolu şirketiyle paylaştığı uçuş ve seyahat bilgileri, sigorta şirketinin eline geçer de primleri yükseltmek için bir araç olarak kullanılırsa?

Bu soruyu Wimmer’e de yöneltiyorum. Böyle kaygılara kapılmakta temelde haklı olduğumuzu kabul etmekle birlikte, “Şirketlere ait gizli bilgilerin başka şirketler tarafından kullanılması söz konusu olamaz. Zira, bizim gibi veri ambarı sağlayıcıları gizliliğe çok özen gösterir. Aksi takdirde müşterilerinizi kaybedersiniz ve bunun geri dönüşü yoktur” diyor.

Bununla birlikte Wimmer’in bu söyledikleri özel veriler için geçerli. Kamuya açık verilerin nerede kullanılacağını bilmenize imkân yok. Öyleyse, çok dikkatli olmak gerekiyor. Örneğin, eğer sigorta şirketinizle Facebook’ta ‘arkadaş olduysanız’ ve gittiğiniz seyahatlerin fotoğraflarını albümler halinde Facebook’ta paylaşıyorsanız, o zaman şirketinizin priminizi yükseltmesine gönüllü davetiye çıkarmış bile olabilirsiniz.

“ET Mİ UCUZLASIN, SÜT MÜ?”

Neyse ki şu ana kadar olumlu örnekler ağır basıyor. Misal, İngiltere’nin en büyük süpermarket zinciri, Facebook’ta açtığı anketlerle bir sonraki ayın fırsat ürünlerini belirliyor. Böylece hem müşteriler hem de şirket memnun oluyor. ABD’de bir havayolu şirketi de Facebook’ta kendisini takip eden müşterilerini uçakta ilgi alanlarına göre gruplandırarak oturtuyor. Örneğin futbolseverler tuttukları takımın taraftarlarıyla yan yana oturup saatlerce son maçtaki kaçan penaltıyı konuşabiliyor.

Yine ABD’de kargo kamyonları hiç sola sapmıyor. Çünkü trafiğin sağdan aktığı ülkelerde, araçların sola dönmeleri hem daha fazla zaman alıyor, hem de şerit değiştirmek gibi riskli manevralar kaza ihtimalini artırıyor. Dolayısıyla, kargo kamyonları ya düz gidiyor ya sağa sapıyor. İlla sola dönmesi gerekirse bile üç kez sağa dönüp ‘sola dönmüş gibi’ yapıyor. Böylece işler daha çabuk ve daha güvenli bir şekilde hallediliyor.

TRAFİK ÇİLESİNE SON!

Ancak İstanbul’da yaşayanlar için en güzel örnek bence, MIT Dijital İş Merkezi Direktörü Profesör Erik Brynjolfsson’un bahsettiği “Reality Mining” trafik uygulamaları. San Francisco’da hayata geçirilen bu sistemle şehirdeki noktaların trafik yoğunlukları saat saat takip ve tahmin ediliyor.

İstanbul’da yaşayan herkesin otomobillerindeki ve cep telefonlarındaki GPS verilerinin bir havuzda toplandığını düşünün. Buna bir de İstanbul ahalisinin o gün ve her gün belli saatlerde gittikleri yerleri, her araçtaki GPS’in hareket hızını ve araçların gittikleri yönlerdeki yolların kapasitesini ekleyin. Bu şekilde oluşturulan yoğunluk haritalarına bir de kaza gibi olağanüstü gelişmeleri dâhil edin. İşte karşınızda dakika dakika İstanbul trafiği… Bundan sonra en doğru yolu seçmek sizin veri analizi yeteneğinize kalmış.

About Hasan Yener

SM Haber Genel Yayın Yönetmeni SEO - Digital Pazarlama - Sosyal Medya Pazarlama iletisim@sosyalmedyahaber.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mersin escort | escort mersin | mersin bayan escort | bursa escort | mersin escort | bursa escort | mersin escort bayan | escort mersin | www.mersinreferans.com | mersin escort
kaçak iddaa canlı bahis siteleri kaçak bahis
bedava bonus veren bahis siteleri bedava bonus