escort sakarya escort maras escort manisa escort edirne escort denizli
Perşembe , 20 Eylül 2018
Home » Sosyal Medya » Sosyal Medyanın Tarihi: Sosyal Medya Twitter’dan mı İbarettir?

Sosyal Medyanın Tarihi: Sosyal Medya Twitter’dan mı İbarettir?

Medya kelimesi dilimize Latince’den geçmiştir. Kelime anlamı itibariyle, Türkçe’ye “ortam” olarak çevrilmektedir. Medya kavramına bu “dar” kelime çevirisi etrafından bakarsak, medyanın bir “ortam” sağlama aracı olduğunu düşünebiliriz. İnsanoğlu, sosyal bir varlıktır. Hatta, birçok canlıdan daha sosyal bir canlıdır, çünkü her ne kadar tek başına hayatını idame ettirebilse de konuşmak, fikirlerini paylaşmak, dertleşmek, içindekilerini birilerine anlatmak “zorundadır”. Bu, ona verilmiş düşünme ve konuşma yetisinin dışavurumudur. Bu çerçeveden baktığımızda, medya, son yüzyılın bir ürünü değil, insanoğlunun dünyaya gelişindeki ilk andan beridir var olan bir şeydir. Ve, yine yanıltıcı bir biçimde medya, son on yılda değil, insanoğlunun dünyadaki varlığının başından beri “sosyal”dir. Evet, sosyal medya ile sosyalleşen insan değil, insanın düşüncesinin ürünü olan medyadır. Bu yanılgıyı yıkmak, her şeyden önce önemlidir. Sosyal medya kavramına bakışımız bu minvalden olmalıdır. İnsan zaten sosyal bir varlıkken, medya ile sosyalleşmesi, sosyal medyayı arkadaş buldurmaktan ibaret gösteren sosyal medya sitelerinin bir oyunudur aslında. Facebook gibi sosyal medya mecraları yıllarca “sosyalleşmek” üzerine kurdu tüm fikri altyapısını. “Oğlum! ilkokul arkadaşlarını buluyorsun. sosyalleşiyorsun burada” düşüncesinden ibaret olan Facebook, özellikle “sosyalleşmeye” aç ülkemizde, sulu ve havadar bir toprak bulan tohum gibi büyüdü ve serpildi. Nüfusuna oranla en fazla kullanıcı sayısında dünyada ilklerde geziyoruz. Bu da bizde sosyal medyanın “sosyalleştirdiği” efsanesini doğuruyor. Halbuki sosyal medya, medyanın sosyal halidir ve insanlığın başlangıcından beri bir şekilde vardır. Son yüzyılda, kitle iletişim araçlarının gelişmesinin akabinde, iletişim araçlarının satın alınması ve işletilmesi oldukça yüksek maliyetlerde olduğundan, medya, halkın egemenliğinden çıkmış ve parası olanların egemenliğine girmişti. Neyse ki, web teknolojileri imdadımıza yetişti ve bize ait olan “medya” tekrar bize döndü. Hem de tüm tarih boyunca hiç omadığı kadar kolay ve kullanılabilir şekliyle.

Şimdi eski çağlara gidelim ve Medyanın, daha doğrusu Sosyal Medyanın tarihte nasıl varolduğunu hep beraber görelim:

cave_painting_l[1]

Mağarada yaşayan insanlar, duvarlara çizdikleri resimlerle sanat yapmıyorlardı. Sanat düşünceleri de yoktu. Zaten sanat zenginliklerin artması ile ortaya çıkmaktaydı. Peki bu insanlar duvarlara neden resim çizdiler? Cevabı basit: Instagram kullanamadıkları için. Yedikleri yemekleri paylaşacakları bir instagramları olmadığı için duvarlara resimler çizdiler. Ortam oluşturdular yani. Bu ortamlara bakanlar ise, ileride neleri yapacakları ve neleri avlayacaklarını gördüler. Bilgi ve tecrübe aktarımı oluştu bu resimlerle. İşte size, antik çağın Facebook’u, Instagram’ı…

Tarihte birçok şey şekil değiştirerek tekrar karşımıza çıkar. Nasıl ki, insanoğlunu oluşturan atomlar Big Bang ile ortaya çıkmıştır ve aslında insanoğlu 14 milyar yaşındadır. Öyle de, sosyal medya, Twitter veya Facebook ile ortaya çıkmamıştır. En başından beri vardır. Atomların oluşturdukları moleküller şekil değiştirmiş sadece, o kadar.

300px-Papyrus_Ani_curs_hiero[1]

Peki ya buna ne demeli? Antik Mısırlılar, hiyeroglifleri ne için kullanmışlardı? 3 bin yıl sonra gelecek insanlar buna bakıp hiçbir şey anlamasınlar diye mi?  Tabii ki hayır. İnsanın her yazılı veya görsel ürününün temelinde “fikir aktarımı” bulunmaktadır. O zamanın yöneticileri de, halka bir şeyler aktarmak, bilgi vermek ya da oraya geleceklere bir açıklama olacak şeyler için bu hiyeroglifleri dikilitaşlar ya da benzeri şeylerle şehirlerin, meydanların en görünün yerlerine koymuşlardı. Amaçları bir bilgi aktarımıydı. ve bunu da bunlar aracılığıyla yaptılar. Biz bugün bu hiyerogliflerin, dikilitaşların yaptığı işleri yapan sitelere Twitter diyoruz. Az ama öz. Kısa cümleler, açıklamalar. Her şey ortada.

“Tarih tekerrürden ibarettir” dediklerinde her olay tekrar yaşanacak diye algılayabiliriz. Böyle baktığımızda, geçmişte yaşananlardan ders almayan ve benzeri şeyleri yaşayanlara ahmak deme hakkımız var. Ama bu söz, aslında tekerrür edenin olaylar değil, kişiler ve kurumlar olduğunu anlatıyor. O halde tekerrürü tefekkür etmek için baya bir zamanımız var. Gelin, sosyal medyanın aslında son on yılda ortaya çıkmadığını kanıtlayan başka bir örneğe bakalım :)

Bir insan düşünün. Twitter’da 50 bin takipçisi var. o da 40 bin kişiyi takip ediyor. Gününün birçok vaktinde Twitter’da yazılanları okuyor, bir şeyler yazıyor. RT ve Fav bekliyor. Şimdi bu adamın, 100-200 sene önceki, kıraathanelerde çay içip sohbet eden, insanlarla konuşan ve etkileşim bekleyen adamlardan ne farkı var? Ben siz söyleyeyim: Yok. İnsan davranışları ne ilginçtir ki hiç değişmez. Bu da onun bir kanıtıdır.

ist4_kiraathane[1]

Pekiyi, ne oldu da bizler, son yıllarda medya kavramını bu kadar yerip sosyal medyayı göklere çıkardık?

Medya mecraları, gazete, televizyon, radyo vb, kurulması ve işletilmesi yönünden pahalı mecralar. Buna hepimiz kaniyiz. Yani sıradan adamlar, medya mecrası kurup işletecek güçte değiller. Bu da, insanoğlunun öz malı olan “medyanın”, Olimpos Dağındaki tanrılara ait olan ateş gibi, baronlara ait olmasını getirdi. Parası olan medya oluyor ve diğer, iletişime açık kişilerin algılarını yönetiyor. Bu hala öyledir. Kimisi para toplayıp medya mecraları satın alır, kimisi başka sektörlerden elde ettikleriyle medya baronu olur. Peki, dağdaki “baronlar”ın sahip olduğu ama kamuya ait olan “ateş” nasıl tekrar “ovaya” inecek? Bunu kim başaracak? İşte burada, web 2.0 dediğimiz teknoloji Prometheus’luk görevini üstlenmiş ve “ateş”i yani, medyayı, geçici sahiplerinden alıp gerçek sahiplerine indirmiştir. Bu sebeple medya baronları ve onların medya kalemşörleri sosyal medyayı sevmezler. Sürekli bir “kirli bilgi, teyit edilmemiş bilgi” yaftası ve “en iyi haberi biz veririz” havası ile yıllarca dolaştılar fakat Twitter’da hit olmuş konuları sitelerinde haber yapmaktan geri durmadılar. Şimdi, yaptıkları ise sosyal medyayı magazinleştirmek ve asıl amacından, gerçek görevinden uzaklaştırmak. Evet, geleneksel, hadi geleneksel demeyelim, konvansiyonel medya eliyle sosyal medyaya bir algı yönetimi kampanyası düzenleniyor. Sosyal medya, günlük tüketilen, zaman geçirmelik, vakit öldürmelik, laklaklık bir yer gibi zihinlere kazıtılıyor. Bunu da “Twitter” üzerinden gerçekleştiriyorlar. Twitter aşağı, Twitter yukarı. Twitter’ı sallayanlar, Twitter’da fenomen olanlar, Twitter, Twitter, Twitter… Sosyal medya denince akla sadece Twitter gelir oldu. Ama unutulmamalı ki, Twitter, eskiden beri olduğu gibi, “sosyal medya”nın bir kolu idi sadece. Parlayan yıldızı ama kendisi değil. Asla. Nasıl ki, mağara resimleri tüm insanlık tarihinin iletişimini tek başına temsil etmiyorsa, Twitter da, sosyal medyayı tek başına temsil etmiyor. Çünkü, bu mecra da “para” yakıyor ve kapanıp giderse sosyal medya da kapanıp gitmeyecek. Tüm sosyal medya stratejisini Twitter’a göre yapanlar işte bu riski gözardı ediyorlar. Twitter her şey değil. Sosyal medya Twitter’dan ibaret değil. Sosyal medya, şekil değiştirse de sürekli var olacak. Bu devirde sosyal medyanın “kalesi” bloglardır. Bunu asla unutmayın. Her şey gider ama bloglar kalır. Twitter, Facebook, Instagram vb. sadece bu kalenin burçlarından bir parçayı oluşturuyorlar.

Şimdi, sosyal medya dediğinizde aklınıza ilk Twitter geliyorsa, bunun neden böyle olmayacağını detaylıca anlattım ve sizin de bu fikirden uzaklaşmış olmanız gerekiyor. Olimpos Dağı’ndan zor bela indirilen ve sayesinde, indirenin lanetlendiği bu ateşi, “baron”lara tekrar hediye etmeyelim. Bu ateş bizim çünkü.

About SMH MAKALE

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

bahis siteleri kaçak bahis siteleri iddaa siteleri güvenilir casino siteleri