bahis siteleri bets10 canlı bahis siteleri iddaa siteleri bahis siteleri kaçak bahis siteleri iddaa siteleri güvenilir casino siteleri Zombilik Müessesesi ve Akıllı Telefonlar Üzerine: Walking Dead Sendromu | escort sakarya escort maras escort manisa escort edirne escort denizli

çankaya escort

Salı , 22 Ekim 2019
film izle sakarya escort sakarya escort sakarya escort maltepe escort sakarya escort sakarya escort
tempobet
Home » Genel » Zombilik Müessesesi ve Akıllı Telefonlar Üzerine: Walking Dead Sendromu

Zombilik Müessesesi ve Akıllı Telefonlar Üzerine: Walking Dead Sendromu

Yürüyen ölü nasıl olur? diye düşünen bir grup ileri zekalı, zombi kavramını ortaya attığından beri bu konuyla alakalı yüzlerce farklı film yapıldı, bir o kadar kitap yazıldı. Beynini kullanamayan ve et yiyen insanlar… Batı medeniyeti, tarihin her devrinde kendine birer korku ögesi oluşturmayı başarmıştır. Bu konuda oldukça mahirler. Cadılıkla başlayıp, vampirlere; oradan zombilere kadar uzanan geniş bir “korkutma” ögesi katalogu ile karşı karşıyayız. Aslında, her kültürde yer alan korku ögeleri, bir zaman içerisinde toplumu gerçekten korkutmuş ama daha sonraları efsaneleşmiş “mit”lerden teşekkül eder. Thor, Odin, Zeus, Poseidon, Hades gibi “tanrı”lar, insanlar üzerinde birer korku ögesi haline gelmiş ve bükemediği bileği öpen insanlarca bu kişiler “tanrı” ilan edilmişler. Savıma katılırsınız, katılmazsınız o sizin bileceğiniz iş.

Devletler, algı yönetimini her zaman kendi halkı üzerinde denemiştir. Çünkü hedef kitleleri halkıdır ve halkının desteğini, itimadını  kazanamayan devlet, daha doğrusu devlet yönetimi yıkılmaya mecburdur. İşte, algı yönetiminin, medya ile daha da geniş kitleler üzerinde kullanılmaya başlanması 2. Dünya Savaşı dönemine denk gelir. Goebbels’in propagandaları hala taze ve ders olarak okutulması gereken bir konu. Medyanın, radyonun, gazetenin kullanımının artması, propaganda ve algı yönetimini hızlandırmıştır bu dönemde. Toplumların korkutulması gereği, böyle büyük çaplı bir savaşta ortaya çıkmış ve devletler, halkını savaşmaya ikna etmek için korku ögeleri kullanmıştır. Bunların en çok kullanılanı tabii ki özgürlüklerin elinden alınması korkusudur. Özgürlüğünü kaybetmekten korkan insanlar “tıpış tıpış” savaşa gitmişler ve sonuç olarak dünya, 1939-1945 yılları arasında tarihin en büyük insan kaybını yaşamış. 80 milyon kişi… 2. Dünya Savaşı, ardında iki tane dev dünya ülkesi, iki tane utanç atom bombası, yıkılan devletler ve ölen milyonlarca insan bırakmış. Fakat bıraktığı sadece bunlar değil. Bir de, kökünün kazınması gereken bir ideoloji ölüsü kalmış geride: Faşizm. Psikoloji bozan savaş taktiklerini bir kenara bırakırsak, savaş sonrası, kalan çer çöpün sıkıntı çıkarmaması için halk arasında bir efsane dolaşmaya başlar: Nazi’ler gizli deneyler yapmışlardır ve bu deneylerin sonunda ölmüş askerlerin bazıları geri gelmişler. Yani Zombi olmuşlar. Bence, kalan ideoloji artığını ve bunun kökünün kazınması gereği algı yöneticilerini harekete geçirmiş ve kökeni büyücülüğe giden ve kökeninde sadece “hortlaklık” bulunan zombilik müessesesi, şimdiki haline iltica etmiş. Nazi Zombiler, yıllarca Avrupa’nın korkulu rüyası olmuş. Sonra bunu filmler, kitaplar izlemiş ve zombilik müessesesi, günümüzdeki haline evrilmiş: Et yiyen, akılsız, ölü/diri insanlar.

Zombilik için ne kadar araştırma yapsanız da elinize geçen en büyük şey vudu inancında var olan bir şey olduğudur. Yani kökeni noktasında fazla bir şey edinemezsiniz. Zaten zombi gören bir insan da yoktur. Peki bu korku ögesi neden bu kadar kullanılmaktadır? Az önce anlattıklarım, batı dünyasının algı yönetimi, “çerçöp” ideolojilerin verdiği rahatsızlık, popüler kültür bu korku ögesinin üstüne üstüne gitmektedir.

Bu kadar yazdıklarım işin girizgah kısmıydı aslında. Sizlere vermek istediğim bu kültür ögesinin, pardon korku ögesinin ne olduğuydu. Gelelim asıl konumuza. Mevlana, ağırbaşlı insanı tarif ederken onu içi dolu bir başağa benzetir. İçi boş başağın başı dik olur. Ama içi dolu başak, başı öndedir, eğiktir. Fakat gerçek hayatta başı eğik insanlar artık ağırbaşlı olmuyorlar. Başak metaforu, akıllı telefonlarla birlikte öldü. Başınız sağolsun. Artık, kafası direkt önündeki cihaza bağlı, onsuz yaşayamayan, yaşam destek ünitelerini yanında taşıyan ve yürürken bile ona bakar insanlar haline geldik.

Akıllı cep telefonları, bizi bizden alıp, bize bizden bırakmamıştır. Bir arkadaş grubu, akşam toplanmak için karar alıp toplandığında, konuşma yerine kafaları eğik bir şekilde telefonlara gömülüyorlar. Anın zevkini yaşayamıyoruz artık. Gittiğimiz mekanlarda check-in yapmaktan, fotoğraf çekmekten, sosyal ağlardaki güncellemeleri kontrol etmekten ortamın güzelliğine kendimizi veremiyoruz. Gelecek nesil çok ciddi odaklanma problemi yaşayacak. Odaklanamayan, dikkati dağınık, kafası karışık, kambur bir nesil geliyor! Wall-E filminde, her türlü teknolojiyle donatılmış uzay gemisinde şişman “insancıklar” gördük. Bunlar, pasiflikten ve ekmek elden su göldencilikten hayatın tadını unutmuş, tek dokunuşlar her şeyi değiştirdiği için yorulmak nedir bilmeyen, hareket edemeyen ufak tefek şeyler olmuşlardı. Ayağa kalkabilmek, ayakta durabilmek her canlıya bahşedilmemiş bir özelliktir. İşte akıllı telefonlar, ayağa kalkabilen bu canlının başını öne eğdirmiştir. Hiçkimseye baş eğmeyen kibirli insan telefonlara baş eğmiş durumda. Yürürken etrafını inceleyen insan azaldı artık. Ellerindeki GPS’li haritaları olan cihazlar onlara yardımcı oluyor. Farkettiniz mi bilmiyorum, artık direkt hedefe odaklandık. Hedefe varana kadarki yaşadıklarımızı “skip” tuşu olsa da geçebilsek diye düşünüyoruz artık. Yürürken yeni yerler keşfetmek yerine, teknolojinin bize sunduğu imkanları değerlendirip hayatı yaşamıyor, dijitali yaşıyoruz. Belki onlarca kere önünden geçtiğimiz yerleri farketmiyoruz da internette karşımıza çıkınca şaşırıyoruz. Akıllı telefonlara olan bu düşkünlüğümüz, bizi hayattan kopartmaya başladı. Suretler (surrogates) filmindeki gibi, yakında bizim yerimize tüm işlerimizi yapacak birer suretimiz olacak belki. Evden, dışarıdaki suretimizi kontrol edeceğiz. Biz, biz olmaktan, bizi biz yapan, insan yapan özelliklerimizden uzaklaşacağız. Uzaklaşıyoruz hatta.

Yürürken etrafınıza bir bakın. Ellerinde cep telefonları ile yürüyen nesli görün. Taş olsa takılıp düşecek sanal körlere şahit olun. Etrafına bakmayan zombilere bir bakın. Teknoloji bizi nereye götürüyor şahit olun. Bu kadar şeyi, bir gün, telefonuna bakmaktan etrafına bakamayan bir “zombinin” sokak ortasında bize çarpması/çarpmak üzere olması üzerine yazdım. Gerçekten, biz neden bu kadar ekran bağımlısı olduk. Bu da aslında sosyal medya bağımlılığına giriyor biraz. Bunun için de farklı bir yazı yazılır. Hatta bunun için araştırmalar, akademik çalışmalar yapılması lazım. Dünya nereye gidiyor diye sormazsak, her gelen yeniliğe kendimize adapte edersek, yakın bir zamanda bizi biz yapan hasletler bizden gidecek. Ninja Kaplumbağalar’daki beyin gibi, telefonlarımızda bizi yönetmeye başlayacak.

Cep telefonları insanları artık birer zombi yapıyor. Ben buna walking dead sendromu diyorum. Bu da literatüre bir armağanım olsun.

 

About SMH MAKALE

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mersin escort | escort mersin | mersin bayan escort | bursa escort | mersin escort | bursa escort | mersin escort bayan | escort mersin | www.mersinreferans.com | escort mersin | mersin escort
kaçak iddaa canlı bahis siteleri kaçak bahis

mersin escort
escort mersin | mersin bayan escort | bursa escort | mersin escort | bursa escort
mersin escort bayan

escort mersin

www.mersinreferans.com
escort mersin | mersin escort

evden eve nakliyat istanbul, araç kiralama

klima kombi servisi