Pazartesi , 28 Eylül 2020

Ailelerin Dramı, Bireylerin Çözülüşü; Can Çekişen Ruhlar

Olumsuzlukları görmekten, onları konuşmaktan ve birbirleriyle didişmekten başkaca şey yapmayan insanların ruhları yavaş yavaş ölüyor. Ruhların ölürken topluca çıkardıkları o dehşet verici uğultu bebelerin kulaklarını zehirliyor; asıl depremi bebelerin sebepsiz haykırışları haber veriyor; onların masum ruhları canhıraş feryat ediyor..

Evlerin içinde, sokaklarda, okullarda, iş yerlerinde ve daha birçok yerde insanların arasında büyük bir çatışma var; büyük bir depremden önce yerin derinliklerinden gelen o dehşet verici uğultu gibi bir uğultu kol gezmekte bu ülkede. İnsanların diğer insanlardan duydukları sesler, hiç kimsenin isteklerini anlatmıyor; istekler karınlardan yükselemeyen seslerde kilitlenmiş; onların zıddı ulaşıyor kulaklara.

İnsanlar konuşamıyor ve anlaşamıyorlar; sürekli itiyorlar birbirlerini, incittiklerini dahi düşünmeden. Geçen her gün dışlanmış, aşağılanmış duygular birikiyor. Olumsuzlukları görmekten, onları konuşmaktan ve birbirleriyle didişmekten başkaca şey yapmayan insanların ruhları yavaş yavaş ölüyor. Ruhların ölürken topluca çıkardıkları o dehşet verici uğultu bebelerin kulaklarını zehirliyor; asıl depremi bebelerin sebepsiz haykırışları haber veriyor; onların masum ruhları canhıraş feryat ediyor..

Toplumların temeli ailelerdir; bireyler değil. Kurumsallığını yitirmiş ailelerle dolu bu ülke. Anneler ve babalar ne yaptıklarının farkındalar ne de çocuklarını nasıl yetiştireceklerini biliyorlar.

Cehaletin genlere işlediği bir ülkede doğrunun nerde durduğunu bilen olmaz. Kokuşmuş ölçülerle değerlenen her şey gibi, insanlar da çürüyorlar. İki yüzyıldan beri ailenin temeline vurulan darbeler, cehaletin gücüyle beslenerek fertleri öldürüyorlar. Ne yazık ki; batı’nın asla bulamadığı, doğunun hep ihya ettiği “insanlık” cehaletin koyu taassubunda katledildi. Ve anneler, babasız büyüttüler çocuklarını. Savaşların çığlıkları asla dinmedi. Savaşların artıkları idi geride kalanların çoğu; okur yazar olmayan. Karacübbeli menfaatdarların kuklası idi insanlar. Sonra okur yazar her türlü cübbeli “hastaların” kuklası oldular; bilenler susturuldu ve insanlar nasıl çocuk yetiştireceklerini unuttular…

Aile kurumdur, ilk insandan bu yana. Anne ve babalar hep bildiklerini öğrettiler çocuklarına; onlara da bilmedikleri öğretilmişti daha önce. Ama şimdi, konuşmasını bilmeyenler konuşmayı, düşünmesini bilmeyenler düşünmesini öğretiyorlar. Kaybolan o kutsal kurum, korkunç uğultularla dillere “deli saçmaları”, kulaklara “kavga çığlıkları” aşılıyor; insanlar hep kavga ediyorlar…

Kuşkusuz insanı yaratan, onu başıboş bırakmamıştır ve bu karmaşa sona erecektir; ancak ondan önce insana düşen şeyler var; okumalı okur yazarlar, düşünmeli akıllılar; bilerek yaşamalı, bilerek öğretmeliler çocuklara…birbirlerinden nefret etmeden…ölmelerini istemeden…

 

Hakkında Seçkin Deniz

Analist Yazar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir