Pazar , 27 Eylül 2020

Bahar Turhan

Köşe Yazarı

Babam ve Bıyığı…

Babam kalp krizi geçirmişti. Hastane hastane, doktor doktor şifa aradığımız; gittiğimiz kapılardan “ameliyat şansı kalmamış, tüm dokularını kaybetmiş” şeklinde ümitsizce çevrildiğimiz günlerdi. Her duyduğumuz doktora koştuk, her söylenen profesöre ulaşmaya çabaladık. Bu arada kendisine durumun ciddiyetini farkettirmemek için, “bir doktor daha varmış o daha iyiymiş” yalanını defalarca söyledik. İnandı mı, inanır mı göründü bilemiyorum. Sessizce kabul etti hep… Sayısız çekilen efor testleri, laboratuvar tetkikleri, muayene randevuları, otobüslerde geçirilen onca saatten sonra bir gün beklediğimiz haber geldi. “Falan yerde filan isimli bir kalp doktoru varmış, bu da telefon numarası…” denilerek elimize tutuşturulmuş bir kağıt, kalbimizde umut çiçeklerini tomurcuklandırıverdi yeniden. Aynı film şeridi tekrar okundu; randevu alındı, otobüse binildi, muayene sırası beklendi, raporlar hazırlandı ve sonuç alındı. İlk kez bu ameliyatı yapabileceğine inanan bir doktordan alınan ameliyat tarihi ile çıkıldı ofisten. Doktor ameliyatı bağlı bulunduğu hastanede gerçekleştirecekti, çok yeni bir teknik olan robot kullanarak üstelik. Robot denilince aklına Japon icadı Asimo’dan başka …

Devamı »

Bir Dönemin Sosyolojisi ve Küçük Emrah

80’li yıllara ait sosyolojik bir olguydu zannımca. Entellektüel camianın sol ekseninde olmasından ötürü; hakkında yeterince inceleme yapılamadığından, gereği gibi deşifre edilemediğini, dolayısıyla da etkisinin o yılları aşıp bugüne uzandığını görmekteyim. Küçük Emrah bir çocuk şarkıcıydı, çok çocuklu kürt bir ailenin umuduydu. Bir ilkti ve onun açtığı kapıda arkasından gelenler çok oldu. Mahsun Kırmızıgül ve Ceylan vakaları bile bugünlerde müzik yapıyorlarsa bu olayda Emrah’ın hikayesinin katkısı vardır. Yıllar 80’li yıllardı, darbeden yeni çıkmış bir ülkede, çığ gibi büyüyen apolitize bir gençlik vardı ve bu gençlik akın akın büyük şehirlere akmaktaydı. Şehirlerde varoşlar pıtırak gibi bitiveriyorlar, ne kendi kültürlerini tam yaşayabiliyorlar nede şehir kültürüne adaptasyon sağlayabiliyorlardı. Gelenler mazlumdu, şehir acımasızdı. Tutunacak güvenilir dallar gurbette kalmıştı. Bu gençlik okullarda değilse iş hayatındaydı, orada da değilse kahvehanelerde, sokaklarda, hemşehri derneklerinde, topkapı otogarında, haydarpaşa istasyonunda, düğün salonlarında, bekar odalarındaydı. Bu ortamlarda birbirine benzeyen bu yığınların kültür elçisi Emrah oluverdi, onlara benziyordu, Diyarbakır’lıydı, acılıydı, boynu büküktü, …

Devamı »