Pazartesi , 28 Eylül 2020

Faruk Tamer

Edebiyat, Sanat, Eleştiri twitter.com/faruktamer

Kurtlar Vadisi- Filistin; Miadı Dolmuş Transsal/ Psiko-Sosyal Terapiler

Tarih isimlerin enselerinden gölge tozunu alınca, konsept danışmanlarının rengine dair tüm belirsizlikler ortadan kalkacaktı; emindim. Kafamın bütün devrelerinde o soru yankılanıyordu. Neden?  Neden bu isim? Bir devrin deşifresi ise bu dizi, perdeleme ustası bir ismin konsept danışmanlığında ne işi vardı? Hatıralarını yazdığı her derin dal kesilip koparılıyordu meçhule doğru. Dalların budaklarla ilişkilerinde, orada burada, genetik çözümlemelerde ve dahi beyaz renkli kalburdışıların didiklenme törenlerinde var olan bu ismin danışman olacağı konseptin kök ruhunu nasıl yorumlayacaktık? Yorumlayamadık haliyle; bekledik. Eğer bir daniş trendi varsa geçmişten şimdiye, daniş emretmiş kollar sıvanmıştı. Peki yoksa? Sekiz yıllık hareketli bir ritimden sonra, miadı dolmuş bir transsal terapinin de kalakaldığı bir yer olacaktı. Oldu. Her şey aydınlandı; ismin ensesindeki gölge tozunu aldı temizeller. Bir devrin, sona ermesi gerekiyordu ve bunun için lazım gelen her ismin üstlendiği bir rol vardı. Psikososyal kramp alanları sinema-televizyondu nasıl olsa; terapi orada yapılacaktı. İlk bölümlerindeki uzun yatak sahneleri, dokunaklı delikanlılık, hakiki kabadayılık, …

Devamı »

Hür Adam ve 57 yaşında Cesur – Tonton Çocuk

Filmin başrol oyuncusu Mürşit Ağa Bağ’ın Ülke TV’de söylediği gibi, saklı kalmış gerçekler varsa bunların aydınlatılması artık kaçınılmazdı. Süleyman Demirel’in “açıklanması için en az bir yüz yıla ihtiyaç var” dediği saklı gerçekler acaba bu filmle kendi şeffaflık arkında akıp gitmeye başlayacak mıydı? “Lafız mananın tabiatı müsaade ettiği ölçüde süslenmeli… Şekil, muhtevaya göre resmedilmeli; resmedilirken de mealin izni alınmalı… Üslubun parlak ve revnakdâr olmasına önem verilmeli, fakat gaye ve maksat da asla ihmal edilmemelidir… Hayal geniş bir hareket alanıyla desteklenmeli, ancak hakikat da hiçbir zaman incitilmemelidir.” Said-î Nursî Zihnimin daktilosu tıkırdıyor yolda giderken. Tanıtım afişlerinden/fragmanlarından kalan bir ses çınlıyor kulaklarımda… Bir Mehmet Tanrısever filmi… Mehmet Tanrısever…Tanrısever…Tanrısever… Takırtı duruyor ve ‘Tanrısever’in sözdizimindeki içeriği ve nedenselliği irdeliyor kafamda bir güç. Mehmet Tanrısever, Mehmet Tanrı’yı sever mi demek? Severse hangi Tanrı’yı sever? Tanrı, genel bir ad olduğu halde Mehmet yalnızca Tanrı mı sever? Zihnimdeki takırtı tekrar hareketleniyor… Ve nihayet soyadı kanunu gereğince konan rastgele …

Devamı »

Bir Alman BND/SS- Ergenekon İşbirliği; Kirli Propaganda Filmi -Takiye, Allah Yolunda-

“Dünyada para belirli ellerdedir, bu paranın halkın, Anadolu insanının eline geçmesi ile bazı kıskançlıklar yaşandı.” Dursun Uyar, Yimpaş Yönetim Kurulu Başkanı  SS Propaganda Bakanlığı’nın sinema filmlerinin klasik Alman karakterine uygun, kaba, incelikten yoksun doğrudan hedefe yönelen formunu 21. Yüzyılın çağdaş kalıplarında yeniden görmek gerçekten şaşırtıcıydı. Anlaşılan Almanlar hiç değişmeyecek. ‘Takiye, Allah yolunda’ filminin o karanlık şeritlerini izlerken mağlup ve mağdur bir Fransız olmadığımızı, aslında hiçbirimizin SS panzerlerinin çıkardığı homurtulardan ürkecek kadar sinmiş de olmadığını modern neo-nazilere yüz yüze anlatmak isterdim. Ve bir de Doğan Medya’nın dillere yapıştırdığı ‘Takiye’ denen şeyin aslının ‘Takiyye’ olduğunu, Takiyye’nin de ikiyüzlülük/dolandırıcılık demek olmadığını, aksine din ve vicdan özgürlüğünün bulunmadığı yerlerde din’in ve vicdânî kanaatlerin saklanması demek olduğunu, komik duruma düşmemek için bilmeleri gerektiğini söylerdim. Filmin jeneriğinde, bir Türk-Alman yapımından daha çok, Alman Hükümeti’nin Türk Hükümeti’ne karşı organize ettiği aşağılayıcı, küçük düşürücü kirli ve çirkin bir propagandanın detaylarını gördüm. Filmin senaristi internet taramalarında ilk adı olmadan …

Devamı »

Medya Etiği, Merkez Medya ve Görsel Problemler

Doğrunun eğriyle oturduğu, dost olduğu, sohbet ettiği ve ortak işler pişirdikleri yerler o kadar çok ki. Şaşırmamaya alıştık. Ve doğruyla eğrinin düşman olduğu yerler ise bir hayli ‘az’. Tersine alışkın olduğumuz, eğriyle bazen ancak teğet olur, diye bildiğimiz naftalin kokulu doğrular medya evreninde burulmuşluklarının hesabını yapamaz oldular. Saçmalıklarına itiraz etmeye yeltendiğimiz her seferde Medya’nın ilkeler demetiyle karşılaşmış olmaktan da pek fazlaca sıkıldık. Sıkıldık, çünkü; ilkeler hegemonyasında boğulan, ancak ciddî, etkili ve kişilikli medya potansiyeline sahip olmayan Medyamız, Avrupa ve Amerika basınıyla kıyas kabul etmez ikiyüzlülüklerle işleyen çarklara sahip.   137 askertarafındansevilir medya çalışanına karşılık 36 askertarafındansevilmez medya çalışanı ile uzun süredir devam eden büyük meydan savaşlarının da sonu gelmeyecek gibi görünüyor. Medya etiği gibi geyiklerle kurulun Basın Konseyi, askertarafındansevilir medya çalışanlarına sığınak olarak da duramıyor son yıllarda. Doğruları eğrilerle bir harç yapıp antidemokratik bezlerde dikiş tutturmaya çalışan medya sahiplerinin de kulakları adaletin parmaklarına yakalanmışken, etik kayda değer bir ‘nesne-şey-özellik-olgu’ olarak …

Devamı »

Bir ‘Öteki’ Prodüksiyonu; Uğur Dündar -İşte Hayatım-

“İlkelerin olacak, seni satın alamayacaklar.” Uğur Dündar, İşte Hayatım Nedim Şener, 67 yaşındaki araştırmacı-televizyoncu Uğur Dündar’ın özenle seçilmiş hatıralarını ‘İşte Hayatım’ adıyla kitaplaştırıp, Uğur Dündar’ın sevgili çocukları Bora, Bartu ve Damla’ya ithaf etmiş. Üç çocuk için örnek bir insan, övünülecek bir baba; insanî kaygılar dolayısıyla saygı duyulacak bir yapım. Ötekilerin yılmaz savunucusu, ajitasyon uzmanı Yılmaz Özdil’in, “Korktuğumuz için mi kaçarız? Kaçtığımız için mi korkarız? Bu sorulara kafa patlatmaktansa, yüzleşmemek en iyisi sanırım…”Bana dokunmayan yılan bin yaşasın”ı atasözü kabul eden topraklarda, ben mi kurtaracağım ülkeyi kardeşim? Ve haliyle… Bizim yerimize düşünecek, bizim yerimize elini taşın altına koyacak, bizim yerimize “korkmayacak” birini ararız. Çırpınacak… Boğuşacak… İftiraya uğrayacak… Yargılanacak… Bizim yerimize yanacak biri olsun isteriz. Korkularımız yüzünden gasp edilen kimliğimizi, kişiliğimizi, haysiyetimizi, özgürlüğümüzü bize geri verecek biri… Bizim yerimize, bizim hakkımı arayacak biri. İşte o… Uğur Dündar’dır.” sunumu, Geray Gençer’in kapak tasarımı ve Mega Basım’ın baskısı ile 448 sayfa olarak Nisan 2010’da Doğan …

Devamı »

Elif Şafak’ın Didaktik Romanı ‘İskender’; Boşluğun İkiz Kemikleri

“Şu hayatta insan en çok sevdiklerini acıtır. En derin yaralar ailede açılır, kabuk tutsa bile kanar hikâye, içten içe…” Elif Şafak, Yazar Bir romancı, parlak, yıldızlı/yaldızlı göğüyle bir fânus içinde yazar romanını. O fânusunda yalnızdır; bir büyücü gibi parmaklarını oynatır ve fânusun içinde özgürce uçuşan harflerini dilediği dizilişlerle sözcüklere, cümlelere ve taksimpark.com parağraflara dönüştürür. Parmaklarındaki güç zihninden kılcal damarlarına inen kurgudan beslenir. Bazen içindeki fânustur zihni; bazen fânus kurgusudur yazarın.  Ve roman bitene dek o fânus o büyücüyü, o büyücü o fânusu  terk edemez. Roman bittiğinde ise romancı bitkin ve büyüsünün sonuçları için meraklıdır. Fânus dağılır ve herkes romanı ve romancıyı görür. O andan sonra artık herkesin özgür harfleri dudaklarından dökülmeye başlar. Eleştiriler göktaşı yağmurları gibi dökülürler. Ne yazık ki; büyücü korumasızdır ve artık gök durulana dek başkalarının büyülerine tahammül etmek zorundadır. Büyücünün kelebeği konacağı sonlu sayıda zihin aramaya çıkmışsa da, gök asla tekin değildir; göktaşları asla küçük değildir. Elif …

Devamı »