Pazar , 27 Eylül 2020

tiananmenian

Sauron; Karanlığın Sosyal Medya Ayağı

“Sauron” her yerde… Sürekli arar, uyumaz, yorulmaz, acıkmaz, dakika ara vermez; Herhangi bir yerde, herhangi bir şekilde iyilik, mutluluk, sevgi, barış, huzur namına bir şey görürse eğer; odaklanır ve orklarını, nazgullerini, hizmetkarlarını, karanlığını üzerine salar… Köpekleri de pek bir keyifle iyiliğe, beyaza, çiçeğe, güzelliğe saldırırlar. Amansızdırlar, sayıları çoktur, karanlıkları derindir, vahşi ve acımasızdırlar… Dişileri pek bir şedittir, şerri ve dili zehirlidir… Hiçbir şey elinden gelmezse eğer tükürüğe boğmaya çalışır güzelliği! Bastığı yerde ot, baktığı yerde ağaç bitmez. Alaycı, kindar, ilkel ve cahildir. Acıtmak için her yöntemi dener! Biz kendilerine kısa yoldan “şeytanın hizmetkarları” diyoruz; Siyasetçi, dindar, kahvehane müdavimi, emekli, devrimci, öğrenci, işsiz olmaları pek bir şey ifade etmez, asıl işleri nefretleriyle insanları, dünyayı, tabiatı herhangi bir şekilde tahrip etmektir… Frekansları değişik olabilir; Bazı günler vardır, sauron çoşar! Gözü her yeri dolaşır, kalbi her müridinde atar, dalga dalga yayılır! Küçük adamları bu yük altında ezilirken görebilirsin, boşuna merhamet dilenirken ya da! …

Devamı »

Bağlantısız

Sistem, sistem, sistem, çevirip durdum zihnimde bir süre kadar bu sihirli kelimeyi.  Fırsatını bir yakalasam kendimce toplu resim çekme faaliyetini deneyeceğim ama benimki Alev ablanın yıllar önce yaptığı ve halen devam etmekte olan “Or’da kimse var mı?” serisinden çok farklı olacak. ( Kendisine selam olsun, serinin son ve beşinci kitabı yakında raflarda yerini alacakmış aldığımız duyumlara göre. ) Aynı havayı soluyoruz ama benim Türkiye’m Alev Alatlı’nın tasavvurunun ancak sabaha karşı dört buçukta ayazda kalmış kadarı olabilir elbette.  Yerimiz belli, çevremiz var olduğumuz basamağın sadece basit bir kartviziti.  Küçük adam olmanın kendine göre bir dünya avantajı mevcut canım ciğerim.  Çok kolay kamufle olabiliriz mesala, hiç ses çıkarmadan yıllarca saklanabiliriz, ki bir kısmımız bu aşamada aşınıp eriyebilir.  Sabırla ve inatla direnebiliriz ve direnç gösterdiğimiz şeyler dahi bunu hissetmeyebilir, çok rahat ölürüz mesela.  Her türden herhangi bir sudan sebep bize anında kalıbı dinlendirtebilir ve muhtemelen Teşvikiye Camii’nden kalkmaz cenazemiz.  De bayram değil seyran değil eniştem, aman ya enişte …

Devamı »

Varlığım Finans Sistemine Kurban Olsun…

Beş on yıl kadar önce büyük bir süper marketin inşaatında, şantiyede çalışıyoruz İstanbul’da. Personel işlerindeyiz ya, kredi kartı pazarlayan şirket elemanları öncelikle bize uğrarlar ve genellikle öğlen yemeği saatinde işçi yemekhanesinde toplantı yapıp, form dağıtırlar. Kapitalizm işi çözmüş, çiçek gibi kızları istihdam ediyor bu işte, mini etek ve makyaj on numara, saçlar fönlü, tırnaklar cilalı, konuşma afili.  Gün boyu tozun toprağın arasında kazma kürek sallayan işçi arkadaşların önce gözle etkilenmesi ardından başvuru formlarına imza atarak kartlarına kavuşmaları hedeflenir nasılsa. Sadece bir tanesininden örnek vereyim; Afyon’lu, okuma yazması yok, evli, üç çocuklu, ne iş olsa yapar cinsinden. Hesapta nasihat veriyoruz ne ama aradan altı ay geçmeden köyden çağırıyorlar bunu, çocuğu hastalanmış, atlayıp gidiyor memleketine izin alarak. Bir hafta sonra dönüyor ve yaklaşık iki ay kadar sonra banka, maaşına haciz koymak üzere avukatıyla bize başvuruyor icra yazısı eşliğinde. Maaşının üçte birine el koyuyorlar geri kalan sürede. Hayat devam eder, borçlu borcunu öder, avukat yüzde on iki payını …

Devamı »

Köylü Şehirli Ayrımına Dair: Orda Bir Köy Var Uzakta…

Köylü denildiğinde biz köyümüzü ve orada var olan ama şehirde rastlamadığımız her türlü güzelliği hatırlıyoruz.  Diğerleri Kıbrıs gece hayatı ise köylü denildiğinde; bize, kıyafetimize, konuşma tarzımıza, düşünce yapımıza bakıp şehre getirdiğimiz çirkinlikleri düşünüyorlar… Tasnif ve genelleme, modernizmin hediyesi “herşeyi biliyoruz” bayrağına gönder oldu artık.  “-mış” gibi yapmak ise öteden beri genel karakter özelliğimiz zaten… Helin Avşar’ın yarı çıplak resmini tam sayfa kapak yapan bir gazetenin yılbaşında meydana gelen Taksim rezaletini ( akıllara zarar, tasvip edilecek herhangi hiçbir yönü yok ve bir dostumuzun deyimiyle üç beş dallamanın fevri davranışı ) eleştirmeye ne kadar hakkı olduğunu düşünmek gerekir öncelikle… Şehirli Hıncal Uluç’sa ben değilim, Fazıl Say’sa hiç değilim, Türkan Saylan, Arzu Yanardağ, Mustafa Altıoklar, Pelin Batu, Ahmet Hakan, Yasemin Kozanoğlu, Ayşe Özyılmazel ve aklıma şimdilik gelmeyen binlerce isimse eğer şehirli, kalsın hocam ben köyümü ve köylü olmayı tercih ederim… Köyde doğdum, hastane kaydım yok, hangi saatte doğduğumu rahmetli annem bile hatırlamadığından yükselen burcumu bilme şansım da yok. …

Devamı »

Sosyal Ağ ve Diğer Şeyler…

“Sosyal Ağ” adlı filmde bedava müzik paylaşım sitesi Napster’in kurucusu Sean Parker  ile Facebook’un kurucuları yemekte buluşurlar.  Bir tanesi ‘ın iflas etmesinden bahis açar.  Malum müzik şirketleri yüksek tazminat istemiyle site ve kurucularını davaya boğmuş ve neticede şirket iflasını açıklanmış ve internet sitesi kapatılmıştır.  Sean Parker, müzik piyasasının yönünü kendisinin iflah olmayacak biçimde değiştirdiğini ve yatırım amacıyla müzik şirketi satın alıp almayacaklarını sorar diğerlerine… Mesaj açıktır;  İnternet ve sonrası vardır artık.  Bu değişimden, siyasetten spora, medyadan üniversiteye her yapı, oluşum ve kurum etkilenecektir bundan böyle.  İnternet ile birlikte demokrasi, insan hakları gibi temel kavramlar artık yeniden tanımlanmaya başlayacak, yüzyıllardır düşünen insanları meşgul eden hak, özgürlük, barış ve benzeri somut kavramlar bile yeniden, bir kez daha elden geçecektir. Eli henüz kalem tutan ve tüm olayı “slm” dan ibaret yeni yetme ergenlerden, kelli felli yazar ve filozoflarına kadar herkes bu oluşumun hem oyuncusu hem de yönetmeni durumundadır.  Adı ve amacı her ne olursa olsun, meydana gelecek bir hareketlenme, toplu gösterim, …

Devamı »