Cumartesi , 28 Kasım 2020

Zeynep Sena Özmen

Benim Adım İstanbul

Cumhurbaşkanının da o malum tweetinde dediği gibi; İnsan gerçekten hayret ediyor. Klişeler hayatımızın kirişleri. Ne kadar dekor ile gizlesek, hatta çoğu zaman dalga geçsek bile hayatımızı onlar üzerine inşa ediyoruz. Orhan Pamuk da artık emin olduğum üzere en büyük klişeyi romanları için iskelet edinmiş durumda. Benim Adım Kırmızı’da, Masumiyet Müzesi’nde.. İstanbul’un ekmeğini hikayelerin suyuna bana bana bir güzel yiyor. Güzelim Derssaadet’imizin artık taşı toprağı kalmadıysa insanlar altın olan hatıralarından faydalanmalıdır elbet. Yazar, her eserinde olduğu gibi edebi becerisinin üzerine belki de yeterince düşmeden, hatıralara ve anı coğrafyasına korkunç bir emek sarfediyor. İşte o not edilmelik cümleleri de belki çok düşünerek ya da gece uykudan uyanıp ilham notları sayesinde değil, bu gözlemleri neticesinde yazabiliyor. Zincirleme şifreler bırakıyor. Sanki “Bakın semt ile ilgili ayrıntıyı burada söyledim, gittiğinizde dikkat edin” der gibi. Gözlem yeteneği olmak zorunda olan bir yazarın elinde İstanbul gibi bir nimet varsa Şeküre de, güzeller güzeli Füsun da ancak bir …

Devamı »

Zaafiyet Aranıyor

Tarif edilemez kof bir gururla Kızılay’ın kan bağış sedyesinde doğruluyorum. Hemşire doktoruna sesleniyor; “Doktor bey, bulunmayan kandan bağış aldık!” gözlerimi etrafta gezdiriyorum. Pek kimsenin umrunda değil. Olsun. Benim kanım %1 bulunuyor AB RH (-). Peh.. Ailede 7 kuşaktan tek negatif kana sahip olmanın nedeni belirlenemez onurunu yaşıyorum bir süre. Herkes ihtiyatla akıl veriyor “Aman dikkatli ol” Rahmetli annem kanser tedavisi görüyor, sürekli kana ihtiyacımız oluyor. Hassasiyetler şelale, bu yüzden bir çeşit soyu tükenmekte olan insan türü muamelesi görüyorum. Günlerden bir gün crome sekmelerinde elim sende oynarken bir tweet’e denk geliyorum “Çok acil kanser hastası için Ab Rh (-) kana ihtiyaç var numara …..” hiç bakmadan numarayı çeviriyorum (Şehrin Tunceli olduğunu görmüyorum çünkü çoktan Clark olmaktan çıkmış Superman’e evrilmişim) Abimi uyandırıyorum, kendimize empatilerden empati beğenerek aslında saflığın doruklarında operatör sesiyle karşılaşıyoruz: “ böyle bir numara bulunamamaktadır” nasıl olmaz ya hu! Bu numara var, hem de en elzem şekilde bana ihtiyacı var! …

Devamı »

İleştik

Hiçbir yalan affedilmekle yalan olmaktan çıkmaz. Hangi arsız yalnızlık bedelidir, unutmakla ödüllendirildiklerimiz? Mavi bir yara bandı sarıyoruz açık hayal kırıklıklarımıza, boğaza nazır fincan kulplarında kalıyor soru cümlelerimiz, banka şifreleri arasında kaybolmuş veda kısa mesajları.. Hey, hepimiz çok yorgunuz. biz telekominikasyon çocuklarıyız.. İleştik, ileştik ve sonunda ‘izm’ ile biten bütün hastalıkları her yıl birimiz muhakkak geçirdi. Hepimizin yüzünde allık fırçasından damlayan aynı metalik gülüş. Adımızdan sesli harfleri attık, ceket giymeyen, sesi gür çıksa da fark edilmeyen babalar, yemek yerine vitamin veren, saksı çiçeği yetiştiremeyen anneler devşirdik sosyal sağlık kurumlarından. Hayatımızın bir kamu spotu var ise o da birbirimize yalan söyleyişimizi kabul ettiğimiz sohbetlerimiz oldu. İşte tam benim burada yaptığım gibi. Affediyoruz birbirimizi, kendimizden başka her şey için yaşadığımızdan dolayı, ama dedim ya çıkmıyor yalan mahiyetinden. Bir gün playliste rast gele atılmış bir şarkı yakmasa hüzün sensörümüzü, hiçbirimiz ağlayamayacağız. Ağlamama aşısı çıkarsın diye ilaç firmaları, hepimiz dört gözle bekliyoruz. Sonra bannerlarda yanıp …

Devamı »