Pazartesi , 28 Eylül 2020

Ayaküstü Sevişmeler Röportajı

Zeki Bulduk

En çalışkan Şair ve yazarlardan biri olan Suavi Kemal Yazgıç kendi sitesinde, ödüllü yazar Zeki Bulduk ile güzel bir röportaj gerçekleştirmiş, biz de bu iki değerli yazarın söyleşisini okurlarımız için paylaşmak istedik buyrun;

Zeki Bulduk’un 2008 yılında Ahmet Hamdi Tanpınar Roman Ödülü’nde üçüncü olan dosyası Ayaküstü Sevişmeler, nihayet okuruyla buluştu. Bulduk ile romanını konuştuk.

Kahraman kadrosu en kalabalık olan romanın Ayaküstü Sevişmeler oldu galiba. Ancak bir açıdan bakınca da romanında yer alan kişilerin hiçbiri kahraman değil. Ortak paydası ne bu insanların?

Sanırım kalabalık gerekiyordu. Nümayiş vardı. Merhamet yoktu. Mantık yoktu. Akıl tatile çıkmıştı. Söz, en absürd biçimde kullanılıyordu. 1997-2007 arasında dilin şehveti dört bir yanı sarmıştı. Birilerinin hakkını hak gaspedenler savunuyor, zulüm gerekçelendiriliyor, akıl oyunlarından çok “ben dedim oldu” faşizmi dört bir yanı dolaşıyordu. Yorulan ama kavga etmekten, âşık olmaktan, pes etmeyip inadına çağın ve akıl tutulmasının karşısında duran, çıkış yolları arayan kahramanlarım oldu. Merhamet ve kavga sanırım ortak yanları. 

Harut ve Marut “Biz ancak imtihan için gönderildik. Sakın yanlış inanıp da kâfir olmayasınız!” diyorlardı. Ya senin romanındaki 21. yüzyıl Harut ve Marut’u ne diyor?Harut ve Marut bir yönüyle o kuyuya hapsedilen melekler; diğer bir yönüyle ise İsa ve Yahya. Mülayim ve sert. Her ikisi de aynı kıza âşık. Belki de her ikisi de garip, göçmen, yalnız, bu dünyaya ait değilmiş gibi olana âşıklar. Bunun adı yitik yani hikmette olabilir. Söyledikleri? Bir şekilde kavga edin, direnin, insan olun, boyun eğmeyin, yazıyla, ses ile aşk ile yürüyün yolunuzda. Eylem yapmaktan korkmayın! Bu güne kadar kavga edenlerin içinde olmamış bir cemaatin, topluluğun iki üyesi aslında onlar. Vurana elsiz, sövene dilsiz gerek, anlayışının bir şekilde değişmesi gerektiğine inanan çocuklar…

28 Şubat öncesindeki Üniversite yıllarımın heyecanını ve sonra

Suavi Kemal Yazgıç

sındaki savrulmaları okudum senin kitabında. Sence “aşırı bir yorum” mu yapmışım?

Doğrudur. Bir dönem romanı yazmaya çalıştım. Günlükleri baskı aşamasında çıkardım. Eğer günlükler de olsaydı o tarihlere dair alınmış notlar, o dönemde üniversitelerde meydana gelen olaylar ve kişilerin pozisyonları daha net görülebilirdi. Roman tekniği açısından yorucu olmaması için Marut’un Günlükleri kısmını çıkarmak zorunda kaldım. 28 Şubat; ayaküstü yapılmış bir darbe. İnsanların ayaküstü yaşadıkları bir dönemde oturup ağlamasına dahi izin vermedikleri kızları okullardan yaka paça attıklarında ortaya çıkan “ayaküstü ölümlerdi”. Bir çeşit ruh ölümleri yaşandı o dönemde. Unutulmaması gerektiğini düşünüp ayaküstü tacizleri oturup yazdım.

Bu roman Tanpınar Roman Ödülü’nde ikinci olalı çok oldu. Yayınlanması niçin bu kadar gecikti?

Nasip… İsmi ve günlüklerle ilgili sorunlar çıktı. Beş yayınevine gitti. Bunlardan dördü kendileri istediği halde sonuca ulaşamadık. Kırgınlığım yok. Ama yayınlanmaması sancılandırdı epey. Zira yeni çalışmalara salimen başlayamadım. En önemlisi de 28 Şubat darbesi, 2007 seçimlerinin mahiyeti, unutulan ihtiyarlar, birdenbire alınan özgürlüklerin sanki müsveddelerde kalacağı kaygısıydı. Destek yayınları ise gözü kapalı, yazınıza güveniyoruz, diyerek aldılar, benim kadar sahiplendiler kitabı. İsim bahsinde ise; ağızlarında pornografik şivelerle dolaşan insanların kitabın içeriğine ve adının anlamına dahi bakmadan idam urganını kitabımın başına geçirmeleri ne akla ne de izana sığan bir vandallık.

Elif; sahi Elif’in, Eliflerin hikâyesi yok mu?

İnsanın kemiklerini ağrıtacak hikâyeleri var Eliflerin. Devletin, babalarının, gönüldaşlarının; hatta âşıklarının dahi anlamak istemedikleri Havva denli yalnız ve muazzam hikâyeleri var. Eliflerin hikâyeleri rahme benziyor. Kanıyor ve doğuruyor. Görenler ise sadece acı çektiklerini zannediyorlar.

Musahhih, bilinçli bir seçim mi? Dindar bir babanın sosyalist oğlu. Hem dini literatüre hem sosyalist dile hâkim ama bohem bir hayatın içine yuvarlanmış gibi…

Musahhih gibi olan insanlar Elif’in hikâyesini merak ettiler. Onu ciddiye aldılar. Hatta âşık oldular. Ama zulmetmekten de geri durmadılar.

İhtiyarlar ve Doğulu Aydınları Aydınlatma Cemiyeti için ne diyorsun? Mesela Cemiyet ile bir kurumlaşmadan, daha sonra da meydana gelen yozlaşmadan mı dem vuruyorsun?

Kurumlar tabiatı gereği eninde onunda yozlaşırlar. Ancak, iddiası insana hizmet olan kurumlardaki yozlaşmalar daha çok göze batar. Her ne kadar DAAC gibi dernek ve kurumlar tutup önce yüreklerini ve ceplerini ta dibine kadar açsalar da eninde sonunda kayıplar başlıyor. Bilhassa yeşil sermaye kaynaklı dernek ve vakıfların son yıllarda içinde bulunduğu durumlar… Bu konu es geçilecek bir konu değil. Bilhassa kendini dindar ya da İslamcı addeden insanların daha rikkatli yaklaşmaları gereken bir konu olduğunu düşünüyorum.

Bugünlerde neler yazıyorsun?

Beni heyecanlandıran, anlattığım kimseleri de meraklandıran bir Gökdünya üçlemesine başladım. İnşallah bahar sonu birinci kitap hazır olacak. Tasavvufi, fantastik, Amak-ı Hayal izleğinde bir deli metin işte. El-Muallim’i buldum ve o beni hem hikâyeye hem de Gökdünya’ya götürdü.

Hakkında Hasan Yener

SM Haber Genel Yayın Yönetmeni SEO - Digital Pazarlama - Sosyal Medya Pazarlama iletisim@sosyalmedyahaber.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir