Salı , 22 Eylül 2020

“Beşiktaş’ın Çocuğu”…

Futbola genel bakış açım olarak sadece saha içerisinde yaşananlarla ilgili fikir beyan etmekten yanayım. Bu tavır, son zamanlarda adliye koridorlarına taşınan oyunu, inatla esas ait olduğu yerde tutma gayretimin yanı sıra, sürece karşı koyduğum tepkinin de göstergesidir. Protest bir tutum ya da fanatikçe bir yaklaşım olarak gözükse bile, özünde bu yaklaşım futbolun temiz kalmasına olan umudum ve direncimi temsil etmektedir.

 


Futbol, nasıl ki “asla sadece futbol değil” ise, büyük sermayeli şirket yöneticilerinin, kendi hesapları ve çıkarları peşinde koşanların arka bahçesi de değildir. Futbol halkındır. Öyle kalmalıdır. Bir temaşaa alanı olarak futbol sahası, temsil ettiği güçten, yalancı ve şiddete meyleden rekabetten, sansasyondan, paradan ve türlü küçük hesaplardan ne denli arınırsa, o kadar bizdendir ve o oranda seyredilebilir. “Marka değeri” denen mefhumun ederini yayın ihalesindeki sıfırlar değil, sokaktaki adamın o markaya duyduğu saygı, beslediği güven ve taraftarı olduğu takım üzerindeki bağlılığı belirler.

 
Amatörizmin ruhunu çok daha öncelerde üfleyip söndürmüş üllkemizde 3 Temmuz sabahından şimdiye kadar gelinen süre de görüldü ki, mumu söndürülen sadece amatörizm değil, eşit şartlarda rekabet, rakibe ve oyuna saygı, dürüstlük gibi değerler de arka plana atılmı. Tarihi yüz yıllarla ifade edilen kulüplerin başına yönetici diye geçen kişilerin içinde bulunduğu karmaşık ilişkiler ağı, yeşil sahalara sıçramış, topa dokunmaması gereken herkes birbirine taban girmiş, çift dalmış..

 
Ucu bucağı gelmeyen bu kusurlu hareketleri yapanlar, Türk Adaleti’nden ne gibi cezalar alacaklar, göreceğiz. Bu cezalardan daha belirleyici olan ise, futbol tanrıları ve bu oyunu kendinden gören tribündeki çoğunluk tarafından kesilecek “ceza”. Oyunu kenardan izleyen bir çift göz olarak açıkça ifade etmeliyim ki, kirli elleriyle futbol topuna dokunan hiç kimseyi asla affetmeyeceğim.

 
Beşiktaş camiası yaşanan sürecin en başından bu güne kadar ilk bakışta dik bir duruş göstermiştir. Her ne kadar Fenerbahçe gibi ağır travmalardan geçmemiş, basının hışmına uğramamış olsa da, kolay atlatılabilir süreçler olduğunu kimse iddia edemez. “Aklanın gelin” çıkışı çok örnek ve hayran olunası bir tepkidir. Kimse kimseyi asmamış, çarmıha germemiş, sadece “Masumsanız zaten ortaya çıkacaktır. Yok, değilseniz bir daha adınız bizimle anılmasın” diyebilmiştir. Ama bu duruşa aniden eklenen ve kendiliğinden gelişerek yayılan “Beşiktaş’ın çocuğu” etiketi olur olmaz yerlerde kullanılmış ve içi boşaltılmıştır. Tıpkı Yıldırım Demirören’in ağzında son derece eğreti duran “Beşiktaşlı duruşu” aforizması gibi, her mağdura, her başı sıkışana “Beşiktaş’ın çocuğu” muamelesi yapmak, Beşiktaş’ın öz evlatlarına en hafif haliyle hakarettir.

 
Şeref Bey Stadı’nda oynanacak bir maç öncesi hakem triosundan baş hakem Fırat Aydınus, “Beşiktaş’ın çocuğu” değildir, olamaz.(Ama sahada ısınırken tribünlere o şekilde çaığırılmıştır) NBA’den ligimize transfer olan Allen Iverson da değildir, Deron Williams da..(Her ikisi de bu tezahürat ile defalarca onurlandırılmış, pankartlara yazılmış, Derron Williams’ın forması emekli edilmiştir. Üstelik Baba Hakkı, Şeref Görkey gibi efsane isimlerin forma numaralarının temsilen de olsa emekli edilmesi kimsenin aklına bile gelmemişken!) Beşiktaş’a çok değerli transferleri kazandırmış ve kısa sürede camiada saygınlık kazanan, son şike soruşturmaları kapsamında 6 ayını cezaevinde geçiren, dün akşam itibariyle tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan Adanalı işadamı Serdal Adalı da “Beşiktaş’ın çocuğu” değildir. Olamaz. Olmamalıdır. Camia içerisinde az çok sivrilen herkese bu yakıştırmayı yapmak yüz yıllık tarihini deviren Beşiktaş’ı değersizleştirir. Bu camiaya malolmak, unutulmazlar arasına girmek bu kadar kolaysa, hayatı boyunca Beşiktaş’tan aldığı tek transfer ücreti sadece bir takım elbise ve bir spor çanta olan Baba Hakkı’ya ne diyeceğiz? Jübile teklifine “Beşiktaş’ın bana borcu değil, benim Beşiktaş’a borcum var. Jübile istemez. Beşiktaş istesin, kapısında bekçi bile olurum. Benim için şereftir.” diyen Recep Çetin’i ne diye çağıracağız? Avcılarspor’dan 17 yaşında alınan ve bonservis ücreti olarak eski kulübüne bir takım forma diktirilen, Feyyaz Uçar’ı ne diye anacağız?

 
Futbolu bıraktıktan  yıllar sonra kendisiyle yapılan bir röportajda spikerin “Beşiktaş’ın efsane isimlerinden biri” girişine şu cevabı veren Metin Tekin’i nasıl anmalı;

-Hep efsane olmaktan bahsedilir ya… Efsane, yıllar aşıp yüzyıl öteye geçebilmektir. Bir çocuktur sizi o yıllar öncesine götüren ya da efsaneleştiren. Biz nasıl Baba Hakkı’yı merak edip onu araştırıp, neredeyse ellerimizle dokunduysak, yıllar sonra bir çocuğun bizi aklına düşürüp araştırmasıdır. Biz, o efsane içinde olan şanslı insanlarız. Yoksa efsane olmak ne haddimize. Tek efsane vardır o da Beşiktaş’tır…

 

Ali Gültiken Beşiktaş’ın çocuğudur. Şifo Mehmet, Recep Çetin, Feyyaz Uçar Beşiktaş’ın çocuğudur. Necip Uysal, Atınç Nukan, Muhammed Demirci Beşiktaş’ın çocuğudur. Baba Hakkı’nın alnını öptüğü Süleyman Seba, Beşiktaş’ın en kıymetli çocuğudur. Tayfur Havutçu, kişiliği, beyefendiliği, dürüstlüğü ve bu formayı hakkıyla terletmesiyle Fenerbahçe’den gelmiş olmasına rağmen öz be öz Beşiktaş’ın çocuğudur..
Herkes bu forma, bu kulüp, bu arma için mücadele eder. Dün etmiştir. Yarın binlercesi yine edecektir. Kimi yönetici olur, mesai harcar, kimi futbolcu olur, formayı terletir, kimi Başkan olur, hizmet eder. Bu mevkidekilerden bazıları başarılı sayılır ve “saygın” kişiler olurlar, kimileri hayranlık uyandırır ve “yıldız” olurlar, kimileri ise her şeyiyle adından söz ettirir ve “efsane” olurlar. Çok nadir bazıları da bunların tümünü aldığı Beşiktaş terbiyesiyle yoğurur, senelerce sırtında bu ağır yükü taşır ve Beşiktaş’ın çocuğu” olurlar. Herkes bu camiaya hizmet edebilir. Ama herkes bu camianın “çocuğu” olamaz.

 
Hele, son yıllardaki inanılmaz başarılarının gölgesinde hep görmezden gelinmiş maddi sorunlarıyla boğuşan, aylarca alacaklarını tahsil edemeyen teknik ekip ve oyuncu kadrosunun ellerinde yükselen, Avrupa’da dahi ses getirmiş, namağlup şampiyon Beşiktaş Hentbol Takımı güneş gibi ışıldarken, birilerine “Beşiktaş’ın çocuğu” demeden önce iyice bir düşünmek icap eder.
Geçmişe çok selam yolladık. Büyük Başkan Süleyman Seba ile kapatalım;

“Herkesi bir zaman aldatabilirsiniz.
Bazı kişileri her zaman aldatabilirsiniz
Ama herkesi her zaman aldatamazsınız.
Ben kimseyi hayatım boyunca aldatmadım..
Beşiktaş için bir şey yapmak istiyorsanız, kimsenin adamı olmayınız!”

 

Hakkında Can Durukan

Köşe Adı: Demarke Pozisyon Spor Yazarı. İnternet Yayıncısı, Editör

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir