Cumartesi , 28 Kasım 2020

Bir Dönemin Sosyolojisi ve Küçük Emrah

80’li yıllara ait sosyolojik bir olguydu zannımca. Entellektüel camianın sol ekseninde olmasından ötürü; hakkında yeterince inceleme yapılamadığından, gereği gibi deşifre edilemediğini, dolayısıyla da etkisinin o yılları aşıp bugüne uzandığını görmekteyim.

Küçük Emrah bir çocuk şarkıcıydı, çok çocuklu kürt bir ailenin umuduydu. Bir ilkti ve onun açtığı kapıda arkasından gelenler çok oldu. Mahsun Kırmızıgül ve Ceylan vakaları bile bugünlerde müzik yapıyorlarsa bu olayda Emrah’ın hikayesinin katkısı vardır. Yıllar 80’li yıllardı, darbeden yeni çıkmış bir ülkede, çığ gibi büyüyen apolitize bir gençlik vardı ve bu gençlik akın akın büyük şehirlere akmaktaydı. Şehirlerde varoşlar pıtırak gibi bitiveriyorlar, ne kendi kültürlerini tam yaşayabiliyorlar nede şehir kültürüne adaptasyon sağlayabiliyorlardı. Gelenler mazlumdu, şehir acımasızdı. Tutunacak güvenilir dallar gurbette kalmıştı. Bu gençlik okullarda değilse iş hayatındaydı, orada da değilse kahvehanelerde, sokaklarda, hemşehri derneklerinde, topkapı otogarında, haydarpaşa istasyonunda, düğün salonlarında, bekar odalarındaydı.

Bu ortamlarda birbirine benzeyen bu yığınların kültür elçisi Emrah oluverdi, onlara benziyordu, Diyarbakır’lıydı, acılıydı, boynu büküktü, yaralıydı ve acıların çocuğuydu. Ne kadar acı varsa hayatta bir kendilerinin başına geliyordu birde filmlerdeki Emrah kardeşlerinin. Saftı, kolayca kandırılıyordu bu yüzden. Ailesi de öyledir filmlerinde, annesi kızkardeşi kötü yola düşer, çalışıp biriktirdiği parası elinden alınır, amca bildikleri hain çıkar, yakın arkadaşı kazık atar. Tüm bunlar büyük şehirde olduğu için başına gelmektedir. Keloğlan gibi sisteme ayak uydurup iyi sonla da bitmez filmleri. O tüm zamanların tutunamayanıdır. Sırf bu açıdan bakıldığında bile elektrik direklerine, telefon kulübelerine, banklara, bankalara, parktaki çiçeklere zarar veren terörize duyguların açıklaması bile Küçük Emrah’ta düğümlenmektedir sanki.

Bugün beyaz Türkler tarafından bir türlü kabul edilemeyen kara Türkler’in en belirgin sembolü gibidir Emrah. Sistemle uzlaşamamanın somut, yaşamış, ses bırakmış kaşları hüzünle bükülü genç delikanlısı. Sesi plaklardan, kasetlerden hep o ait olduğu toprakların özlemiyle çınlamaktadır. “Beni yerden yere vurup durmayın” der gücünün yetmediklerine, “garip anam” der, “yaralıyım” der, “neyleyim” der, iç acıtır, dünyaları karartır.

Gün olur devran döner, yıllar geçer. Bu çocuk yaşça büyür, para kazanır, şehirde kalır, etrafındakiler ondan nemalanırlar, cebi para görür. Ama o bakışlarındaki özlem geçmemiştir, biryerlerde çok sevdiği birşeyleri kaybetmiş ve hiç bulamayacak gibidir. Pop müziğe merhaba dese de toplumsal bilinç onu Küçük Emrah olarak bilecektir daima. Bu yazıyı yazan şahsın dahi, birgün radyoda tesadüfen sesini duyunca tarifi imkansız bir sızı geçecektir yüreğinden. Sorunlu ergenlik yıllarına gözyaşlarıyla bir selam gönderecektir.

Eğer burun kıvırmak değilse Emrah’a bakışınız, asil ve soylu bir şehirli olmakla ifade etmiyorsanız kendinizi, az da olsa arabesk iç dünyanıza dalabiliyorsa, size şunu demekte beis görmemekteyim dostlar: Emrah bizdik belki de, gülüp geçtiğimiz o adapte olamayan yanımızdı. Şimdilerde fütursuz kahkahalar atabiliyorsak bu delikanlının bizleri sonuna kadar ağlatmış olmasının payını görmeliyiz. Birilerinin elinden tutarak ses kayıt stüdyolarına sürüklediği bu genç, o yıllarda nereye savrulacağını bilemeyen, öfkesini, acılarını şarkılara akıtmış bir jenerasyonun ismidir.

Hakkında Bahar Turhan

Köşe Yazarı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir