Pazar , 6 Aralık 2020

Bu Kalbim Kadar Temiz Sayfada Kirli Yüzlü Melekler

Hayat devam ediyormuş. Fizy açılmış, İhl sözlük’te herkes dev bir kedi olmuş,  imamın ordusunu dün ilk indirenlerden olmuşum, hatta utanmadan açıp biraz okumuşum. (bilgisayar ekranından kitap okumak kadar insana zulüm olan başka bir şeyin varlığı nadirdir.) Liberaller Kazım Karabekir’in toplatılan kitabının peşinde salvoları püskürtmeye çalışıyor. Ulusalcılar “bir kitaptan bile korktunuz lan ehi ehi” diye gülüyor onlara. Aklı selim insanlar ise, (a bu benim) “siz de kızılderilileri öldürmüştünüz argadaşım” şeklindeki bir savunmanın, davanın meşruiyetine daha da halel getireceğini düşünüyor. Sesimiz cılız çıkıyor biraz ama olsun. Zaten herkes bağırıyor, fısıltıyla konuşanlar daha çok dikkat çeker belki. Peki bu kitap neden bu kadar mesele oldu bunu konuşalım.
Kitabın büyük bölümü klasik ulusalcı hassasiyetlerle cemaat değerlendirmesi. Abilere giden lise 2 öğrencisi bir talebenin bileceği şeyleri çok büyük sırlarmış gibi anlatıyor işte. Bu kısımlar dikkatimi çekmedi bu yüzden pek. Zaten bildiğim şeyleri okumayı sevmiyorum, hatta bu nedenle kişisel gelişim kitapları dahil bir sürü kitabı okuyamıyorum, bana benim bildiğim şeyleri anlatan psikologlara tahammül edemiyorum, beni benden alan antidepresanları ben de dolabımın en iç çekmecesine atıyorum. Ehm evet bu kadar ego tatmini yeter. Kitabın geri kalanı ise, gerek Adil Serdar Saçan (hani şu eski ülkücü yeni apocu, çok acayip kafalar)’ın gerekse diğer polislerin, cemaatin polis teşkilatı içindeki yapılanması ile ilgili. Sanıyorum bu kitabın bilgisini savcılara ileten bilgi kaynağı mevzuyu abartmış biraz. “Sayın savcım bu kitap çıkarsa vallahi patlarız ha!” şeklinde bir istihbarat gelince bizim gözünü budaktan sakınmayan savcılarımız aşırı tepki göstermişler. Cumhurbaşkanı’nın bile tepkisini çekince mevzu, haliyle savcılar kurulunda ufak bir balans ayarı yapıldı. Bir nevi kulağı çekildi savcıların. “Lüzumsuz yere ortalığı germeyin” dendi, ve eminim yine aynı kaynaklar tarafından ” kitapta bir şey yok ya, buyrun okuyun işte” diye internete servis yapıldı. Samanyolu haber sitesinin kitabın linklerini yaymak konusunda iştiyaklı davranması da bunu destekler nitelikte.

Yoruyor ya bu memleket. Her gün facebook sayfama onlarca Yılmaz Özdil yazısı düşmesini, “İşte Türkün Gücü!1!1bir!” şeklinde paylaşımları ilk okulda sümüğünü yiyen arkadaşımın yapmış olması cidden yoruyor.

Aşık olalım diyoruz, o da ayrı bir dert. Modern çağ insanı öyle bir hapsediyor ki, sevdiğinle kız kulesini izlerken yirmi tane boyacı, mendilci, çiçekçi geliyor yanına. Hayır zengin tribi yapıp, “çok pissiniz keşke ölseniz” demiyorum elbette onlara. Farz-ı muhal yanınızdaki sevdiğinize bakıp “Dünyada ne çok acı var Leyla” da diyemiyorsunuz. İmkanınız yok ki tüm fakirliği kaldırın ortadan. E karşıda kız kulesi salınıyor. Yok be abi. Bu sevmeler sevme değil.  Attila İlhan noktayı koymuş aslında “Kirli yüzlü melekler”de.

vay anam vay
sen ne dersin istanbul
sen garip bir şair olsan söyle ne halt edersin
kimin gücü yeterse kahretsin parasizligi
sefalet akiyor gürül gürül sokaklardan

Her neyse, besmeleyi böyle yaptık, bu yazıyı da beduh’a havale ettik. O size ulaştırır elbet.

Selametle.

Hakkında hattat

Güldürükçü.

6 comments

  1. yazmaya devam etmenizi dilerim. teşekkürler.

  2. Bir şeyi beğenmez, sevmez, eleştirisiniz tamam da yorgunluğunuzu ifade için (ki bana göre Yılmaz Özdil okuyanları küçümsemek gibi olmuş) sümük yemek gibi çocukların yaptığı çocuklukları kullanmak, sizin ne kadar yanlı ve gözü dönmüş olduğunuzun göstergesidir. Belki biraz insafa gelirsiniz diye düşünüp, ek bilgi veriyim; sümük yemek çocukken yaşanmış belirli bir travma sonucunda süregelen bir eylemde olabilir. Size fazla yorgunluk vermesin diye söyliyim, ben hiç sümük yemedim . (Sümük yiyen çocuklar derneği)

    • ciddi olarak cevap vereyim mi dedim de? bence vermeyeyim. ilk okulda yaptığı hareketler yüzünden kimseyi aşağılamıyorum, o saflığını kaybeden insanları kastetmiştim ben. biraz kötü niyetli olmak lazım öyle okumak için.

      • Gerçekten gayet iyi niyetle ne yazdığınızı anlamaya çalışıyorum.ilk okulda sümüğünü yiyen arkadaşınızdan kastınız saflığını kaybeden insanlarsa (ki bana göre biraz zorlama bir benzetme olmuş ama yazıyı siz yazdığınıza göre öyle diyorsanız öyledir) benim şu soruyu sormaya hakkım var sanıyorum. Facebook’da Yılmaz Özdil yazılarını paylaşan arkadaşlarınızın saflıklarını kaybettikleri sonucuna nasıl vardınız?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir