Perşembe , 24 Eylül 2020

CHP ve Muhaliflere Tarihi Bir Öneri

Türkiye’de 12 Haziran 2011 genel seçimlerinde insanlar darbecilerden ve jakobenlerden kaçıp fevç fevç AKP’nin siyasi adaletine sığındılar.
Kendilerini oldukça demokratik hissettiler.
En komiği neydi biliyor musunuz; başbakan Tayyip Erdoğan’ın Mekke’yi feth etmişçesine yaptığı balkon konuşması.
Neredeyse ‘’sırtımı açtım hakkı olan gelsin beni kırbaçlasın!’’ diyecek sandım.
‘’Hakkınızı helal edin’’ dedi AKP’lilerin başkan babası, fetih coşkusundan sonraki Veda Hutbesi’nden rol çalar gibi.
Tam o anda kendimi henüz İslam’a girmemiş bir inatçı bir Kureyşli gibi hissettim. Az daha yanımdaki yüzü tıraşsız, sabah dişlerini fırçalamamış, gözündeki çapakları tartışmalı bir AKP’liye sarılma hissiyle doluyordum.
Ama hemen sonra dur yahu ben bir Milli Görüşçü’yüm diye düşündüm ve gayet tabi bir şeriat yanlısı bir adamım. Ne gerek var bunlarla kucaklaşmaya diye düşündüm.
Her seferinde halka çiçek atan başkan bu kez halka şarkı söyledi.
Sonra bütün Türkiye’yi bütüncülleştiren o bildik klip düştü televizyon ekranlarında.
Başkan bugünlerde siyasi rakiplerine açtığı bütün davaları geri çekmiş.
Tabi bu tablo karşısında gözlerimiz doldu, artık karikatür çizebilir, % 50 (fifty)ye karşı esprileri patlatabiliriz.

Balkon konuşmasında anlayamadığım şey şuydu; AKP Türk demokrasisi içerisindeki sıradan bir seçimi mi kazandı, yoksa halkın diğer fifty’sine karşı psikolojik bir zafer mi elde etti? Maalesef AKP bir seçim kazanmadı, TC’nin ve halkın diğer kesimine karşı bir zafer elde etti. En azından seçimin gerçek yüzünü göremediğimiz gazetedeki manşetler bu yöndeydi.
AKP ve sayın başkanı bütün bu siyasi didişmelerden tatmin olmuşçasına rahatladı.
Hz. Yusuf misali onu kuyuya atmak isteyen CHP’yi ve bisküvitçi Bahçeli’ye umumi af çıkardı. Size bugün kınama yok dedi.
Doğal olarak duygularımız tavan yaptı. Yazar arkadaşlarımızın tümceleri bu demokrasi mucizesini kutsayıp durdu.
Bu durumda şu sıradan soruyu sormak gerekiyor? AKP neden kendisinden olmayanlara karşı bir zafer kazanma isteğiyle doluydu?
Aslında bu sorunun geçmişten gelen birçok tarihi ve sosyolojik cevabı vardı.

Kabul etmek gerekir ki Cumhuriyet’in kurulmasıyla halka dayatılan üst devrimleri halk hiçbir zaman benimsemedi.
Halka demokrasinin değerini bilmesi için vurulmuş en keskin kırbaç olan Adnan Menderes’in idamını hala bu halk unutmadı.
Yakın tarihteki Turgut Özal’ın ölümü bir soru işareti olarak sürekli cevapsız bırakılmaya devam edildi.
Refah Partisi’nin kapatıldığı 28 Şubat süreci sürekli sıcak tutuldu.
Ve AKP ilginç bir şey yaptı, halk ile Cumhuriyet’i kuran kurumların yanına CHP ve MHP’yi iterek gizli bir zihinsel savaşa çekti.
Bunu komik bir şekilde 100 yaşındaki 12 Eylül’ü yapan bir generali sorgulanmak üzere mahkemeye çağırarak son ana kadar sürdürdü.
Daha önce Milli Görüş’ün sistemle yaptığı kavgaya kelimenin tam anlamıyla AKP çöreklendi.
Politik açıdan kullanılabilecek ve sorun olarak geçmişte kalmış, çözülmemiş hemen her konuyu iktidar olmasına rağmen kullanmasını becerdi.
Türkiye’deki hemen her toplumsal sınıfa, etnik katmana sözde eğilmesini bildi ve bir nevi mavi boncuk vaat etti.
Bütün bunları hem devlet imkanlarını kullanarak hem de olabildiğince hoyratça yaptı.

Recep Tayyip Erdoğan son seçimde sürekli kendini tekrarlamasına ve Türkiye’yi gereksizce yormasına rağmen yine de rakipsizdi.
Rakipsizdi zira vahşi laiklik uygulamaları döneminde bukalemunlaştırılmış ve gerçek taleplerini sürekli erteleyen kindar bir kitle oluşturuldu.
Söz konusu % 50’lik kesimin gerçeklik algısı AKP Trabzon milletvekili Erdoğan Bayraktar’ın seçim harcaması ile Büyük Birlik Partisi’nin bütün Türkiye’deki harcamasının eşit olduğunu kabul etmeyecek ölçüde yamulmuştu.
Bu durumda Türkiye’deki siyasal tablo tek bir filin bütün tarlayı talanından başka bir anlama gelmiyordu.
Recep Tayyip Erdoğan’ın oldukça zorlayarak toparladığı % 50’lik bu siyasi güç her açıdan ciddi riskler taşıyor.
Birincisi doğada güçsüzlerin güçsüzlüklerinden kaynaklanan garip bir gücü ve güçlülerin güçlülüğünden kaynaklanan garip bir güçsüzlüğü söz konusudur. Yani zorlayarak elde edilmiş bir rakam içinde sırf zorlamadan dolayı bir güçsüzlüğü de barındırıyor. % 1’lere yuvarlanmış ve ekonomik dengesizlikten dolayı silinme aşamasına gelmiş partiler de kimseyi yanıltmamalı; güçsüzlükleri tıpkı karbonun kendine has reaksiyonu gibi bir gücü içeriyor.
Bu siyasi tabloda kritik soru şudur; AKP’ye oy vermiş % 50’lik kitlenin liderlerine sadakati nedir? Bu sadakat kendi dünyalarında sorun görmeyen AKP’li politikacıların sadece bir liderin nutkuna endekslenmeleri durumunda ne zamana kadar devam edecektir?

Diğer bir soru % 50’lik zafer kazanmış AKP’li seçmenin siyasi genindeki kritik halka nedir?
Şayet geçmişte Anadolu’da bin yıldır İslam hukukunun padişahlar eliyle tesis edildiğini düşündüğümüzde bu saklı genin şüphesiz aklıselim bir şeriat olduğunu görürüz.
Türkiye’deki siyaset satrancına yeniden göz attığımızda ise çok ilginç ama farklı bir şey göze çarpmaktadır.
Bütün muhalefetin AKP’ye % 50’lik halk desteğiyle başkanlık sistemini düşündüğü varsayılan potansiyel başkana çok kritik bir noktadan ‘’şah’’ çekebilecekleri Türkiye’deki aydınların ve yazarların gözden kaçırdığı ince bir konudur.
Geçen asrın başlarında İngilizler özelinde batılıların Anadolu’daki Müslüman halkın elinden aldığı şey neydi?
Tek kelimeyle; şeriat. Yani Türkiye’deki siyaset satrancında adeta köşede unutulmuş önemli bir taş.
Şayet Türkiye’de ana muhalefet partisi başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Milliyetçi Halk Partisi başkanı Devlet Bahçeli ağızbirliği etmişçesine, son derece tutarlı, abartısız kendi tabanlarını ikna edecek bir dille AKP hükümetine ‘’Şeriat istiyoruz..!’’ deyip şah çekebilirlerse dünya siyaset tarihinde ortaya oldukça ilginç bir durum çıkacak.
Bu tarihi hamle sonucunda ortada iki seçenek olacak gibi görünüyor. Ya AKP’ye oy vermiş % 50’nin saklı genini çözüp halka karşılarındaki partinin hiçte İslam’la Müslümanlıkla alakası olmayan bir parti olduğunu, tamamen batının kontrolünde bir siyasi örgüt olduğunu ve CHP’den hiçte farklı olmadığını ispatlayacaklar; dolayısıyla % 50’lik halk gibi bir kalenin gerçek ruhuna nüfuz edecekler ya da AKP bu teklifi umursamayacak ve gerçek yüzünü halka gösterecek tam anlamıyla boyası dökülecek veziri vermek zorunda kalacaktır.

Peki, henüz yeni yasama dönemi açılmadan yeni anayasa çalışmaları başlamadan önce yapılacak böyle bir öneri Türkiye için bir risk oluşturur mu?
AKP’nin neredeyse devleti ele geçirdiği kendine yeni bir halk oluşturduğu böylesine kritik bir evrede CHP’ye ve MHP’ye tarihin bıraktığı başka bir koz söyleyin bana o zaman?
Aslında politika tarihin basit doğasına oynamaktan başka bir şey değil. Ne alınmıştı bu halktan, alfabesi, başka kıyafeti, başka dini eğitimi, işte kanunlarındaki şerri hükümleri, tavizsizce iade et % 50’yi kopar.
Bunun için biraz tavizsiz bir söylem kullanmak zaten politikanın içinde var olan bir şey.
Görüldüğü gibi ortada iki seçenek var; şayet AKP ‘’Şeriat’a evet..!’’ derse kendini AB-ABD politik ekseninde büyük bir tazyikin altında bulacaktır; bunu göğüsleyemezse bunun anlamı yine Türkiye’de hükümet değişimi demektir. Şayet hem evet der hem de bunu başarırsa kahramanlık yine muhalefetin olacaktır, çünkü fikrin babası muhalefet partileridir. Şayet AKP’nin gizli gündeminde böyle bir şey varsa, ki ben sanmıyorum, ortaya çıkabilecek daha büyük bir gerginliğe akıllıca bir kontra yapılmış olacaktır. Yine aynı durumda şeriat ilk önce en büyük günahı olanların, yani iktidarı sorgulayacak ve ilk olarak onların parmağını kesecektir.
Evet tarihsel açıdan bakıldığında CHP ve MHP için tüm siyasi enstrümanlar tükenmişe benziyor.
% 50 oy almış, siyasi liderlikte kemale ulaşmış bir hükümete;
– ‘’Şeriat isterük..!’’ deyin ve AKP hükümetine kusursuz bir şah çekin, yalana boyandıkları İslam boyaları dökülsün. Tabladaki pozisyon;
– ‘’Ya kale ya vezir..!’’ olur.
Bu durumda peşlerinden sürükledikleri halka ya gerçek renklerini belli edecekler, halk onların gerçek yüzlerini görecek ya da % 50’den çaldıkları ruhu onlara iade edecektir.
– Üzgünüm başkan vezir ya da kaleden birini istiyorum..!
Ya % 50 politik gücünle yüzyıldır özlemini çektiğin şeriata evet dersin ve böylece internetteki bütün porno sitelerinden tek kalemde kurtulmuş oluruz, ya da hepimiz Bremen mızıkacıları gibi üst üste çıkar ve ‘’bu başbakanın İnönü’den, AKP’nin de CHP’den farkı yok..!’’ diye avazımızın çıktığı kadar bağırırız.
– I’m sorry president.. Game over..!

Hakkında Metin Kondel

Eski bir İngilizce Öğretmeni, Ekonomist ve bağımsız popülist (halkçı) bir yazardır.

2 comments

  1. Bu tarz analizler yapilirken ne icildigini hakikaten merak ediyorum.

    AKP 200 ekonomik krizinde merkez sagin cokmesinin kaydirdigi oylarin ve kriz sonrasi Kemal Dervis`in duzelttigi ekonomik yapinin meyvelerini toplayarak bugunlere geldi. Onumuzdeki donemde ayak sesleri duyulan buyuk global ekonomik depresyonun yaratacagi ekonomik ve finansal cokuntu sonucunda parcalanarak siyaset sahnesinden silinecektir.

    Hatirlamakta fayda var ki; AKP oylari karsisina cikan ilk ekonomik kriz olan 2008-2009 doneminde 10 puana yakin dustu (2009 yerel secimleri) AKP`nin bu donemdeki sansi, ABD merkez bankasinin dolar borc verme faizini sifira indirerek ve diger dunya merkez bankalari ile koordineli bir sekilde para basip ekstra likidite bollugu yaratarak dunya ekonomisine mudahale etmeleri ve krizin kisa surmesi oldu. Turkiye`de son 2 yildir gorulen ekonomik “basari” nin altinda da bu sifir faizli sicak dolarlarin ulkeye akin etmesinin yarattigi tuketim ve insaat balonu yatiyor. Ancak, bu para bizim degil, borc aliyoruz. Ilk finansal calkantida bu paranin ulkeyi terketmesi ozel sektoru batma asamasina getirecektir, zira satilip ozellestirilip kamu kaynagi yaratilarak ekonomiye pansuman olacak bir varligimiz da kalmadi.

    Sozun ozu; daha onceki donemlerde de oldugu gibi AKP iktidarinin ipini de buyuk bir ekonomik kriz cekecek: yani meselenin cumhuriyet devrimleri ile dinle, seriatla falan en ufak bir alakasi yok…

  2. Ne kadar bos bir yazi. Gercekci olmak lazim bir seyleri onerirken veya yazarken.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir