Pazar , 6 Aralık 2020

Cumhuriyet’in Kutsalı Yok


Aslında böylesi dramatik günlerde duygu yoğunluğuyla karalanmış cümlelerin zamanla boşa çıktığının ve bir yazarın oldukça dikkatli olunması gerektiğinin farkındayım; ama yine de bir şeyler karalamak istiyorum. Ve ikinci cümlemde şunu özellikle belirtmek istiyorum; ‘’Tarih inanılmaz bir şey..!’’ Ve bir millet olarak Türkler hala tarihin göbeğinde yaşadıklarına ne akıl erdirebiliyorlar ne de buna bir türlü kendini ikna edebiliyorlar. Sonu gelmez bir yakınmayla var olan durumu kabullenememe ve gelişen şeyler üzerinde akıl yürütmeyi bir şekilde erteleme söz konusu.

Geçen yüzyılda Avrupalılar İngilizlerin öncülüğünde içerideki gruplarla siyasi ve askeri işbirliği ile Osmanlının imparatorluk çatısını çökertmeyi başardı. Ve antik Yunan ve Anadolu medeniyetinin doğduğu iki yere Yunanistan ve Türkiye’yi birbiri üzerinden kurdurdu. Geriye savaşlarla ölümlerle benliği arızalanmış iki millet bıraktı. O kadar ki birinci Dünya savaşı öncesi nüfusu yüz binlere varan Erzurum’da sadece on binden biraz fazla insan kalmıştı. Türk milleti devlet kurduğunu sandığı son yüzyılda hiçbir şekilde kendini tedavi edemedi daha doğrusu buna fırsat tanınmadı. Yani hiçbir zaman normalleşemedi; normal bir hayat süremedi.

Osmanlı da siyasi çatının çöktüğünü gören bir grup elit batıya tarihteki en garip ve en vahşi reaksiyonu verdi. Kendi tebaasındaki Ermenilere saldırdı, birçoğunu sürgünlere gönderdi ve öldürdü. Bu, köşeye sıkıştırılmış ve ahlaki seçeneği kalmayan Osmanlı medeniyetindeki batılı kafaların son bir ‘’akrep reaksiyonu’’ydu. Batıya şunu demeye çalışıyorlardı; daha zehrim bitmedi, dikkatli ol…!

Sanıldığının aksine Türkler tarihte Türkiye Cumhuriyeti diye bir devlet kurmamışlardır; içinde yaşadığımız bu yapı İmparatorluktan kalma Müslüman halka İngilizlerin siyasi oyunlarıyla emperyailizmin bir ileri safhaya geçmesiyle bir şekilde bağışladığı; Yunanlılara karşı sözde onur koşusunu (aynı koşuyu Yunanlılar Türklere karşı yapmıştı) Mustafa Kemal’in yaptığı bir garnizon çeperinden başka bir şey değildi. Ve yukarıda bahsettiğim ‘’akrep reaksiyonu’’ndan kalan zehir Mutafa Kemal’in birçok veciz metninde ve etrafındaki birçok şairin ulusçu kekeme dillerinde yeniden şekillendi. Böylece cumhuriyet zehri olan ama hedefi olmayan, hiçbir zaman halkına bırakılmayan bir fildişi kulesi olarak zamanın gerisinde kaldı.

Batı açısından Türklerin bu çeperde yaşıyor olmasının bile bir bedeli vardı. İşte Türkiye’de yaşayan insanlar terör sorununda verdiği canlarla bu çeperin kiracısı oldukları için ödüyorlar. Ve Türkiye’de iktidar olmanın en basit şartı bu çeperde yaşıyor olmanın bedelini Türk halkına en yüksekten ihalesi edebilme yeteneğiyle alakalıdır. Yani Türkiye’de iktidar değil ‘’devlet olma’’nın şartı Avrupa ve ABD politik ittifakına en büyük siyasi tavizi vermekten geçmektedir. Eski cumhuriyetçiler bunu veremediği için bu gün devre dışı kalmışlardır.

Dolayısıyla diğer bir açıdan bakıldığında Cumhuriyet bir bağımsızlık, hürriyet, kalkınma falan değildi. Cumhuriyet yüzyıllardır Avrupalıları İslam’ın cihat olgusuyla rahatsız etmiş bir milletin kravatla ehilleştirilmesi ve zehrini kıskaca alma projesiydi. Dahası modern cumhuriyetin herhangi bir kutsalı da yoktu. Tekrar ediyorum Cumhuriyetin ne Müslüman halkını ne de Kürt halkını ikna edebileceği gerçekçi bir kutsala sahip değildi. Onun içindir ki teorik olarak modern cumhuriyetin Anadolu’da haçlıların tek kalemde yaptığı en büyük siyasi soygun olduğunu söylüyorum. Cumhuriyetin herhangi bir kutsalının olmadığının batının bir ileri garnizonu olduğunun siyaseten istikbal arayan ahlak sorunlu kendince okumuş bilmişlerin bu garnizon ihalesine demokrasi teranesi adı altında girmeyi halka büyük bir marifet olarak sunduğu çok sıradan realitelerdir artık.

Doğrusunu söylemek gerekirse Türkiye’deki Kürt kalkışmasının masum bir şey olup olmadığını, İslam ümmetinin unutulmuş bir milletinin siyaseten var olma mücadelesi olup olmadığını veyahut imtiyazı için cumhuriyete bir şekliyle tutunmuş insanların ısrarla göz ardı ettiği iğreti bir şey olup olmadığını uzun süre düşünmedim değil. Ve bu konuda garip bir sonuca vardım. Gerçekte Türk halkı adına devlet denilen bir organizasyonun hem kuruluşunda, hem tek parti dönemlerinde hem de askeri vesayet dönemlerinde kendisi açısından yaptığı birçok menfi şeyin farkında ve bir şekilde bunları kabullenmiyor da görünüyor. Ama aynı halk midesinin kaldırmayacağı onca şeyi yapmış bir organizasyonla benzer türden şeylerin Kürtlere yapılıyor olmasını garip bir şekilde kendi varlığını korumanın bir gereği olarak görüyor. Gerçekten de burası çok garip bir çelişki. Bu durumda sorulacak soru şudur; Kürt kalkışımı Türkiye’nin nesidir?

Cevap da aslında basit; İnanılmayacak kadar garip ama Kürt kalkışımı herhangi bir kutsalı bulunmayan Türk devletinin varlık sebebidir. Çünkü modern cumhuriyetin cumhurbaşkanının dindar olması, eşinin başörtülü olmuş olması, iktidarda devletleşen ılımlı İslamcıların oluyor olması, halkın o iktidarı ‘’İslami bir şeyler’’ olarak algılıyor olması; Cumhuriyetin temelde laik Kemalist yarı demokratik bir devlet olduğu gerçeğini değiştirmez. İşin komik tarafı ılımlı İslamcıların siyaseten bitmiş bir cumhuriyete hayati bir nefes vermelerine rağmen yine de laik kesimlerin lanetine uğramış olmalarıdır. Ve bazılarına göre hem AKP hem de Tayyip Erdoğan kıyısından köşesinden artık aileden. İşte Kürtler bunu çok net gördüğü için terör azıyor. Diğer ilginç bir şey ise; resmi zehrini henüz boşaltamamış bir devlet (ki bana göre bu konuda Hırant Dink kesinlikle haklıydı ama ifade biçimi yanlıştı, zehirli olan Türk kanı değildi, zehirli olan İslam’ın bir millete yüklediği ve bu çağda işlevsiz kalan tarihin genetiği açısından devletin resmi söyleminde boş bir öfke misyondu ) başka bir zehirle karşı karşıya. Dünyanın en zehirli akrebinin dağı taşı Mars yüzeyine benzeyen Güneydoğu Anadolu’da. Ve burada Hz. İbrahim’le insanlık tarihinin en büyük davetlerinden biri ve onu inkar eden Nemrut’un heykellerinin bulunduğu bölge gibi oldukça derin başka bir realite var.

Böylesi bir yapıda Anadolu’daki çeperde yaşayabiliyor olmanın bedeli yine belli insanlara çıkıyor. Evet, analarla dolu Anadolu’da sadece bir kısım insanların anası ağlıyor. Daha önce de söylediği gibi; cevabını alana kadar tekrarlamaya devam edeceğim soru şudur. PKK’nın 1984’teki ilk büyük eylemi Eruh ve Şemdinli baskınlarından 2011 Ekim’indeki 24 gencin öldüğü son Hakkari saldırılarına kadar Türkiye’de görev yapmış, başbakan, bakan, milletvekili, genel müdür, general, vali, kalburüstü iş adamları, üst düzey diplomat ve teknokratların askerlik yapmış çocuklarının hemen hepsinin askerlik yaptığı yerin TSK’ca haritası kamuoyuna açıklanmalıdır. Bu açıklanmadığı sürece adına Türkiye Cumhuriyeti denilen ülke ya da resmi çıkar şebekesinin meşruiyeti tüm atfettiğimiz kutsal değerlere ve ölen onca genç masum insanlara rağmen bitmiş demektir. Onun içindir ki Türkiye’deki gökdelenlerin, iş hanlarının, alışveriş merkezlerinin, lüks semtlerin, tatil köylerinin, fabrikaların dışında kalmış büyük bir coğrafyada başka bir devlet kurmaya çalışmak çok da akıl dışı bir şey değildir. Çünkü ortaya ‘’herkesin Türkiye’si kendine’’ gibi geri dönüşü olmayan bir durum çıkmaktadır.

Sonuçta Türk milleti bir suç olarak boynuna iliştirildiği tarihsel yazgısının bedelini ödemeye devam ediyor. Ve bu garip bir şekilde kendi varlığını hem sağlayan hem de tehdit eden karmaşık bir realiteye dayanıyor. Yani kendi yalancı çıkarcı devletini meşrulaştıran kutsallaştıran bir silahlı örgüt o devletten çok üzerinde yaşadığı vatanı koruma değerleriyle dolu canları alıyor, hem kendine varlık alanı açıyor hem de karşısındaki yapıyı yeniden devlet yapıyor. Kısaca Anadolu’daki Müslüman ahali kutsalı olmayan bir devletin dışında gece bekçiliğinde ölüler veriyor.

Biliyorum; yine amatör genç insanların portreleri düşecek ekranlara, yine tuğlaları sıvasız evin önünde tıraşsız gözü yaşlı bir babanın yanına yaklaşacak mikrofonlar, başı örtülü solgun hırkalı bir annenin sinir krizlerinde içler burkulacak. Ama hiçbir televizyon ya da gazete kutsal demokrasimizin genel seçimlerdeki gibi ölenlerin illere göre dağılımını gösteren bir harita yayınlamayacak. Birkaç gün sonra hayat yine bildik rutiniyle akacak; birçoğunun adı bile hatırlanmayacak. Ama dünyanın en zehirli akrebi resmi zehrini akıtamamış bir devlete karşı yine pusuda olacak.

Ve son bir not; İsmet Özel gibi bir şair bile ‘’Baş Tabip Geliyor Zehirden Acı II’’ adlı bir önceki yazısında ‘’Ben teröre karşı mıyım? Hayır, değilim. Ben kendim teröristim.’’ diye sözünü bitirebiliyorsa demek ki Müslüman bir halkın hala Anadolu’da yaşayabiliyor olmasının faturası çok dramatik bir gerçeğe dayanıyor demektir.

Hakkında Metin Kondel

Eski bir İngilizce Öğretmeni, Ekonomist ve bağımsız popülist (halkçı) bir yazardır.

One comment

  1. Cumhuriyet’i İngilizlerin kurduğunu ve Yunanlar ile yapılan mücadelenin neredeyse bir tiyatro olduğunu düşünmek için çok uğraştınız mı? Bilimsellikten uzak, tarafsızlıktan uzak, artniyetli ve Atatürk’e karşı girişilmiş ABD, İngiltere, İsrail kaynaklı itibarsızlaştırma operasyonunun parçası bir dışkı sunmuşsunuz. Çünkü bu bir makale olmayacak kadar kötü bir yazı. Siz kendinize araştırmacı yazar da dersiniz şimdi. Peh peh peh.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir