Salı , 22 Eylül 2020

Danıştay Saldırısı Hakkında ne Dediler?

Bundan tam beş yıl önce bugün Türkiye’de Danıştay’a bir saldırı düzenlendi. Başörtüsü aleyhine karar veren Danıştay dairesi Alparslan Arslan adında bir avukat tarafından toplantı halinde basıldı. Hakimlere kurşun sıkıldı. Bu saldırıda hakimlerden Mustafa Yücel Özbilgin hayatını kaybetti.

Saldırı Türkiye’de şok etkisi yarattı. Saldırının başörtü aleyhine karar vermiş hakimlere başörtü nedeniyle saldırıldığı ileri sürüldü. Mustafa Yücel Özbilgin’in cenazesi adeta bir siyasi mting haline getirildi. Bir çok dindar insan bu olayın başörtü nedeniyle olmasından ötürü töhmet altında kaldı. Ancak zamanla ortaya çıkan bazı olaylar bu saldırının arkasında başka olayların olduğunu gösterdi bize.

Bu saldırını olduğu sıralarda bazı köşe yazarlarının yazdıkları yazılar çok ilginç;

Can Dündar- 18 Mayıs yani saldırıdan sadece bir gün sonraki yazısı bugün okunduğunda ibretlik bir portre çiziyor;

Can Dündar’ın yazısının başlığı; “İran’da mı eğitildi.”

Can Dündar’a Alparslan Arslan’ın İran’da eğitildiği yönünde bir telefon geliyor. O da olayın hemen ertesinde bunu anında yazıya döküyor.

saldırgan için “”Allah’ın askeri” olduğunu söyleyen cani,” ifadesini kullanıyor. O gün Türkiye’nin 11  Eylül’ü olduğu söylenen saldırı için o yazıyı döşeyen Can Dündar olayın beşinci yıldönümünde viegra dejenerasyonu diye bir yazı yazmış. İmf Başkanıyla ilgili.  Mustafa Yücel Özbilgin öldüğüyle kaldı anlayacağınız.

Milliyet Gazetesi yazarı Fikret Bila şöyle yazmış;

“Danıştay’a yapılan saldırı, Cumhuriyet gazetesine yapılan üç bombalı saldırıyla birlikte düşünüldüğünde, hedefin laik cumhuriyet ve onun güvencesini oluşturan yargı olduğu açık.”

Bugünkü yazısında ise Mustafa Yücel Özbilgin hakkında tek satır yazı yok.

Bu saldırıya en sert yazıyı Hürriyet gazetesinin o dönem genel yayın yönetmeni olan Ertuğrol Özkök’ten geldi. Yazısının başlığı; “Cumhuriyetin 11 eylül’ü” Yazısında şu ifadeler yer verdi;

“Bu ülkenin sokaklarında hiçbir kızı, kadını “Neden türban takıyorsun” diyen fanatiklerin tacizine, saldırısına uğramadı./ Ama mini etek giyen kızları o kadar rahat olamadı. Bırakın sokaktaki fanatiği, meczubu, kendini bilmez bazı polislerden mini etek giyiyor diye dayak yiyen kızlarımızla ilgili haberleri hep birlikte okuduk./ Bu ülkede hiçbir insan “Müslüman din adamı” olduğu için öldürülmedi. / Ama “Hıristiyan” bir din adamı hem de mabedinin içinde katledildi.”

Hürriyet yazarı Mehmet Yakup Yılmaz ise çok heyecanlı bir yazı kaleme almış.

“Şimdi çok iyi biliyorum ki yarından itibaren bu gazeteler, saldırının “bir meczubun işi”olduğundan söz etmeye başlayacaklar./ Komplo teorilerine çok meraklı olan yazarları, bu olayın ardında “derin devlet parmağı”aramaya başlayacaklar. /Hiçbiri saldırıyı açıkça kınamayacak; çünkü bu gerçekleşmesini istedikleri bir durumdu. /Amaçları çok açık: Laik düzenin savunucularını ve kendileri gibi düşünmeyenleri korkutmak,sindirmek ve meydanın kendilerine kalmasını sağlamak istiyorlar./
Şunu iyi bilmeliler ki, bu ülkenin hiçbir kurumu ve laik, demokratik cumhuriyete inanan hiçbir bireyi böyle alçakça saldırılarla korkutulup sindirilemeyecek./Meydanı onlara bırakmayacağız!”

Saldırıdan sonra en ilginç tepki ise Tansel Çölaşan’dan geldi. Tansel Çölaşan olayın şahidi olmadığı halde saldırganın Allahuekber diyerek ateş ettiğini söylemişti. Ancak olaydan kısa süre sonra saldırıda yaralanan yargıç Ayfer Özdemir bu beyanı yalanladı. Saldırganın karşılarına geçip silahını çıkardığını ve hiçbir şey söylemeden kin ve nefret dolu bakışlarla birden ateş etmeye başladığını söyledi.

Velhasıl kelam saldırı öyle bir saldırıydı ki ilk etapta hedefine gayet güzel ulaştı. Bugün gelinen noktada Alparslan Arslan artık ergenekon davasından yargılanıyor. Kendisine emir verenlerin ise karanlık odaklar olduğu açıkça ortada.

Yargı ilk etapta bu saldırının başörtü kararı nedeniyle yapıldığı yönünde karar almıştı. Yargıtayın da bu kararı siyasi arenada çok kullanıldı. Birçok tartışma programında konu gündeme geldiğinde başörtü yüzünden insan öldürüldü yargı da bunu tescilledi demişlerdi. Ancak yine aynı yargı bugün bu davayı ergenekon kapsamında değerlendiriyor.

Bana kalırsa bu danıştay davası aynı zamanda ergenekon davasının da nirengi noktasını oluşturuyor. Henüz yargı tam kararını vermedi ama bu olayın derin bir olay olduğuna dair bir çok emare gazetelerde yazıldı çizildi.

Mustafa Yücel Özbilgin’in öldürüldüğü günü Türkiye’nin 11 eylül’ü ilan edenlere baktığımızda ergenekon davası fasa fiso diyenlerle aynı kişiler olduğunu görüyoruz. Ancak ne hazindir ki 5 yıl önce bugün Mustafa Yücel Özbilgin’in ölümünü Türkiye’nin 11 Eylül’ü diyenler bugün o adamı unutmuş görünüyorlar. Ne kadar enteresan değil mi?

Hakkında yakupaydin

Köşe Yazarı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir