Cumartesi , 28 Kasım 2020

De Te Fabula Narratur ya da Celal Tan ve Ailesi’nin Aşırı Acıklı Hikayesi


 

İnsan, insandır…

Filmin başında Shakespeare’in bu ifadesi beliriyor. Filmin, Onur Ünlü’nün insanın ve insan olmanın meseleleriyle ilgili anlatageldiği hikayelerin devamı olduğunu anlayabiliyoruz bu girizgâhla. Kitano’nun etkisinde kalmak istediği* Polis ile sinema kariyerine başlayan Ünlü, Güneşin Oğlu ve Beş Şehir ile sürdürdüğü mütemadi şaşırtma eylemine de ara vermeden devam ediyor. Polis filmi’nde gerçeklik algısını, ‘her şey olur’ ile paramparça eden, bir araya gelmesi imkansızmış gibi görünen şeyleri bir arada kullanarak insanın gerçeklerle yetinmesini aklının almadığının altını ısrarla çizen, Güneşin Oğlu’nda yaşam ve ölüm meselesini bir mavra üzerinden anlatan, Beş Şehir’de yine ölüm ve aşk üzerinden insanlık meselelerini anlatmaya devam eden Ünlü, bu filmde de bir insanlık meselesi olan aileyi kamerasının nişangâhına yerleştiriyor.

Doğum, ölüm ve arada geçenler

Film, Polis’te olduğu gibi yine bir doğum günü sahnesiyle başlıyor. Bir anayasa profesörü olan Celal Tan’ın kızı yaşında diyebileceğimiz(hatta kızından da küçük) eşini öldürmesi, tüm aile bireylerinin bu cinayete şahit olması ve cinayeti saklamaya çalışmaları üzerine kurulmuş hikaye . Film içinde film çekiliyor adeta. İnsanlar birbirine öyle rol yapıyorlar ki, bir ailenin selameti için bu kadarı da fazla diyebiliyorsunuz.  Esfel-i safilin olmanın örneklerini her yaştan ustaca vermesi yanı sıra, itfaiyenin yandığı bir ortama da işaret ediliyor; kendi çıkarları adına hukuksuzluk için çırpınan bir anayasa profesörünün ve ailesinin trajik, acınası hikayesine. Acıma duygusunu bastıracak olan öfkeye komik durumlar mani oluyor. Koltuk meselelerinin gündeminden şu veya bu şekilde hiç düşmediği bir ailenin hikayesi aynı zamanda Celal Tan’ın hikayesi.

 

Sanat kimin içindi sahi?

Salt aile kavramı ve kurumuna değil, sanat ve sanatçı kavramına da bir tenor üzerinden sağlam laflar hazırlamış yönetmen. Düzenbaz, yetenekli mi yeneksiz mi belli olmayan bir “sanatçı”. Kendi izole evreninde yaşayan, sağa sola laf yetiştiren “sanatçı”lara bir gönderme adeta. Ve bunu yaparken de güldürmeyi başarıyor. Saçları bile zaman zaman sahte bir sanatçı ve onun sahte sanatı. Aptallığın herhangi bir gruba, zümreye indirgenemeyeceğinin örneği.

 

İmamın Şartları

Son demlerini yaşamakta olan bir diğer hukukçu üzerinden inançsızlık ve darda kalınca herkesin inanan bir birey olması meselesine de bir değini var filmde. Celal Tan’ın hukukçu  arkadaşı kendisinden büyük sınava hazırlıkta yardımcı olmasını istiyor. Bencilliği ve zalimliği tavan yapmış Celal Tan bu isteği bir şart karşılığında kabul ediyor ve gidip bir namaz hocası temin ederek kendi inanmadığı şeyleri güya anlatıyor. Ve ekliyor: “bu kitabın içindekiler şu anda en son umurumda olacak şeyler.” İnsanın fırtınalı bir deniz ortasında kalması gibi ölüm denen gerçekle yüzleştiğinde aklına gelenler, hep ertelemenin de ötesinde zorda kalınca yapılan eylemler ve yıllarca yasalar üzerine ahkam kesmiş bir insanın bile ölüm karşısında zavallı olduğu gerçeği.

Cinayeti kör bir akademisyen gördü, kulakları Gördü, ben gördüm

Absürt denebilecek bir durum ve çok iyi düşünülmüş. Bir körün çözülmüş bir cinayeti ispat mücadelesiyle beraber, cinayeti çözmenin bir köre kalması gibi sağlam bir ironi var. Renkler üzerinden katili bulmaya çalışan maktülün ağabeyi rolündeki Bülent Emin Yarar çok sağlam repliklerle geliyor. Renk meselesi üzerinden devam etmesi filmi başka bir boyuta taşıyabilecekken, yönetmen bunu tercih etmemiş. Acziyeti burada iliklerinize kadar hissedebiliyorsunuz. Düşünsenize, körsünüz, kardeşiniz öldürülmüş, belli bir noktadan sonra katili adınız gibi biliyorsunuz ama kör olduğunuz için kaale alınmıyorsunuz. Ne büyük trajedi değil mi? Aynı zamanda vicdanı temsil eden karakterin de kör olması sağlam bir metafor olmuş.

Onur Ünlü ve Neoliberalizm

Filmin aile eleştirisi temelinde resmi ideolojiye yönelttiği sorular ve yaptığı göndermeler üzerinden yönetmene neoliberal eleştirisi yapmak biraz insafsız kaçıyor. Filmde bahsedilen AHUD*, marşlar, dine olan mesafelilik konularını eleştirmesine takılıp kalmak filmin en temelinde yatan insani zaaflar ve insanın düşebileceği aşağılık durumlara yaptığı göndermeleri gölgeleyebilir. Bu açıdan da filmi birkaç sahneye indirgememekte fayda var. Zira filmin eleştirel tavrı salt Celal Tan  karakteri ve onun temsil ettiği zümre üzerinde yoğunlaşmıyor. Aile bireylerinin içine düştüğü o umutsuz  her birinin kendi konforunu önemsediği “ailenin bekası için her yol mübahtır” inanışına da sağlam ayarlar veriyor. Böylesi bir mutabakat, eşine az rastlanabilir bir durum.

 

 

Aile bu kadar kötü mü gerçekten ?

Celal Tan ve ailesi üzerinden her aileyi aynı kalıba sokabilir miyiz? Sanmam. Öte yandan bireysel trajediler, menfaatler, beklentiler topyekün aynı formları karşımıza çıkarmasa da, benzer durumları farklı hallerde gözlemleyebilmek mümkün. Bunun için “insan insandır” diyor zaten. Tüm olasılıkların muhtemel olduğu gerçeğinin altı çiziliyor. İnsan olmanın ortaya çıkardığı kaygılar belirliyor bazı ilişkileri. Bu olurken de hep düşünülen şu oluyor yönetmene göre: “Çünkü istiyoruz ki, her şey aynı anda olsun; öyle de olsun, böyle de olsun.”

 

Küfür Meselesi Üzerine..

Küfürler yerli yerinde miydi, abartılı mıydı meselesine hiç girmiyorum.Günlük hayatın her alanında var efendim küfür n’olacak düşüncesine de saygı gösteririm. Sadece sinemada başımdan geçeni anlatayım. Filme İzmir’e gittim. Bulunduğum şehre gelmedi. Teyzemle beraber gittik ve kendisinin hayatında izlediği ikinci film oldu.(İlk gittiği film Çağrı) Açık konuşmak gerekirse utanmadım dersem yalan olur. Bu da benim acıklı hikayem olarak kayıtlara geçsin.

Çünkü hakikat gayetle ağır bir meslektir*..

Yapılmayanı yapması, söylen-e-meyeni söylemesi gibi bir çok yönlerden izlenmesi gerekli filmin. Mütevazı ölmeyen koyunun hikayesi* aslında. Burçak , Musa Rami, Şevket, Kedi, ve son olarak Celal Tan. Hepsinde biraz kendinden izler var. Tiyatrolarını taşranın tertiplediği bir adamın filmi. Üstelik de ilk defa sonu olan bir film. Mutlu son yoktur, az Onur Ünlü vardır. Anlamadığımız çocukları balkona gömmeyelim.*

 

 

*Gidiyorum Bu adlı şiir kitabından..

 

*Bu yazı aynı zamanda www.kirkincikapi.com adlı edebiyat-sanat sitesinde yayınlanmıştır.

Hakkında Murat Özel

Bol bol seyrediyor. "havf ve reca arasında bir yerde" Son tahlilde; İnsan acizdir,muhtaçtır, fazla artistlik yapmamalıdır..."

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir