Pazartesi , 10 Ağustos 2020

Geçmişe Özlem

İnsan geçmişi özler elbette. Anneyi sevmek, yaratıcıya inanmak, ölümü yaşamak gibidir geçmişe duyulan özlem. Tabiatıyla bu doğal olanıdır işin çünkü bu his yoğundur ve hiçbir engeli de tanımaz…

Dünyanın içinde yaşayan biz yerliler görmeli ki geçmiş hızla bizden uzaklaşıyorken, gelecek düşüncenin kalıplarını zorlayan yeni çehrelerle bize doğru hızlı bir şekilde yaklaşıyor diyebiliriz.. Evet, denizler berrak maviden bulanık griye dönüşüyor, çocuklar oyuncaklarını arkadaşlarıyla paylaşmıyor, babalarda öğüt yerine “ihtiras” sözcükleri dolduruyorsa çocukların kulaklarından beyinlerine, geçmişi özlemek ister istemez daha bir mânâ kazanıyor.

Geçmişe özlemin yeri ve zamanı yoktur. Şuan dahi mübarek Ramazan ayında yerli yada yersiz eskiden kalan bir özlemim olarak canım “yufka ekmek” istiyor sebepsiz.. Hani köylerde üç taş üzerine kurulu sacın üzerine serilen yufka ekmeği önce annelerimiz bakır leğenlerde kabarmış hamur olarak, sonra o kızgın sacın üzerinde yayıldıkça yayılan beziyi odunların korlanmış sıcaklığında pişirirler ve her tarafa un kokusu yayılır insanın tam bu noktada yüreği gerçekten eskiye olan özlemin sıcaklığı ile kaplar durur. Çocukluk günlerini öylece düşünüverirsiniz ve tüm düşünceler birer film şeridi gibi geçer gözlerinizin önünden…

Bir ezgi, insana tarihi hatırlatır. Taç kapılarındaki vakur güzellik, geniş topraklarıyla yayılan ortak bir cümle, zaferlerin seslerini, tuğları, sancakları özler, tarihi yad edersiniz…

Geçmiş kim ne derse desin güzeldir. Ozon henüz delinmemiş, sular kirlenmemiş, taçlı turnaların soyu tükenmemiştir ovalarda. Geçmişin yolları topraktır, ışığı çıradır, geceleri sessizdir, fakat herşeyi güzeldir. İnsanlar, vatkanın yeniden moda olduğunu bilmezler. Nişantaşında üç beş zibidiyle 50 liraya kahve içmeye benzemez! Hem geçmiş dediğiniz şeyi otuz kupona uçak veren gazetede aramak çok uzaktır!
Evet, geçmişe özlem bir kıvılcımla başlar, apansız bir menekşe kokar her yan, keskin bir ayaz ya da bir genç kızın perçemi, gözü, yüzü, eli, edası, tavrı, mimiği insanın beyninde aniden şimşekler çaktırtabilir. Geçmiş çağlayan gibi yürür insanın üzerine. Parkeli sokaklar, süslü arabalar, bağ bozumları, ihtilaller saniyeler içinde tekrar yaşanır insanın zihin penceresinde. Her şey özlenir. Babaanneler, sırmalı kırlentler, dedelerin iri taneli ahşap tespihleri… Gögüs kafesinde fırtınalar kopar. Derin derin oyuklar açılır. Acıtır geçmişin özlemi, ağladıkça da özler insan, yad eder her birşeyi…

Geçmişe özlem mutlaktır ve şarttır. Kimliğini, benliğini, atalarının isimlerini, düsturlarını, ulu sözlerini geçmişe bırakmış, onlardan sıkılmış, utanmış olanlar için geçmişi özlemek bir boyun borcudur. Şimdi anlayamadıkları bir kargaşanın ortasında yapayalnız, dayanıksız, aldatılmış, sömürülmüş ve horlanmış olarak kalanlar acı acı geçmişi özleyecektir elbet. Küflü mekânlardan, karanlık hücrelerden, tarihin küskün sayfalarını, atalarının isimlerini, zaferlerini, harflerini, şekillerini, giysilerini, birer birer çıkartıp onlarla avunacaklardır.

Geçmiş güzeldi velhasıl kelam. Sözlerin bir anlamı, her yolun bir amacı, her yıldızın bir ışığı vardı geçmişte. İnsan güzeldi ve insanla değer bulan her şey… Güzel olanı da özleyeceğiz elbette ister acı versin isterse tatlılık…

Hakkında yusa

Yazar, Editör, Sosyal Medya Uzmanı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir