Salı , 20 Ekim 2020

General Motors’un İflası

General Motors Osmanlı padişahlarından II. Abdülhamit’in,-patlak gözlü Cumhuriyet gazetesi yazarları Ali Sirmen’in deyimiyle-, 1909’da ‘’hal edilmesi’’nden tam bir yıl önce 1908’de ABD’de kurulmuştur. Ve zannımca Türk İstiklal Harbinde Daim Crysler gibi General Motors’un ürettiği araçlardan da cepheye asker, mühimmat taşınmasında ve harbin kazanılmasında yararlanılmıştır. Hoş İstiklal Harbi’nde Osmanlı’dan çaldıklarımızı o yıllarda Anadolu’daki bozkır ikliminin bu zaferdeki Yunan ordusunu bitirici payını görmeyiz ya. Neyse başka mevzuulardır.

İstiklal harbinden sonra düzenli Türk ordusu kuruldu. Kuruldu ama Türk ordusu politikada hiçbir zaman sözü Türk halkına bırakmadı. Daha doğrusu Cumhuriyeti kuranlar tüm zamanların en büyük siyasi hırsızlığı kaygısıyla buna pek yanaşmadılar. Dolaysıyla Türk ordusu İngilizlerin Anadolu’da sultana ve halifeye karşı kurdukları siyasi bir kumpanyanın ceberut bekçisinden başka bir şeye yaramadı. Yani her ne kadar anlı şanlı Türk ordusu teraneleri tutturulmuş olsa da kaba ve sevimsiz realite budur. Türk ordusu küresel hesabı olmayan siyasi bir kumpanyanın yetenekli cengaver sürüsü olarak var oldu sadece. Hepsi bu.

Tarihin kendinden çalınanı geri alırken insanın sinirlerini tahrip edecek derecede sabırlı bir tutumu vardır. Tıpkı General Motors’un dünyanın en büyük otomotiv devi olma unvanını Toyota’ya kaptırmış olması gibi bu yüzyılda da tek kelimeyle varlık nedeni Müslüman ahalinin siyasi iradesinin küresel eylem yapma hamlesini göğüslemek olan Türk Silahlı Kuvvetleri de kaçınılmaz olarak iflas etti. Son gelişmelerle ise Türk halkının belleğinde hiçte hak etmediği Türkiye’nin en saygın kurum olma unvanını ahlakı tartışmaya açık politikacılara kaptırdı. Ama bu durumdan, iyi tarafı cehennemliklere daha fazla günah işleme şansı veren demokrasilerde sivilleri cennetlik yapacağı anlamı da çıkarılamaz.

General Motors geçmişte Chevrolet, Buıck, GMC ve Cadillac isimleriyle dünya otomotiv endüstrisinde klasik olmuş tam dört mükemmel marka üretmişti. Buna karşılık Türk Silahlı Kuvvetlerinin Kemalist generallerden oluşan beyin takımı 1960, 1971, 1982 ve 1997 olmak üzere tam dört resmi klasik darbeyle dünya darbe literatüründe ölümsüzleştiği söylenebilir. TSK’nın internet üzerinden yaptığı 27 Nisan 2007 muhtırası ise siyasi uzmanlar tarafından hala tartışılmaktadır.

Tıpkı ABD’de 2007’de patlak veren ve dünya piyasalarını etkileyen Mortgate krizinin General Motors’u iflasın eşiğine getirmesi gibi Türkiye’de Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki generallerin siyaseti kontrol etme çabaları da 27 Nisan 2007’de ciddi bir siyasi krize neden olmuştu.
General Motors 2008’de dünyada yaşanan ekonomik buhran sonucunda ABD yönetiminden yardım talebinde bulunmuş, ABD başkanı Barak Obama’nın isteği üzerine General Motors’un genel müdürü 2009’da görevinden istifa etmişti. Ardından General Motors elinde tuttuğu SAAB firması ticari risklere karşı bağımsız hareket etme kararı almıştı.
Benzer durumun bir yönüyle Türk Silahlı Kuvvetleri ile Cumhuriyet Halk Partisi ve Cumhuriyetin diğer kurumları arasında da yaşandığı söylenebilir.

Türk Silahlı Kuvvetlerindeki generallerin açık siyasi tercihi sonucu Türk halkının gözündeki olası saygınlık iflasına karşı CHP ile arasına mesafe koymayı denedi denemesine ama kısa vadeli bu tercih doğal bir kadere dönüşmüş geçmişteki siyasi genetiğe bağlı dramatik sonucu değiştiremedi. Ve bazılarınca mutsuz olarak tanımlanan durum kaçınılmaz oldu.
Ve 30 Ağustos 2011’de yapılması planlanan Yüksek Askeri Şura öncesi Genelkurmay başkanı Işık Koşaner ve emrindeki hava deniz ve kara komutanları da istifa etti. Ama bu istifalardan sonra Türkiye’de kıyametler kopmadı. Her şey ‘’normalleşme’’ kelimesiyle kritik edildi. Bu durumda Türk Ordusunun gizli bir aidiyet sorunu olduğu da üstü kapalı olarak vurgulanmadı. Türk Ordusu hala önü alınamaz bir ele geçirilme hırsıyla kuşatabiliyorsa sorulacak soru şu değil midir? Peki geçmişte bu ordu kimindi; ve ordu bu süre içinde neye yaramıştı? Ve her şey sadece normalleşme kelimesiyle ile açıklanabilir mi? Bu günlerde yaşanan normalleşme paralelinde nasıl bir anormalleşme getiriyor?

Aslında sorunun cevabı çok eskilerde o ordunun çekirdeği Anadolu’da Yunanlılara karşı istiklal harbi verirken verilmişti. Şöyle diyordu Yakup Kadri Karaosmanoğlu Yaban adlı romanında. ‘’Anadolu’nun ortası, asıl anavatanın göbeği tuzlu göllerden, kireçli topraklardan ibaret çorak bir ülkedir. Burada, Türk milleti, çölde Beni İsrail’i andırır.’’ İşte o garnizon devletinin muhafız alayının çözülüşünün nedeni. Yani Mustafa Kemal’in Ankara’da kurduğu devlet aslında kayıp çocukluğunun Selanik’i idi. Sorulması gereken diğer bir kritik soru ise şudur; bir ordunun bir milleti kontrol ettiği zaman sürecinde ekonomik, siyasi, bürokratik ve toplumun diğer alanlarında kimler hak etmedikleri konumlara yerleştirildiler? Artık zaman ordu korumasındaki o paralel parazitleri ayıklamak için akacak. Yanı zamanında İngilizlerle işbirliği yapıp Anadolu’da batı medeniyetinin kalpazanlığını yapmış ve kökleşmiş Müslüman ahaliyle gen sorunu bulunan sahtekarlar tedavülden kalmış sikkeler gibi müzelere kaldırılacak. Ya da kendini yenilemek zorunda kalacak. Sanırım bu durum CHP’nin bir halk partisi olamamasının nedenini yeterince açıklıyor.

Amerikan otomotiv devi General Motors’un iflası gibi Türk Silahlı Kuvvetlerinin tepesindeki generaller Türkiye’deki AKP iktidarıyla, gerçekte beğenmedikleri halkın temsilcileriyle farklı düşündükleri gerekçesiyle istifa ettiklerini söylediler ve tekaüde ayrıldılar.AKP hükümeti zaten beklediği bu istifaları gereğinden fazla soğukkanlı karşıladı ve durumu kontrolü altına almayı başardı.

Siyasal analistlere göre hükümetin generallere seçenek bırakmayan bu gizli hamlesi ikide bir yönetime el koyan orduya karşı sivil bir iradenin en büyük kontrası olarak siyasi tarihte çoktan yerini almış durumda.
Konuyla ilgili medyada en ilginç başlığı atan gazeteler arasında Taraf gazetesi geliyor. Taraf ‘’Daha karpuz kesecektik..!’’ gibi oldukça alaycı bir manşet atmıştı. Başlık askerlik gibi zor bir mesleğin zirvesine tırmanmış generaller için oldukça onur kırıcı ve çekilmez olarak algılansa da son zamanlarda Taraf gazetesinin Türk ordusunun sadece askeri konulara odaklanması için Türk kamuoyundaki her türlü tehlikenin paratonerliğine oynadığını; hakkında açılan onlarca davayla bu başlığın bedelini fazlasıyla ödediğini ve Türk halkının içten içe Taraf’ın bu başlığı atmaya hakkı olduğuna inandığını gösteriyor.
Tarafın bir alt başlıkta verdiği ‘’Demokrasi mevsim normallerinin üstünde.’’ haberi ise Türk halkının demokrasiye ve istikrara olan açık ara güveninin ‘’ağdalı demokrasi narası’’ olarak yorumlanabilir.

Sonuçta Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki siyasal tercihi zamanla mesleğini köreltmiş generaller AKP hükümetinin soğuk seçeneksiz tavrıyla istifa ettiler. Tıpkı ABD otomotiv devi General Motors gibi Ortadoğu’nun en büyük askeri örgütü Türk Silahlı Kuvvetleri’nin üst kademesinde kümelenmiş siyasi örgütte iflas etmiş oldu.
General Motors dünya çapında 157 ülkede üretim yapan 245 bin çalışanıyla yeni düzenlemelerle ve ortaklıklarla otomotiv üretimine devam ediyor. Tıpkı General Motors gibi Türk Silahlı Kuvvetleri de yeniden yapılanmayla emniyet üretmeye kaldığı yerden devam edecektir. Evet, her şey Alper Görmüş’ün Türk demokrasisi için gönüllü ‘’mayın eşeği’’ni oynaması ve şöhret budalası bir generalin darbe günlüklerini bir dergide yayınlaması ile başladı, Cem Yılmaz’ın askerliği süresince imtiyazlı subaylara yaptığı üçüncü sınıf stand-uplarla devam etti ve Turkish General Motors’un dramatik iflasıyla sona erdi.
Ama ille de tarihin katı omurgasıyla ilgili bir şey söylemek gerekirse; son yüzyılda Anadolu’da Türklerin ruhunda kökleşmiş İslam’dan soyut seküler bir sistem batı taklitçisi kalpazan Türklere ihale edilmişti. Şimdi bu ihale İslam’ın siyasi ihtirasından vazgeçmiş laiklik yerine ılımlı İslam’ı hayat tarzı olarak belirlemiş orijinal münafıklarla yer değiştiriyor. Bu da Anadolu’daki siyasi projesi olan Müslümanları ekonomik, politik açıdan mutlak olarak kontrol edebilmek en ideal aracı. Yani dünyaya söyleyecek bir şeyi olan, müdahil İslam ılımlı İslam projesiyle gerçek antikorunu üretmiş durumda. Bundan sonraki mücadele sayıları çok az Müslümanlar ile ılımlı İslamcılar arasında geçeceğe benziyor.

Hakkında Metin Kondel

Eski bir İngilizce Öğretmeni, Ekonomist ve bağımsız popülist (halkçı) bir yazardır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir