Pazartesi , 28 Eylül 2020

Gizemli Denizlerde Keyifli Yolculuk

Pirates of the Caribbean 2000’li yılların en beğenilen filmlerinden. Bunda Jack Sparrow rolü ile karşımıza çıkan marsbahis
Johnny Depp’in de katkısı büyük. Uzun bir aradan sonra Kaptan Jack Sparrow yine huzurlarımızda. bu sefer kadim dostları Will Turner ve Elizabeth Swann olmadan tabii. orlando bloom ve keira knighley filmden kalite götürememiş tabii ama yönetmen değişikliği pahalıya patlamış gibi. eski filmlerin tadını alamadık. özellikle 3. filmin açılış sahnesi gibi bir sahne bekliyordum ben. neyse. dediğim gibi yönetmen değişikliği pek işe yaramamış görünüyor ama bu filmin aksiyonundan bir şey götürmüş değil. hikaye londra’da bir mahkeme salonunda başlıyor. Jack Sparrow’un yoldaşı Joshamee Gibbs idam ile yargılanıyor. sebebi korsan olması. tabii kendisini gibbs olarak değil jack sparrow olarak biliyorlar. ardından jack sparrow arkadaşını mahkemede idamdan kurtarıp londra sokaklarında bir kovalamacaya başlıyor. hikayeye bu noktada “angelica” karakteri ile penelope cruz dahil oluyor. kaptanımızın amacı bellidir: bir gemi bulup gençlik pınarına gitmek. bu yolculukta başlarından türlü türlü olaylar geçiyor. karasakal, marsbahis
mermaidler, ispanyol’lar, privateer’lar… Jack Sparrow olaylardan yine bilindik yöntemlerle kurtuluyor. Kaptan Jack değişmemiş yani. nerede çıkar, orada Kaptan… filmin hikayesinde bazı eksikler de yok değil. denizkızı ile misyoner aşkı meçhul. misyonere ne oldu? denizkızı misyoneri yedi mi? bilmiyoruz tabii.

filmin bazı özelliklerinden bahsetmek istiyorum: ne kadar da korsan filmi olsa da korsanlıktan bu sefer biraz uzaklaşmış gibi. olay hazine avcılığına dönmüş gibi duruyor. senaryo bu hususta bir açık vermiş. ama mekan seçimleri her zamanki gibi muhteşem. deniz kızları ile karşılaştıkları ortam, gençlik pınarı’na giden yol, londra, vb. o devri yaşamış gibi oluyoruz yani.
teknik sıkıntılar da yok değil tabii. 3d çekildi ama filmin çoğu karanlık ortamda geçtiğinden 3d tavsiye edilmiyor. ben de 2d izledim filmi. tabii ki altyazı seçeneği ile. jack sparrow olacak ve orijinal dilde izlemeyeceğiz. yok öyle… tavsiyem altyazılı izlenmesinden yana.
barbossa’ya değinmeden geçemeyeceğim. Geoffrey Rush en son “the king’s speech” filminde karşımıza çıkmıştı. tabii anlayamamıştık o zaman çünkü barbossa karakteri o kadar ilginç tasarlanmış ki rush’ın normal hayattaki yüzü filmdeki yüzünden çok farklı. ama bu filmde barbossa kendisini canlandıran Geoffrey Rush’a çok benzemektedir. makyaj kusuru olsa gerek.

son bir tavsiye: filmin jeneriği bitmeden filmden çıkmayın. sonda bir sürpriz sizi bekliyor olacak.
bu arada: hans zimmer’dan bahsetmezsek yarım kalır bu yazı. hans baba’ya müziklerden ötürü teşekkürü yolluyoruz…

filmin fragmanı:

filmin posteri:

 

 

 

 

 

 

 

 

 

bu da filmin orijinal sitesi: tıkla

Hakkında SMH MAKALE

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir