Cuma , 25 Eylül 2020

Goethe’de İslam Görüşü

Faust, biraz kitapla haşir neşir olmuş hemen herkesin okuduğu ve okuyan herkesin kendinde bir şeyler bulduğu bir kitaptır. Faust’un arayışları, şeytan Mefistofeles ile ilişkisi edebi ve doyurucu bir dille anlatılmıştır kitapta. Şaheseri diyebileceğimiz Faust’un yanında daha birçok eserin de sahibi olan Alman edebiyatçı Johann Wolfgang von GOETHE’nin (1749-1832) İslamiyet’e ve Hz. Muhammed aleyhisselatu vesselam’a duyduğu yakınlık ta yazarı bilenlerin malumudur. Geçenlerde Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi’ni karıştırırken tesadüfen karşıma çıkan Goethe maddesi, Goethe’nin İslam’a duyduğu yakınlık hakkında bizlere önemli bilgiler vermektedir. Böyle büyük bir edebiyatçının çok da fazla bahis konusu edilmeyen bu yönünü Ansiklopedi’den alıntılar yaparak sizlerle paylaşmak istiyorum:

“Ünlü hümanist yazar ve filozof Johann Gottfried Herder’in tavsiyesi üzerine Kur’an’la ilgilenen Goethe, 1722 yılında rahip Friedrich David Megerlin’in Arapça aslından Almanca’ya yaptığı ve İslamiyet aleyhtarı bir önsözle takdim ettiği Kur’an-ı Kerim tercümesi hakkında Frankfurter Gelehrten Anzeige’de yayımlanan bir tenkit yazısı kaleme aldı. Bu makalede, Megerlin’in Kur’an’ı hakkıyla tercüme edemediğini ve kitabın onun yazdıklarıyla kıyaslanamayacak kadar yüce fikirlere sahip olduğunu belirterek layıkıyla bir tercümenin ancak şu şekilde yapılabileceğini tahayyül ettiğini açıkladı: ‘Kur’an’ın şümûlünü kavramaya meyyal, çok keskin bir zekaya sahip, şair ruhlu bir Alman mütercimin, Şark’ın mehtaplı berrak seması altında ve İlahî vahyin geldiği yerde kuracağı çadırda Kur’an’ı bir peygamberin ruh hali içerisinde okuduktan sonra tercümeye başlaması en büyük arzumdur’ (Mommsen, Im Islam, s. 149). Goethe daha sonra, özellikle Ludovico Marraccius’un Arapça’dan Latince’ye yaptığı tercümeden faydalanarak on ayrı sureden bir ‘Kur’an özeti’ (Koran Auszüge) meydana getirdi. Bu esere aldığı sureler incelendiğinde onun Kur’an-ı Kerim’deki, düşünenlerin Allah’ın varlığının ve birliğinin delillerini tabiattaki tecellilerde müşahade edeceklerine ve Hz. Muhammed aleyhisselatu vesselam’ın insanlık için yüklendiği göreve temas eden ayetlere özel bir ilgi duyduğu görülür; bilhassa Allah’ın birliği esasının vurgulanması çok dikkat çekicidir. Bu çalışma sırasında ilgisini Hz. Muhammed aleyhisselatu vesselam’ın görevi ve şahsı üzerinde yoğunlaştırması onu ‘Mahomet’ adlı büyük bir tiyatro eserinin hazırlığına yöneltti. Taslak halinde kalan bu drama hakkında gerek kendisinin verdiği bilgilerden, gerekse ölümünden sonra ele geçen bazı müsveddelerden işlemeyi düşündüğü ana temanın tevhid akidesi olduğu anlaşılmaktadır. Yine bu esere için kaleme aldığı, Hz. Ali ve Hz. Fâtıma arasında karşılılı terennüm şeklinde geçen bir parça, sonradan müstakil bir şiir halinde ve ‘Mahomets Gesang’ (Muhammed’in Nağmesi) adıyla Göttinger Musealmanac dergisinde yayımlanmıştır (1774). Şiirde kayalar arasında doğmuş bir nehre benzetilen Hz. Muhammed aleyhisselatu vesselam’ın manevi gücünün kardeşleri olan ırmak ve dereleri de bünyesinde toplayarak okyanusa (Allah’a) ulaşması ifade edilmektedir.”

“Goethe, Wetzlar’da iken Herder’e yazdığı bir mektubunda şöyle demiştir: ‘Kur’an’da Mûsa’nın dua ettiği gibi dua etmek istiyorum: Ya Rabbi, benim dar olan göğsümü genişlet’ (Goethes Briefe, I, 132)”

“Goethe, Napolyon’la Rus Çarı I. Aleksandr arasında cereyan eden Erfurt buluşması sırasında (27 Eylül-14 Ekim 1808) Napolyon’la görüşmüş ve edebiyat ağırlıklı sohbetlerinde söz Voltaire’in Mahomed adlı kitabından yaptığı tercümeye gelince Napolyon eserin aslı için, ‘Bu iyi bir eser değil, dünyaya diz çöktüren bir kişi hakkında o kadar uygunsuz ve yanlış tasvirler yapmak çok yakışıksız ve âdi bir şeydir’ demiş, Goethe’yi ise çok takdir etmiştir.”

“Goethe 1816 yılında West-oestlicher Divan adlı eserini okuyuculara şu cümle ile takdim etmiştir: ‘Doğu-Batı Divanı’nın müellifi kendisinin de bir Müslüman olduğu şüphesini reddetmez’. Muhammed İkbal, Alman edebiyatındaki ‘Şark hareketi’ cereyanı üzerinde de durduğu Peyam-ı Meşrık (Şarktan Haber) adlı eserinin önsözüne, ‘Şarktan Haber adlı eserimi bana yazdıran, Alman hakimi Goethe’nin Garplı Şarklı divanı olmuştur’ cümlesiyle başlayarak Goethe’nin bu eserinin üzerinde bıraktığı tesiri açıkça ifade etmektedir.”

“Goethe’nin Kur’an’la ilgili olan bir münasebeti de şöyledir: Weimarlı askerler İspanya seferinden döndüklerinde yanlarında kendisine el yazması bir Kur’an sayfası getirmişlerdi. Kur’an’ın 114. suresi olan bu yazma Goethe’nin eline geçen İslami menşeli ilk belge idi. Onu, harflerini benzetmek surtiyle tekrar yazdı ve Jena Üniversitesi Şarkiyat profesörü Georg Wilhelm Lorsbach’a gönderip tercüme ettirerek manasını öğrendi.”

“Kur’an’ı Kerim’in, beşeriyete tebliğ edilmek üzere Allah tarafından Cebrail vasıtasıyla Hz. Muhammed aleyhisselatu vesselam’a Kadir gecesinde indirilmeye başlandığını bilen Goethe yetmiş yaşında ike şöyle söylemiştir: ‘Kur’an’ın Peygamber’e semadan indirildiği bu mübarek geceyi Goethe niçin saygıyla kutlamasın?’ (Goethes Werke, II, 206). Kur’an’la aynı kaynaktan çıkan gerçek İncil’e iman eden ve, ‘Siz benim Hıristiyanlık telakkimin ne olduğunu belki bilirsiniz, belki de bilmezsiniz. Günümüzde İsa’nın istediği manada Hıristiyan kimdir acaba? Belki de sadece ben; her ne kadar sizler beni dinsiz kabul etseniz de’ diyen Goethe (Goethes Gesprache, III/2, 604), aşağıdaki şiiriyle de Hıristiyanlığın teslis akidesini reddetmiş ve İslamiyet’in tevhid akidesinde karar kılmıştır. ‘İsa bütün saflığıyla duruyor / Kâinatın ilahı bir tek diyordu / Onu ilahlaştıran her kişi / En kutlu hislerini yaralıyordu’ (Goethes Werke, II, 122).”

Biraz uzun gelmiş olabilir bu alıntılar ancak bilinmesi gereken bir konu olduğu kanaatinde olduğum için özellikle uzun tuttum. Goethe’nin İslamiyet görüşü üzerine mutlaka araştırtmalar yapılmıştır ancak yeni çalışmalar yapılmayı hak edecek kadar değerli bir konu olduğu için bu alanda çalışan kişilerin bunu bir tez ya da kitap konusu yapmaları ve bu çalışmanın da Almanca başta olmak üzere İngilizceye çevrilmesi önem arz etmektedir. Özelikle Faust ve Doğu-Batı Divanı üzerine yapılacak titiz çalışmalar neticesinde bilimsel bir eser çıkartılarak ilim dünyasına kazandırılması kanaatimce önemli bir mevzudur. Umarım bu yazı böyle hayırlı bir işe vesile olur. Ayrıca yazımızın, başta Faust olmak üzere Goethe’nin eserlerinin okunması için de bir vesile olması bizler için bir mutluluk kaynağı olacaktır.

 

Hakkında Takyettin Karakaya

1980 yılında Muş’ta doğdu. 1997 yılında Sivas’ın Şarkışla ilçesindeki İmam-Hatip okulundan mezun oldu. 2002 yılında İstanbul Üniversitesi İngilizce İktisat Bölümü’nden mezun oldu. 2006 yılından beri, Bursa’da yerleşik Uludağ İhracatçı Birlikleri Genel Sekreterliği’nin Avrupa Birliği Bölümü’nde uzman sıfatıyla çalışmaktadır. Hasta Hakları Aktivistleri Derneği Bursa Temsilciliği görevini yürütmektedir. Gençlerin hacca gitmelerini teşvik etmek amacıyla Genç Hacılar Platformu'nu kurmuştur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir