Perşembe , 1 Ekim 2020

Harry Potter and the Deathly Hallows Part II (Her şey Sona Eriyor)


Satışa sunulduğu gün 24 saat içinde 11 milyon satarak satış rekoru kıran Harry Potter and the Deathly Hallows kitabının ikinci bölümü olan Harry Potter and the Deathly Hallows Part II, 13 Temmuz 2011 günü gösterime girdi. Filmin IMDb puanı, 8.5/10. top 250 listesinde 79. sırada yer alıyor.

Filmin başlıca oyuncuları: Daniel Radcliffe, Rupert Grint, Emma Watson, Ralph Fiennes, Alan Rickman ve Helena Bonham Carter. Tıpkı oyuncularda filmle beraber kitap gibi efsaneleşerek son kez izleyiciyle buluştular. Serinin bu son filminde yönetmenin de deyimiyle “her şey sona eriyor!”

İlk kitaptan bu yana gerek kurgusuyla, gerek barındırdığı gizemlerle, gerek oyuncuların gösterdiği performans ve oyuncu kadrosuyla izleyiciyi kendine bağlamış olan filmin sekizinci ve son bölümünü, ilk bölümden itibaren bütün konuyu bilenler ve takip edenlerin bu güne kadar merakla beklediğini ve beklentilerinin hayli yüksek olduğunu belirtelim.

Beklentilerimizin başında filmin kitaba birebir sadık kalınması geliyordu. Şimdiye kadar, en çok da Harry Potter and the Order of the Phoenix başta olmak üzere birçok yerde kitaba sadık kalınmamıştı. Bu bölüm, tüm gizemin çözüldüğü, yerlerine yerleşmesi gereken taşların kitabın yazarı olan JK Rowling’in okura aktardığı gibi, değiştirilmeksizin aktarılması gerektiği için, kitaba sadık kalınması önem arz ediyordu. Üzülerek söylüyorum ki çok önemli birkaç yerde Yates kitabın dışına çıkmış ve izleyiciye bilgiyi yanlış aktarmış.

İzleyicilerin beklentileri doğrultusunda David Yates’in film için doğru yönetmen olduğunu söyleyemeyiz. Her ne kadar filmde mümkün olduğunca ayrıntılara yer verilmeye çalışılmış olsa da çok önemli detayları göz ardı ettiğini inkâr edemeyiz. Film, Harry Potter and the Deathly Hallows Part I’e ara verilmiş, moladan dönmüşüz gibi bir izlenimle başlasa ve akış kitaba birebir olmasa da uyumlu devam etse de görmeyi istediğimiz ve heyecanla beklediğimiz, duygu yoğunluğu açısından mühim bölümler atlanmıştı.

İzleyenler bilirler; neredeyse Harry Potter and the Deathly Hallows Part I’de birçok kısım filme aktarılmamış, birçok oyuncu bu bölümde yer alıyor olmasına rağmen oynatılmamış, film yavan geçmişti. Kitabı okuyan için de okumayan için de filmin bu bölümü neredeyse hayal kırıklığıydı. O nedenle de izleyicinin Harry Potter and the Deathly Hallows Part II’den beklentisi daha yüksekti.

Harry Potter and the Deathly Hallows Part II’de beklentileri karşılamayan bölümlere değinmeden evvel beklentilerimizi karşılayan kısımlardan söz etmeyi doğru buluyorum. Filmin müzikleri giriş kısmından bitiş anına dek hüzünlü, bir o kadar da izleyiciye duyguyu aktaran bağlayıcılardı. Müzik seçimleri son derece güzeldi. İlk filmin başlangıcında duyduğumuz Hedwig’s theme aynı zamanda filmin kapanış müziği olmuştu. Bu açıdan izleyiciyi duygulandırdığını düşünüyorum. Bu detayın atlanılmamış olması film için artıdır.

Filmde kullanılan fantastik öğeler, görseller, efektler, filmin üç boyutlu oluşu harikaydı. Filmde oyunculuk olarak iki isim öne çıkıyordu. Birincisi hiç şüphesiz Severus Snape karakterini canlandıran Alan Rickman. Canlandırdığı karakter ilk kitaptan beri okurda ve izleyicide kötü bir etkiye sahipken bu bölümde bu etkiyi ters yüz edecek şekilde kurgulanmış hayat hikâyesi, cesareti ve aşkıyla gönüllerde taht kurmuştur. Oyunculuğunu bir kez daha ispat etmiştir. İkinci isme gelince oyunculuğun hakkını en az Alan Rickman kadar iyi veren Bellatrix Lestrange karakterini canlandıran Helena Bonham Carter. Artık neredeyse bu kadına kötülüğün ve deliliğin yakıştığını söyleyecek durumdayız. Aynı zamanda Carter’ın canlandırdığı Lestrange karakterinin Voldemort’tan bile daha kötü olduğunu düşündürmüştür.

Gerek müziklerin verdiği duygusallığa gerek kitabın seyrine, yaşanan kayıplar ve savaşlara baktığımızda filmin dram ağırlıklı oluşunu görmemize rağmen diyaloglara serpiştirilen mizah çok hoştu ve yerinde kullanılmıştı.

İlk filmden bu yana rol alan her bir oyuncuya ufak da olsa yer verilmiş olması güzeldi. Beklentilerimizi karşılamayanlar arasında yer alan ve ilk bölümlerden beri yeri önemli olan bazı oyunculara yeteri kadar yer verilmemiş olması ise üzücüydü. Bunlar arasında savaşta ölen isimler geliyordu. Birkaç gereksiz sahne yerine Fred, Remus ve Tonks’un ölümleri izleyiciye tam anlamıyla aktarılabilir ve yaşanan hayal kırıklığından kurtarabilirdi.

Beklentilerimize uymayan bir diğer kısım Harry Potter ile Karanlık Lord’un son düellosunun kitapta verildiği gibi izleyiciye aktarılmamasıydı. Bu kısım kitaba sadık kalınsaydı izleyici bir kez daha hayal kırıklığına uğramaktan alıkonulabilirdi. Olmadı.

Son olarak bu kitabın isminin Ölüm Yadigârları olmasının bir anlamı vardı. Bunun izleyiciye tam anlamıyla aktarıldığını söyleyemem. Rowling’in yazdığı gibi aktarılsa daha yerinde olurdu. Her ne kadar anlatmak istediği anlamdan fazlaca bir sapma olmasa da kitaba uyulması daha şık olurdu diye düşünüyorum. Belki yönetmen farklı olsa film olandan daha iyi çekilebilirdi. Çünkü oyunculara ve senaryoya baktığımızda yetersiz bulduğumuz tek isim yönetmen.

Bir diğer ve son ayrıntı, kitabın son bölümünde 19 yıl sonrasının yer alması. Bu bölüm, kısacık da olsa filme aktarılmış. Bu kısım için ağlasak mı gülsek mi deyimini kullanmanın yerinde olacağını söyleyebiliriz. Aradan geçen 19 yıla rağmen oyuncuların hiç yaşlanmamış olması ve gençlere anne baba rolü oynatılması tezat oluşturmuştu. En azından yönetmen 19 yıl sonrasına da yer vermiş diyerek bu bölüme neyse dedik. Bütün eksiklik, hata veya gereksizliklere Rowling’in ve serinin son filmi oluşu hatırına katlandık.

Özetle beklentilerimizin fazlaca altında kalmasa da mükemmel bir final olabilirdi.

Hakkında Mihriban Karşağ

okur, yazar, izler, gezer...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir