Salı , 20 Nisan 2021

İleştik

Hiçbir yalan affedilmekle yalan olmaktan çıkmaz.

Hangi arsız yalnızlık bedelidir, unutmakla ödüllendirildiklerimiz?

Mavi bir yara bandı sarıyoruz açık hayal kırıklıklarımıza, boğaza nazır fincan kulplarında kalıyor soru cümlelerimiz, banka şifreleri arasında kaybolmuş veda kısa mesajları.. Hey, hepimiz çok yorgunuz. biz telekominikasyon çocuklarıyız..

İleştik, ileştik ve sonunda ‘izm’ ile biten bütün hastalıkları her yıl birimiz muhakkak geçirdi.

Hepimizin yüzünde allık fırçasından damlayan aynı metalik gülüş.

Adımızdan sesli harfleri attık, ceket giymeyen, sesi gür çıksa da fark edilmeyen babalar, yemek yerine vitamin veren, saksı çiçeği yetiştiremeyen anneler devşirdik sosyal sağlık kurumlarından.

Hayatımızın bir kamu spotu var ise o da birbirimize yalan söyleyişimizi kabul ettiğimiz sohbetlerimiz oldu. İşte tam benim burada yaptığım gibi. Affediyoruz birbirimizi, kendimizden başka her şey için yaşadığımızdan dolayı, ama dedim ya çıkmıyor yalan mahiyetinden. Bir gün playliste rast gele atılmış bir şarkı yakmasa hüzün sensörümüzü, hiçbirimiz ağlayamayacağız. Ağlamama aşısı çıkarsın diye ilaç firmaları, hepimiz dört gözle bekliyoruz. Sonra bannerlarda yanıp sönecek bir insanı vasfı daha kaybetmenin ışıltılı reklamı.

Beni her an bağlı olmaya bile isteye mecbur ettiği için affetmeyeceğim Jobs’ı. Sanki parmak izlerimizin milyarlar milyarlar içinde tek olması tesadüfmüş gibi 29 harf içinde hapse mahkum ettik.. 10 tane münhasır izi birden.

Göz yaşlarımızın tuzu ayarlı, sevdiğimiz kelimeleri sadece sevdiğimiz insanlar değil, herkes biliyor. Herkes uyruğunu kıl köklerine varana kadar ezberliyor, bana söylesenize bu faşizmin kanımızdaki yoğunluğunu arttırmaktan başka ne işe yarıyor? İleşe ileşe ne güzel düşman oluyoruz.

Hafta sekiz gün dokuz en çok ihtiyacımız olduğu günler geledursun, soyadı kanunu ile kaybetti namusunu birlik beraberlik, böylelikle önce ‘soy’larımıza göre bölünmeye başladık, sonra özlem duygumuzun hormonlarımızı fitillemesiyle ileşe ileşe yalnız kaldık. Islık çalmayı bilmeyecek bir çocuk yetiştireceksek eğer bir gün, tek zanlısı özlemenin iletişime feda ettiği bekaretidir.

Celalettin Rumi’nin Hamuş olduğu coğrafyada ahkam kesemeyeceği uzmanlık kalmamış bireyler olduk. İleştik, ileştik İlk yardım çantasında şarj aleti, batarya muhafaza eden ironik yaralılardan olduk.

Hiçbir yalan affedilmeyecek kadar büyük değil, demiş miydim? İletişimin yalanlara buladığı hayatlarımız üzerine işte milyonununcu iki yüzlü yazısına imza atıyorum ben de. Nasılsa bir diğer yalan söyleyen bulunur, kimse adımı hatırlamaz bile. Kimse kimsenin adını hatırlamaz ileşe ileşe..

Yapıyorum inkar edemem, nufusu 6 rakama ulaşmış her kent bireyi gibi arsız yalnızlık müebbetiyim ben de. İlaç muadili ezberlemiş bir neslin ferdiyim. Herkesin mutluluğu ile kendimi kıyaslıyorum, birisi ama belki illaki birisi, görmesin diye bir tebessüm raptiyeliyorum yüzümün panosuna. Yüzüm en az herkes kadar halka açık ifadeler bütünü benim de. Karakteristik prozac gülüşü var. Bir de en sevdiğim şairin dörtlüğü.

Mevsimlerin tek nişanesi değişen sezon, doğan güneş yeni bir  stabil enflasyon takibi habercisi.

‘Hadi beni kandır’ın ‘memnun oldum’u sosyal tanışma enstitüsü, ‘yeni bir bildirim’ sayesinde maziye gömülen kalp ağrısı.

Eski şairlerin yaşadığı aşk için yazdığı, adına şiir dediği sanattan geriye, yaşamak istediği aşk için kelimeleri gölge oyununda oynatan şairimsiler kalır ileşe ileşe..

İşbu yazımda sırf tarihi bir armoni olsun diye Osmanlı’ya atıfta bulunabilirdim. Gecekonduda doğmuş olduğumdan belki hormonsuz birkaç hücre muhafaza etmiş vucudum. O yüzden Osmanlı’ya teşekkür etmek geliyor içimden elimizle su içmeyi unutturmayacak kadar çeşmeler bıraktığı için. Özür diliyorum hiçbir zaman o çeşmelerden kana kana su içecek kadar yorulamayacağımız için..

Ah nasıl acıyor içim, suya hürmetle binbir şaheser inşa edilen bu topraklarda ileşe ileşe susamayı unuttuğumuz için..

One comment

  1. Çok güzel bir yazı…

    Hiçbir yalan affedilmekle yalan olmaktan çıkmaz.

    Kıymet verdiğimiz her şeyi zedeliyoruz. Acılarımızı başka acılarla örtmeye, sevgilerimizi başkalarına empoze etmeye çalıştıkça kendimizi yaralıyoruz…

    Bir boşluk var ve biz o boşluğu daha büyük bir boşlukla kapatıyoruz…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir