Çarşamba , 12 Ağustos 2020

İlk Ders: Masallar ve Gerçekler

Bütün kandırmacalar bu ülkede çocuklukta başlıyor. Tüm gerçekler bir bir saklanıyor, gözardı ediliyor her nedense… Aklı ermeye başlarken, kurmaca dünyaların içine itiveriyoruz başta çocuklarımızı. Sonra ütopyalarla, tatlı yalanlarla aldatıyoruz hem kendimizi, hem yavrularımızı… Fakat insan büyüdükçe gerçeklere yaklaşıyor, yaklaştıkça da kaçıyor bu gerçeklerden. Şaşırıyoruz, beynimiz adeta dumura uğruyor ve bir çıkmazın dehlizinde buluyoruz kendimizi. Gerçekten, gerçekler masallara hiç mi hiç benzemiyor…


mobil porno
Her şeyi gören bir insanın yalnızlıktan şikâyete ne hakkı var? Mevsimler, renkler, çiçekler, köylerin, kentlerin, metropollerin bütün kadınları, bütün çocukları, bütün yaşlıları ve gençleri görmüyor mu bu durumu? Bunu göremeyen, bir insanın çarşıda mum arayan bir körden ne farkı var? Bu manasızlığı çocuklarımızı bıraktığınız yerden kalan, eski bir hatırası olabilme ihtimalini ne zaman akıl edeceğiz? Bir çocuğun, oynadığı bir bezbebeği, atmaya kıyamadığı gibi hayallerini de atmayacağı, unutmayacağı gerçeğini perde arkası yapmak ne kazandırıyor ki bize?

İşte, masalar çocukluğun hayal denizleri ve bu mefhum yüzer durur çocuğun minicik kalbinin, zihnin içinde. Tertemiz çocukluk yıllarının perilerle, cadılarla, prenseslerle, acı ve hüzün dolu ayrılıklarıyla, bazen mutlu sonlarla süslediği yalancı cümlelerdir aslında masallar. Kimin neyi, ne kadar sevdiğini ancak Allah bilir biz bilemeyiz! Fakat insan masalcıların mı, çocukların mı aldatmaya meyyal olduğunu, yoksa çocukların mı aldanmayı daha çok sevdiğini kestiremiyor bir türlü… Bize anlatılan masallar ise baştan aşağı yalan. Hatta yalanın daniskası…

Birer fanteziydi bize anlatılan masallar, gerçeği çağrıştırmayan birer ütopyaydı. Bir varmış, bir yokmuş işte! Develer tellal, pireler berber! Annesinin beşiğini tıngır mıngır sallayan çocuklar… hepsi bu… Gerçekleri hiçbir zaman bulamadık anlatılan masallarda. Mesela tufanla çalkanan yeryüzünü, kasırgalarla yok olan insanları, ikiye bölünen nehir ve ovaları, mutlu köy günleri hiç yoktu. Biz yoktuk ki masallarda, ne bir ağıtımız, ne bir coşkumuz, ne bir hüznümüz, ne bir dirilişimiz, ne bir ölüşümüz, ne de inancımız vardı…

Bu yüzden çocuklar da masal filan dinlemiyor. Ninelerimiz de masal anlatmıyorlar artık. Ama şimdi başka ütopyalar var, başka yalanlar kandırıyor çocukları. Çağın iletişim imparatorluklarına yenik düşen toplumlarız bizler! Çocuklarımız da yalan çizgilerle, akıl almaz trajedilerle büyüyorlar malesef. Başta televizyonlar sonra internet bilmediğimiz veya hiç zaman bilemeyeceğimiz gezegenlerin insanlarını, bu yaratıkların bol ateşli silahlarını, gürültülü savaşlarını, komik deniz canavarlarını, şeytan ruhlu insanlarını çizgi çizgi aktarıyor çocukların gözlerinden kalplerine ve beyinlerine… Çağdaş masallar içinde biz yine yokuz, gerçekler hiçbir zaman olmadı zaten. Hep bir yalan ülkesi olmak Türkiye’nin kaderi sanıyorum. Çocuklarımız da bundan baya bir nasibini almaya cür’etkâr şimdilerde! Anneler ve babalar yalana kapılarını sonuna kadar açıyorlar. Gerçekler oysa kitaplarda, hatıralarda terk edilmiş keşf edilmeyi bekliyor! Yalan bir geleceğe doğru bilmeden koşan çocuklar lütfen bize haklarını helal etsinler. Bunu tarihe not düşmek istiyorum yalan bir alemden, kalp sahibi gerçek çocuklara, en sahicisinden…

Her çocuğun bakış açısı dış dünyaya atılan bir köprüdür! Beni anlıyor musun masum çocuk?

Hakkında yusa

Yazar, Editör, Sosyal Medya Uzmanı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir