Salı , 29 Eylül 2020

İstanbul’un Muhteşem Tarihi, Turizm ve Ekonomik Kurtuluş

Bu ülke insanı birçok badireyi atlatma özelliğine ve gücüne sahip olmakla birlikte yıllar yılı geçim potasına sıkışmaya maruz kalarak tarihine ve kültürüne gerekli zamanı ayıramamıştır.

Özellikle sayısız ekonomik bunalımla geçirilen son kırk yıla bakıldığında ülke ekonomisinin nefes aldığı en önemli unsurlardan birisi bacasız fabrika olarak tabir edilen turizm olmuştur. Son yıllarda 30 milyonu aşkın turisti ağırlayan ülkemizin her yıl 80 milyonu aşkın turisti ağırlayan Fransa’yı yakalaması için öncelikle tarihine dönüp bakması gerekmektedir. Ülkemizin kültürel tarih turizmine dolayısıyla ekonomisine katkı sağlayacak unsurlardan birincisi, İslami ve Hıristiyan kaynaklarca doğrulanan Çemberlitaş’ın altında bulunduğu belirtilen kutsal emanetlerin gün yüzüne çıkarılmasıdır. Başta Hıristiyan inancına göre Hz. İsa’nın çarmıha gerildiği çarmıhın aletleri ve bununla birlikte Hz. Musa ve Hz. Lut’un asası, Hz. Nuh’un baltası ve Hz. Süleyman’a ait olduğu belirtilen Yedi Kollu Şamdan’ın da burada olduğu düşünülmektedir. Şahsen 2007 seçimleri öncesi İstanbul milletvekili adayı Numan Güzey ve asistanı ile Üsküdar Meydanı’nda yaptığım görüşmenin ardından bu konu gazete manşetlerine taşınmış ve Anıtlar Kurulu Başkanı, bu emanetlerin çıkarılması için “Ya çok büyük deprem olması ya da kıyametin kopması gerekiyor.” İfadelerini kullanmıştı.

Elbette ki bu kutsal emanetlerin çıkarılması için kıyametin kopması gerekmemektedir. Artık deniz altından ulaşımı sağlayan bir ülke için bu eserlerin çıkarılması son derece kolaydır. Ve elbette ki bu kazı yer altı kaynakları anlaşması kapmasına sokulamayacaktır. Hele ki olası Ayasofya hassasiyetini bununla eşdeğer tutma gayretleri nafiledir. Zira Ayasofya bizim için de değerlidir. Nihayetinde yıkılma tehlikesi ile karşı karşıya kalan Ayasofya’nın restorasyonu için 300 rahibin yollara düşüp, Mekke’ye gelerek mübarek tükürüğünü restorasyonda kullandıkları peygamber bizim peygamberimizdir.

Ayrıca dış güçler denen güçlerin günümüzde tarafımızca, ne kadar ciddiye alındığı ortadadır. Ve bu çalışma son derece resmi devlet denetimi kaydı ile uygulanabilecektir. Nitekim Mustafa Kemal Atatürk de 1929 yılında Batılı arkeologları davet etmiş fakat maalesef sonuç alınamamıştır.

1918 yılında Vatikan’dan gelen bir grup rahip gibi gizlice tünel kazmaya gerek kalmayacaktır ve bu kutsal emanetlerin çıkartılıp, Topkapı Sarayı’nda sergilendiği düşünüldüğünde bunun ülke tanıtımı ve turizmine katkısı tasavvur etmek hiç de zor değildir.

Bir diğer konu ise, tüm dünyaca Türkiye sınırları içerisinde olduğu kabul edilen Nuh’un Gemisi’nin artık arkeolojik çalışmalarının başlatılmasıdır. Özellikle 80’li yıllardan itibaren yoğun olarak Ağrı Dağı’nda aranan Nuh’un Gemisi için Cudi Dağı’nda olduğu iddiası ve Kuran’da geçen “Sular çekildi ve gemi karaya oturdu (Hud suresi, 44.ayet)” nedeniyle her iki dağ için de çalışmaların bir an evvel gerçekleştirilmesi gerekmektedir.

Uzun zamandır sıkıntılarından kurtulamayan Cudi Dağı 2018 Temmuz itibariyle ziyaretlere açılır hale gelecek olması sebebiyle artık makûs talihini yenecek ve bu araştırmalar için hazır hale gelecektir. Ve hangi dağımızda keşfolunursa olsun bu asrın keşfi olacak, tüm dünyanın gözü Türkiye’ye dönecektir. Ve bu ziyaretler tartışmasız dünyanın en yoğun tarihi ve turistik ziyaretleri sıralamasında ülkemizi zirveye çıkaracaktır.

Bu iki örnekten hareketle Kars’ta 2000 yıllık Ani Harabeleri, Elazığ’da 2800 yıllık Harput Kalesi, Çin Seddi’nden sonra dünyanın en uzun kalesi unvanına sahip olan Diyarbakır Kalesi gibi Doğu illerimizdeki eserlerimizin tarihi ve turistik tanıtımının ön plana çıkarılması, tıpkı bugün 6500 yatak kapasitesine karşın boş yer bulunamayan Mardin şehrimizin turizmde yaptığı sıçramayı yapmasını sağlayacak ve ülkemiz için ışık yine Doğu’dan yükselecektir.

Mustafa İZMİTLİ

Hakkında Mustafa İZMİTLİ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir