Çarşamba , 23 Eylül 2020

İzmir, Seni Özlemenin Şiirini Yazıyorum

İki günlüğüne Özdere’den ayrıldım ,son arabayı yeniden kaçırdığımı zannederken küçük terminalin içindeki ”büyükşehir belediyesi” imzalı kırmızı dev otobüsü görünce : ”İzmir” dedim ,gözlerim sulandı , ”seni uzakta özlemenin şiirini yaşıyorum” …Vakit geldi ,iplerini sıkıca büzdüğüm çantaya anneme sarılır gibi sarıldım ve İzmirin silüetini göreceğim anı beklemeye başladım.

Sen gurbetin denizi …Mavin mavi değil , balıkların yırtıcı ,dalgaların ürkütücü ,içinde yüzüp boğulmaktan korkuyorum…Sana baktıkça geçmişim dalga dalga siliniyor ,ne benlik kalıyor ne ideal …Sükunetinle bıraktığın kocaman bir çiledir ve kötü izlerdir, kanayan dizimdir misal ,kaçırdığım kahrolası fırsatlardır , konuşunca yumuşatacağım küskün suratlardır , yarısı kabuk bağlamış bir yanaktır , babaanneciğin öldüğü andır, anlık bir yaşamsızlıkta yerinin hemen doldurulmasıdır…

Sen ,çilenin kırmızısıyla boyanmış kutsal gece …Başımı öne eğdim işte , uykuyla gözlerimi aralıyorum yepyeni bir dünyaya …

Derken kollara dolanan poşetler beliriyor , ve bir kadın , ” bakar mısın ” ,hanımından iftarlık alan şöför , arkaya doğru bağırıyor ,”son durağa yaklaşıyoruz” …Ezan okunuyor , çorbacıya giriyorum ,

tas kebabı ne kadar ? — yedi lira — o zaman bir işkembe alayım ..

Ekmek tası geliyor ,içine tenezzül edip birkaç dilim pide koymuşlar , iki aydır limon kullanmamışım , meyve nedir unutmuşum , vargücümle limonu sıkıp en son damlasına kadar kullanıyorum…Tam çorbanın keyfine az biraz varmışken aktarmalı ikinci otobüsün önümden geçtiğini fark ediyorum .

Kaçan otobüs olsun , hayat tüylerini okşadığım bir kedi …koynumda o kadar uysal besliyorum ki onu ,hiçbir yere kaçmayacak ,adım gibi eminim…İzmire nihayet geldim , iftarlar çoktan yapılmış , karınlar doymuş ,uyuklayan bir baba tarafından karşılanıyorum …Teravihe neden gitmedin? yoldaydım ,baba .

-Sen ,adam olmazsın .

-Hoşbulduk .

Odama geçtim , bilgisayar soğuk bir metal yığın , hiç te insancıl bakmıyor ,bir esrarkeşin iç dünyasında yaşadığı belirsizlik ve dumanlı görüntüler bilgisayarın yalancı penceresinden fışkırıyor…Fişini çekip susturdum , kütüphanemdeki birkaç kitabın tozunu sildim , onları dizime koyup ninniler okudum , kalın parmaklı sorumluluğa fazla dayanamayıp uykuya daldılar…Aynada yüzümle karşılaşınca bir an duraksadım , sen her yerde aynı mısın Abdül dedim ? zaman ve mekanla dönüşüyor musun yoksa ? yüklediğin anlamı bu şehir hak ediyor mu ? Cemal Süreya’dan bir cümleyle duruluyorum :

”Sen belirsiz vakitlerin belirsiz adamı olmalıydın ”

Yalancı Ayna …Yine seninleyim , yıllardır belkide seninle olacağım ,hiç mırın kırın etme , hayallerimin yarım kaldığını zannetme ,sana konuştuğum hakikatleri i insanların yüzüne vuramayacağımı zannetme…Aslolan mizacımızın , doğrularımızın , dağınık gidiş gelişlerimizin Allah katında bir yüceliği var…

Karmaşam ,bir hakikate gebe…

Sen ey Hakikat ,güzel gözlü kadın ….Sana sarılacağım an için yaşıyorum , gözlerimdeki gaflet perdelerini kaldıracak tılsımlı dokunuşunla kendime bir yolculuk yapacağım … İnsan ölümlü müdür ? sorusuyla başlayacağız…Kan deryasında yüzen beynimi kalbimle uzlaştıracağım …Aynadaki yüzümden çıkan derse eğiliyorum ,pulları dökülmüş bir yüz var ;sanki acıya koşan bir küheylan …Ne zaman tamamen senin olacağım ey şehir ,artık ayrılık yok diyeceğim ,annemiz ,babamız ,çoluğumuz çocuğumuz ,arkadaşımız ,kardeşimiz ne zaman yörüngemizde yüzecekler , kafamızda hayallerimiz ne zaman bir saat zembereği gibi planlarını yola koyacak ?

Dedi Kuzgun : Hiçbir zaman

Şehrin içerisindeyim , toprağı iten çiçek değilim , aksine bu toprağın özsularımı emip ortaya bir şaheser çıkartması ve benden renkler devşirmesi için toprağa seriliyorum…Yıldızlar işte şimdi adam gibi parlayabilirsiniz ,sen bisikletle dolaşan ! kahvenle dudaklarım ısınsın ,gel yanıma…

Gelin insanlar gelin yanıma …bağdaş kurun , selam verin , sakal bırakın , yüzük takın ,çocuklarınıza masal okuyun , çocuğunuzu hayallerine ulaşması için lanetli kağıt parçasına mecbur etmeyin …Ucu başı olmayan ne varsa onu çağrıştıran mekanlar inşa edin , sınırsızlığa varan yollar yapın , çöl sıcağının çatık kaşlı suratını gülümseten gölgelikler yapın …

Gidin insanlar gidin yanımdan ,bağırdınız ,hakaret ettiniz,zorluk çıkarttınız,alay ettiniz ,küçümsediniz,en güzel hayalin tüm hayalleri gerçekleştirebilme kudreti olduğunu anlamadınız…İşlerinize öyle bir dönüşle döndünüz ki ,aranızdan geçip gitmek ,dönüp bakmamak ,selam vermemek üzerime ödev oldu …Yığınla mal istifleyip ,para balyalayıp temiz hayal ırmağımı bulandırdınız …Hayallerimin içine sızdırdığınız gerçeğin zehirli gazıyla ne söyleyeceğimi ,nasıl konumlanacağımı ,neden yaşayacağımı şaşırdım.

Sen ey Gerçek bunca cılkı çıkmış tecrübi kalıntılarına sade hayal için katlanıyorum …Hakikate varmak için sana katlanıyorum…Anlıyor musun ?

İşte İzmir sen saf bunları düşündürtmenle bile ruhumun ilgisini hak ediyorsun…Seni tabiatının serinliği ,insanlarının hasbiliği , müthiş zamansızlığın ve mutlak mekan vaadin için seviyorum…

Üzerinde taşıdığın ,besleyip büyüttüğün her sene için sana bir mısra yazacağım…

Evi terk edişimde soğuktan titreyen dişlerim için de…

Bavula aceleyle sıkıştırdığım fanilalara bakıp ”ömrüm hep don değiştirmekle mi geçecek” diye sorduğum o gün için de…

Çocuk oyuncaklarının tenhalığında kaçak öpüşen çiftleri korkuttuğum günler için de…

Edebiyat dergilerindeki hikayeleri dikkatle ve gösterişsiz okumak için sığındığım kulube yapılarında hikayenin büyüsüne kapılıp sadece toz ve karanlık soluduğum derme çatma duvarlara binlerce yıldız bıraktığım günler için de…

Peki ben İzmir ,Başıbozuk kaldırımlarında hep tecellisiz kavrulacak mıyım ?

Hakkında Ferruhzad

Eğitimci Şair, Edebiyatçı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir