Cuma , 17 Eylül 2021

Kadınsız Demokrasi, Kadınsız Medeniyet Olmaz -1-

 

 

Küresel sorun olarak yaşadığımız birçok karmaşanın, kavga ve savaşların temelinde yatan olgu, özellikle cehalet, medeniyetsizlik ve insanoğlunun aç gözlülüğü olduğunu yadsıyamayız. Teknoloji çağının hüküm sürdüğü bu dönemde, hâlâ okumaktan ve öğrenmekten yoksun yığınlar dünyanın çoğunluğunu oluşturuyorsa, bir yerlerde bir eksiklik, bir yanlışlık var demektir.

Demokrasinin ve medeniyetin olduğu ülkelere baktığımız zaman, kadın-erkek alanında eşitliğin sağlandığını görebiliyoruz. Bu ülkelerde kadın-erkek hakları gibi ilkel düşünceler aşılmış, konu tamamen insan haklarına endekslenmiştir. Medeniyeti ve demokrasiyi özümsemiş toplumlar, günümüzdeki konuma gelmelerinin en önemli nedenlerinden biri de, kadın-erkek ayrımcılığı gibi ilkel zihniyetleri aşabilmiş olmalarındandır.

Fransız Devrimi; önce Avrupa, sonra da dünyadaki zihniyet değişiminin başlangıcı olmasına rağmen, bu devrimden 70-80 yıl sonra Fransa’da 1860 yıllarda ‘Kadının Statüsünü Belirlemek’ için toplanan Ruhban Grubu haftalarca süren tartışmaların ardından, kadınları ‘Memeli Hayvanlar’ grubuna dâhil ettiğini, günümüzde pek çok kimsenin bilmediği veya hatırlamadığı bir gerçektir tarihte kalan.

Bu kararı alan Fransız Ruhbanlar, günümüzdeki Fransa’yı gördüklerinde nasıl bir karara varacaklarını tartışmak gibi havanda su dövmek değil amacımız. Özellikle ülkemizde yaşananlar ve ayrımcılığımızın nerelere vardığını bilmeyenlerimiz yoktur sanırım.

Fransa ve İtalya’da kadınlara 1946’da, İsviçre’de ise 1971’de seçme ve seçilme hakkı verilmesine rağmen, ülkemizde Atatürk’ün öncülüğünde yapılan çalışmalarla; 5 Aralık 1934‘te Anayasa‘da yapılan bir değişiklikle kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakları tanınıyor. Günümüzde hâlâ Atatürk felsefisini bile anlamaktan uzak kaldığımız teknoloji çağında, ‘Kadınsız Medeniyetin, Kadınsız Demokrasi’nin olmayacağını idrak edemiyoruz.

Demokrasi ve medeniyet dünyanın her ülkesinde kadınlar sayesinde gelmiştir. Erkek hükümranlı toplumlarda ise ne medeniyetten, ne de demokrasiden söz edebiliyoruz. Ülkemizdeki gibi derme-çatma, yarım yamalak demokrasiden bahsetmiyorum. 1934 yılında seçme-seçilme hakkını kazanan kadınlarımız, 1990’lı yıllara kadar, bir iş yeri açacak veya bir girişimde bulunacaksa, eşinden izin almak zorundaydı.eşi izin vermezse, kadın işyeri açamıyordu. O yıllarda da Türkiye’de ‘demokrasi var’ deniliyordu. O yıllarda da ‘kadın hakları’ verilmiş deniliyordu. Onun içindir ki, ‘demokrasi’ diyorsam, bizdeki gibi neresine dokunsan dökülen, çürümüş, ne olduğunu tarif etmek bile mümkün olmayan bir sistemden bahsetmiyorum.

Türkiye’nin her şeyden önce bir düşünce ve zihniyet değişimine ihtiyacı var. Tabulaştırılmış düşünce ve uygulamalardan kurtulmanın zamanı çoktan geçmiş. Bu zihniyet değişiminde öncelikle erkek hükümranlı yaşamın içersinde kadının yer alacağı düzenlemelerin acilen yapılması gerekiyor. Düzenlemelerin yapılması yetmez, bunu tüm toplumu kapsayacak bir eğitsel çalışması da hayata geçirilmeli. Kadınları koruma altına alarak, cezaları ağırlaştırarak sorunu çözebileceğimiz noktada değiliz. Çünkü uzun yıllar kadınları cehalete mahkûm eden bir düzende, o cehalete mahkûm edilmiş kadınların yetiştirdiği erkeklerden farklı bir şey beklemek hayalperestlikten öte, saflık olur.

Kadını hayatın içersine katmak ve ‘kadın hakları yerine, insan hakları düşüncesine gelebilmek için yapılacak düşünce ve zihniyet değişimi için genel bir eğitim programı da hayata geçirilmelidir ki, toplumun her kesiminde ortak bir refleks oluşabilsin.

Özellikle kadının eğitimi ve zihniyet değişimini gerçekleştirdiğimizde, ülkemizin her köşesine çöreklenmiş cahil siyasetçilerden kurtulabilme şansımız da olacak. İşte asıl kördüğüm olan nokta da burasıdır. Köşe başlarını ve devletin her kademesine çöreklenmiş cehalet ve cahil siyasetçiler, halkın ve özellikle de kadınların aydınlanmasını asla istemeyeceklerdir. İşte bu cehalettir ki kadınları da cehalete ve dört duvar arasına mahkûm eden zihniyet. Toplumun aydınlanması için; aydın, çağdaş hayatın içerisinde olan annelere ihtiyaç olduğundan, bu zihniyet anneleri cehalete mahkûm etmiş konumdadır. Şimdi bunların kalkıp kadınların aydınlanması için ortam hazırlamak da saflıktan öte bir bekleyiş olmayacaktır.

Ülkemizin acil sorunu Anayasa değildir ki. Ülkemizin en acil ve hemen çözülmesi gereken iki sorunu var.

1-      Siyasi Partiler Yasası

2-      Seçim Yasası

Parti liderlerine, ortaçağ krallarından daha çok yetkiler veren ‘Siyasi Partiler Yasası’ değiştirilerek, demokrasiye yakışır bir hale getirilmeli. Öncelikle ‘Aşiret Zihniyeti’yle yürüyen delege düzeni yok edilmeli. İşte o zaman mesleğinde başarılı olmuş, iyi eğitim almış, sorunları bilen ve çözebilmek ehliyetine ve yetisine sahip kişilerin siyasete girerek, ülkede yapılması gereken değişimleri hayata geçirebilecektir. Siyaseti babadan oğula geçen meslek olmaktan kurtarmadan, ülkemizde değişimi gerçekleştirmek; cahil, aşiretçi zihniyetinde olan siyasetçilerle yapabilmek elbette mümkün olmayacaktır.

Seçim yasası değiştirilmeli ve özellikle kadınların seçimle idare edilen her kesimde, yönetime gelmeleri sağlanmalıdır. Bu kadınlara verilmiş bir ayrıcalık değil, erkek hâkimiyetiyle ele geçirilmiş yönetimlerde, hakkın yerini bulmasıdır.

İlk dönemde, yönetimlerde kadınların en az %40 oranında yer alması için yasal düzenleme yapılmalı. Seçilen kişi erkekse, birinci yardımcısı mutlaka kadın olmalı. Sonraki yıllarda, kadın ve erkeklerin yönetimde eşit söz sahibi olabileceği bir yasal düzenleme de hayata geçirilmeli.

Kadınları koruma altına alarak, toplumu kandırma senaryoları yerine, kadını hayatın diğer yarısını tamamlayan olarak kabul edip, bunun hayata geçirilmesi sağlanmalı ki, medeni bir toplumda yaşayabilme şansımız olabilsin.

Ülkemizde gerçekten yaşamın her kesiminde demokrasinin hayata geçmesini ve medeniyetin olmasını istiyorsak, öncelikle kadınların aydın birer birey olarak yetişmesi için tüm olanaklar sunulmalı. Kadınlar ‘anne’ oldukları için, toplumun yetişmesinde en önemli etkendir.

‘Gelecek Nesilleri Cehalete Mahkûm Etmek İstemiyorsak, Kadınlarımızı Aydın Birer Birey Olarak Yetiştirmeliyiz’

Medeni ve gerçekten demokrasinin olduğu bir ülke istiyorsak, öncelikle kadınlarımızı hayatın diğer yarısı olduğu gerçeğini hayata geçirecek zihniyet değişimini gerçekleştirmeliyiz.

Bunu yapamadığımız sürece, ülkemizde ne gerçek demokrasiden, ne de medeniyetten söz edeniliriz.

Hakkında ATAHAN OĞUZ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir