Salı , 22 Ağustos 2017
Home » Sanat » Edebiyat

Edebiyat

‘Son Kaknüsler’ Yayın Hayatına Başladı

Edebiyat alanında son zamanlarda ‘dijitalleşme’ adına sevindirici gelişmeler yaşanıyor. Geniş ve güçlü yazar kadrosuyla internette yayın yapan kolektif bloglar, matbu dergiciliği dijital mecraya taşıyor… Günümüz dünyasında dijital mecra ile edebiyat dünyası gittikçe iç içe bir hâl alıyor. Önce Twitter’dan, katılımcı sözlüklerden ve bloglardan gün yüzüne çıkan yazarlar kitaplarını çıkarttı; ardından yazarlar ve şairler sosyal medyada yer alarak kendi güçlü konumlarını daha da sağlamlaştırdılar. Tüm bu bağlamda bizler de edebiyatımızda son zamanlarda dijitalleşme adına sevindirici gelişmeler yaşanıyor diyebiliriz. Geniş ve güçlü yazar kadrosuyla internette yayın yapan kolektif bloglar, matbu dergiciliği dijital mecraya taşıyor. Kolektif bloglar demek artık bir anlamda günümüzün dergiciliği demek oldu. Edebiyatı, dergilerden takip ederek ‘okuyan – yazan’ insanlar, artık kolektif bloglardan takip ediyor edebiyatı. Buna bir örnek de kendi ‘Kaknüs’ felsefesiyle kendi akımını oluşturmuş olan Son Kaknüsler… Okurlarını “Puro içen şair gangster olur mu?” sorusu ile karşılayan Son Kaknüsler; edebiyatımızın genç, dinamik ve kaliteli kalemlerini bir araya getiren kolektif …

Devamı »

Tolstoy Doodle Oldu! En güzel Tolstoy Sözleri

  9 eylül 1828 ‘de doğan dünyaca ünlü rus romancı Tolstoy google doodle oldu. sosyal medya tolstoy sözleri ile doldu. Hayatı anlamlandırma yolunca yoğun çaba harcayan Tolstoy sosyal medyada en çok sevilen yazarlar arasında yer alıyor. işte bazı sözleri;   Şikayet ettiğiniz yaşam, belkide başkasının hayalidir.” – Tolstoy Birine çamur atmadan önce düşün ve sakın unutma: Önce senin ellerin kirlenecek. Tolstoy Bu dünya için sıradan bir yalan olabilirsin. ama belki de birisi için, onu hayata bağlayan tek gerçeksin! [Tolstoy] Uçmak bilmeyenler, yükselenleri küçülür görür. [Tolstoy] Herkes insanlığın kötüye gittiğini kabul eder de, kimse kendisinin kötüye gittiğini kabul etmez… [Tolstoy] İnsanı bedenen ameliyat etmek için uyutmak, ruhen ameliyat etmek için uyandırmak gerekir. [Tolstoy] “Kimseyi küçümseyecek kadar büyük değilsin.. Çünkü gün gelir; Küçümsediğin her şey için önemsediğin bir bedel ödersin.” Tolstoy “İnsanlara en adil şekilde dağıtılan nimet akıldır. Çünkü kimse aklından şikayetçi değildir.” Tolstoy Gerek yokken yanındalar, ihtiyacın olduğunda uzakta. Unutma ki, …

Devamı »

Bir Kurtuluş Reçetesi Edebiyat

Edebiyat… Aslında tanısak öyle yer edecek ki yaşamımızda, günün hiçbir saati ondan uzaklaşmak istemeyeceğiz. Bunu yapanlar var, yapmalarında da çok haklılar. Neden mi? Çünkü her insanın uzaklaşmaya ihtiyacı var. Son günlerde, hatta yıllarda yaşanan olaylar hepimizin hafızasında büyük yer tutuyor. Hem üzülüyor, hem sinirleniyoruz. Ölen polis memurları, çocuklar, gençler, yanı başımızda yıllardır süren katliam… Bunlardan her ne kadar çok etkilenmemiş görünsek de aslında ruhsal olarak bizi gerçekten çok etkiliyor ve gün içinde sahip olduğumuz neşeyi kaybediyoruz. Hayata daha umutsuz bakmamıza, gülerken bile tereddüt etmemize neden oluyor. Hepsinden kaçacak bir çıkış kapısı arıyoruz. Her şeyden uzak, bambaşka bir dünya… Tam da bu noktada üzerinde kocaman EDEBİYAT yazan kapıyı göremiyor ve tüm yükleri sırtlamaya devam ediyoruz. Yalnızca birkaç saatliğine pisliklerle dolmuş bu dünyadan kaçmak… Gerçekten güzel olmaz mıydı? Tam da bu yüzden var zaten kitaplar, dergiler. Ancak edebiyatın sadece toplumun yararı gözetilerek yapılması gerektiğini savunan bazı görüşler de var ki sanırım bulunduğumuz …

Devamı »

Balkanlardan Anadolu’ya Evvel Zaman Hikayeleri

  Ailesi Balkan kökenli yazar Zerrin Dağcı ilk kitabı “Balkanlar’dan Anadolu’ya Evvel Zaman Hikayeleri” ile yakın tarihimize samimi bir dille ayna tutuyor. 1800’lü yılların sonundan itibaren Osmanlı toprakları içinde göç etmek zorunda kalan bir ailenin yaşadıklarını, ailenin çeşitli fertlerinin gözünden anlatan Zerrin Dağcı kitabında, geçmişten bugüne sosyal ve politik olarak karışık bir coğrafya olan Balkanlar’da dengeleri değiştiren gerçek olaylara yer veriyor.   Destek Yayınlarından çıkan ilk kitabı “Balkanlar’dan Anadolu’ya Evvel Zaman Hikayeleri” için kendi ailesinden yola çıkan Zerrin Dağcı, kitabında 1900’lü yılların başlangıcında değişen dünya dengeleri arasında var olma mücadelesi veren bir ailenin öyküsünü anlatıyor. Bir kısmı göçle bir kısma tayinle yer değiştiren ailesinin Şumnu, Lofça, İştip ve Selanik’teki duraklarına bir tarihçi ve bir edebiyatçının gözüyle yaklaşan Zerrin Dağcı, aile büyüklerinden dinlediği hikayeleri sözlü tarihimizin önemli bir parçası olarak gördüğü için bu kitabı yazmaya karar verdiğini belirtiyor.   YAZAR HAKKINDA: Zerrin Dağcı Balkan kökenli bir ailenin Boyabat/ Sinop’ta doğan ve bu …

Devamı »

İyi Kitaplar Okumak

  Kimi zaman günlerce süren, kimi zamansa bir gecede biten bir rüya… İyi kitap rüyası… Her okuduğumuz kitapta yaşayamayız bu rüyayı, her ne kadar toplum tarafından kabul görmüş kitapları okuyor olsak da bizi etkileyen kitaplar bize özeldir. Yani etkileneceğimiz kitaptan kimsenin etkilenmiş olması gerekmez ve kimse de etkilenmemiş olabilir. Bu ne kitabı kötü yapar, ne de bizi kötü bir okuyucu. Kitabı bizim için “iyi” yapar sadece, hepsi bu. Bir okyanus kadar sonsuzdur okuma eylemi ve boş durmayayım diye yapılmayacak kadar ciddi… Bu yüzden beğendiğiniz kitabın sonlarına gelirken bir hüzün yaşarsınız da bu hüzün içinizde çoğalıp sizi üzmeye kalkışmaz. Çünkü bilirsiniz ki bu kitabı bitirdiğinizde dahi okumadığınız ve beğenebileceğiniz kitapların sayısı, ömrünüze sığmayacak kadar fazladır. Üzülmezsiniz bu yüzden, sadece bir rüyadan daha uyandığınız için hafif hüzünlenir, son sayfaları simidin son lokmaları gibi tadına vara vara okursunuz. Bittiğindeyse hemen yeni bir rüya arayışına girmeye çalışmamak lazım. İyi bir kitaptan sonra ara vermek …

Devamı »

Öğrenci Derneği’nden Uluslararası Şiir Gecesi

Bâb-ı Âlem, Uluslararası Şiir Gecesi Düzenliyor Misafir Öğrenci Çalışmasına 2004 yılında başlayan Bâb-ı Âlem Uluslararası Öğrenci Derneği 10. yılı anısına Uluslararası Şiir Gecesi düzenliyor. Farklı dillerde okunacak şiirlerle medeniyetimizin şiir coğrafyasına ayna tutacak olan program 6 Mart Perşembe Günü 19:00’da Ali Emiri Efendi Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilecek. Dünyanın dört bir yanından gelip Türkiye’de eğitim gören Misafir (Uluslararası) Öğrencilerin kendi ülkelerinde öne çıkan şairlerinin, şiirlerini yorumlayacakları gecede Amharice, Arapça, Arnavutça, Azerice, Bangalce, Boşnakça, Farsça, Gürcüce, Lezgice, Fransızca, Özbekçe, Urduca ve İspanyolca dillerinde şiirler seslendirilecek. Şiirlerin tercümesi ise şiir okunduğu sırada sahneye yansıtılacak. Ayrıca gecede okunacak şiirlerin orjinal dilde ve türkçe tercümelerinin yer aldığı bir kitapçık da katılımcılara hediye edilecek. “Kardeşliğin dili; şiir” sloganı ile teması Kardeşlik olarak belirlenen programın sunuculuğunu ise Seyfullah Kartal yapacak. Programla ilgili ayrıntılı bilgilere aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz; Facebook Etkinliği: https://www.facebook.com/events/1398635853729857/?fref=ts Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=mAgK0JSkJXw

Devamı »

Edebiyat ve İnternet

  Günümüzde neredeyse her şey ihtiyacımızı internetten ve sosyal medyadan karşılıyoruz. Alışveriş, çevre edinme, iletişim, sosyalleşme… İnternette bu kadar vakit geçiriyor ve edebiyatı da bir ihtiyaç olarak kabul edebiliyorken internetteki okuma ihtiyacımızı karşılayacak platformların azlığı gözümüze çarpıyor. İnternette bu kadar çok okuyor ve hatta yazıyoruz ancak bu yazdıklarımızın ve okuduklarımızın çoğu edebiyatla ilgili değil? Neden? Aslında bunun sebebi biraz aceleciliğimiz. İnternette gezinirken her şeyi çok çabuk okuyayım, vakit kaybetmeyeyim havasına bürünüyoruz. Hatta öyle zamanlar oluyor ki bizi ilgilendiren haberlere bile sadece göz gezdirmekle yetiniyor hemen başka sayfalara atlıyoruz. Ancak bu aceleciliğimiz yensek bile bilgisayarın başına oturduğumuzda adam akıllı yazılar okuyabileceğimiz, edebiyat ihtiyacımızı tatmin edebileceğimiz yerler çok az. Belki de ilgi görmedikleri içindir. Peki neden? Bunun bir başka sebebi var. Yazma, bir şeyler paylaşma ihtiyacımızı bilinen popüler sosyal medya siteleriyle karşılayabiliyoruz. Mesela Facebook’ta beğendiğimiz bir sözü yazıyor, Twitter’da gün içinde yaptıklarımızı paylaşıyoruz. Aynı şekilde başkalarının da paylaştıklarını okuyoruz ve bunlar daha …

Devamı »

Sunay Akın: “Sosyal medya iyi yönde kullanılmıyor”

Yazar Sunay Akın, “Sosyal medya iyi yönde kullanılmıyor ve bundan endişe duyuyorum” dedi. Malatya Deniz Kitapevleri’nin organize ettiği 2. Kitap Festivali’ne katılıp kitaplarını imzalayan Yazar Sunay Akın, basın mensuplarının sorularını da cevaplandırdı. Akın, kitapların önemine temas ederek, “Biz son şanslı kuşağız. Cağaloğlu’nda yetişen yazarlarız. Cağaloğlu yokuşundan inerken 4-5 tane yazar görürdük. Edebiyatın mutfağı dergi ve kitaplardır. Kütüphaneler vardı. Şimdi, sosyal medya ve internet çıktı. Artık kitapevleri kalmadı, kırtasiye satan işyerleri çoğaldı. Eski günler geri gelmeyecek ancak en azından sosyal medyayı daha doğru kullanıp, kitap okumak, hafıza bellek oluşturmak için aracı olarak kullanmalıyız. Ama, sosyal medya iyi yönde kullanılmıyor ve bundan endişe duyuyorum” ifadelerini kullandı. Tarihi yapıların, yeşilliğin korunması gerektiğini söyleyen Akın, “Bakın Kız Kulesi’ni ihaleye çıkardılar. 900 metrekare inşaat alanı diye tanımlandı. Tarihi eserdir. Kız Kulesi inşaat alanı mıdır? Kafeterya ve satış merkezi açılması için ihale açıldı. Kız Kulesi’ni işgal ettim ve işin başını çektim. Bu ülkenin tarihi, doğası ve eserleri asla ranta kurban edilmemelidir. Tarihimize, atalarımıza …

Devamı »

Bir Pazar Şiiri Göğe Bakma Durağı

Turgut Uyar ustadan bizlere bir hediye Muhteşem bir mola şiiri bu durakta kim durmak istemez ki? Okurlarımıza pazar dinlencesi Buyrun: Göğe Bakma Durağı İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından Bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar Şu aranıp duran korkak ellerimi tut Bu evleri atla bu evleri de bunları da Göğe bakalım Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım İnecek var deriz otobüs durur ineriz Bu karanlık böyle iyi afferin Tanrıya Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun Herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda Beni bırak göğe bakalım Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor Seni aldım bu sunturlu yere getirdim Sayısız penceren vardı …

Devamı »

Psikolojik dram romanı Tozlu Sandık çıktı

Trabzon’un Akçaabat semtinde yaşayan gazeteci ve yazar Ferda Udül Kayci, ilk kitabı Tozlu Sandık’la yayın dünyasına adım attı. Psikolojik-dram türündeki romanı, internet sitelerindeki ve kitap evlerindeki yerini aldı. Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü mezunu olan Ferda Udül Kayci’nın ilk kitabı Tozlu Sandık, çocukluğundaki kötü anıları silmeye çalışan Aslı ve annesinin öyküsünü anlatıyor. Yazar, bu kitabın baş karakteri Aslı’da gazetecilik mesleğinin zorlu çalışma koşullarına da dikkat çekiyor. Ülkemizdeki tüm iletişim mezunlarının ortak sorunlarından pay alan Ferda Udül Kayci, bu kitabı hayata geçirerek önündeki engelleri kaldırmayı başardı. Tozlu Sandık’ın hikayesinin  yaşamında önemli bir dönemece denk geldiğini belirten  yazar Ferda Udül Kayci, romanını bir buçuk yılda tamamladı. Tozlu Sandık adlı roman, başta Trabzon’daki kitapevleri olmak üzere diğer iller ve internet sitelerinde de satışa sunulmaktadır.

Devamı »

Bir Hikaye: Hoş geldin ikinci Yusuf’um

Yusuf ailesinin tek çocuğuydu. Annesi babası Onu en iyi şekilde yetiştirmeye gayret ediyorlardı… İmam-Hatip öğrencisiydi Yusuf… Yusuf’un uzaktan uzağa sevdiği bir kız vardı… Sevgi… Sevgi sınıfın en ağırbaşlı kızıydı… Başı hep önündeydi… Teneffüs aralarında evden getirdiği kitaplarını okurdu hep… Yusuf derste gizli gizli bakardı Ona… O ise Yusuf’a hiç karşılık vermezdi… Görmezdi bile Yusuf’un Ona ilgisini… Oysaki sınıfın değil okulun en yakışıklı çocuğuydu Yusuf… Kızlar onunla arkadaş olmak için can atardı… Ama O dinine düşkün biri olduğundan zinaya düşme korkusundan uzak dururdu onlardan… Ama ne yaptı ise Sevgi’den uzak duramıyordu… Evet, göz zinasıydı bu yaptığı… Ama elinde değildi, nefsine yenik düşüyordu… Bir gün cesaretini toplayıp kıza açılmayı düşündü… Arapça dersindelerdi… Ders bitiminde Sevgi’ye duygularını açıklayacaktı Yusuf… Bir ara kitabının arasındaki bir kâğıt gözüne ilişti… Bir hadis yazılıydı: “Aşkını gizleyip iffetini muhafaza ederek sabredenin günahlarını ALLAH affedip cennetine koyar…” [İbn Asakir] Nerden gelmişti ki bu kâğıt… Sanki biri Yusuf’un içini okumuştu… …

Devamı »

Ferzende Kaya ile 20 Soruda Sen?

1. Hayattan memnun musunuz? Değilsen, neden? – İnsanların hayatlarını seçme şanslarının bulunduğuna inanmıyorum ben. Bu yüzden keyif alıyorum. 2. Bir günün nasıl geçiyor? – Güne erken başlamayı hedefleyip, geç başlıyorum, tüm günü yazarak geçirmeyi hedefleyip, sonraki güne bırakıyorum bu hedefimi. O gün değişmeyi hedefleyip, bu hedefimi gerçekleştirmek üzere ertesi günü planlıyorum. 3. Kiminle bir yemekte oturmak istersin? Neden? – Teknolojinin olmadığı ıssız bir yerde, herhangi biriyle… O zaman gerçekten dinlenebilirim. 4. Piyangodan en büyük ikramiye sana çıksa, bunu nasıl değerlendirirdin? – Yazmayı hayal ettiğim bütün kitapları yazmak için gerekli zemini hazırlarım kendime. Geri kalanını, yani büyük bir kısmını ihtiyaç sahiplerine dağıtırım. 5. Çok utandığınız anlar oldu mu? Nasıl bir duyguydu? – Olmuştur, çok sevmekten çok sevilmekten, güçlü olmaktan güçsüz olmaktan, yalnız kalmaktan kalabalık olmaktan, bir şekilde utanır insan hayata karşı mahcup olmaktan. Ayrıca Allah’a yöneldiğim her an utanmışımdır, hiç bitmeyen isteklerimden dolayı. 6. Hep hayalini kurduğun bir şey var mı? -İyiliğin …

Devamı »

Tapınak Şövalyeleri ve Dershaneler için Şiir Yazıldı

bir zamanlar taraf gazetesinde şiirler yazan Şair Cahit Koytak dershane tartılmasına yeni bir boyut kazandırdı. Tapınak şövalyelerine ve dershane dervişlerine ‘geçip giden’ için son şarkı adıyla bir şiir yayımlayan şair. Konuyu çok farklı bir noktadan ele aldı, en iyi yorumu okuyucular yapacaktır tabi. Keşke tüm fikir beyanları böyle sanat üzerinden olsa diyoruz ve sizi şiirle başbaşa bırakıyoruz. Hangi ülkede her akşam, ama her akşam, haberlerde, Horoz ibiğini andıran şapkası, Sünnet düğününe palyaço aratmayan yaldızlı kostümüyle, Bakışlarında ne inanç, ne görkem, ne zekâ, Hâza cuntacı bir paşa Parmağını sallaya sallaya halka, Geçip gidiyorsa oturma odanızdan Ve ne iştah bırakıyorsa sizde aydınlık bir gelecek düşlemek için, Ne varolma sevinci içinizde, Ne de onurunuzla yaşama ve yatağınızda ölme emniyeti, o ülkede… İşte orası dünkü türkiye’dir, korkmayın, bugünkü değil. Balyozcu generallerin kafasına, Pek pek kışlasına sığacak kadar küçük, küçücük türkiye! Hangi ülkede her akşam haberlerde Tavus kuşunu andıran süslü hil’ati, Yasa kitabı gibi soğuk …

Devamı »

Yazar ve Sanatçılar Sosyal Medyayı Nasıl Kullanmalı? Nelere Dikkat etmeli?

Türkiye’nin tek aylık kitap ve eleştiri dergisi Ayraç Dergisinin Genel Yayın Yönetmeni Yunus Emre Tozal’a “Yazar ve Sanatçılar Sosyal Medyayı Nasıl Kullanmalı? Nelere Dikkat etmeli?” sorunu sorduk aldığımız cevabın özeti “Aforizma’nın Yeri Twitter Değildir!” oldu. Binlerce sözler hesabı kullanıcıları, yazar ve sanatçılar bu uyarılara dikkat etmeli işte Tozal’ın cevabı; Öncelikle edebiyatçıları konuşacak olursak, twitter, bir ürün verme yeri değildir. Twitter’ı aforizma paylaşılan yer olarak algılayan nice edebiyatçımız, maalesef zamanlarını boşa geçiriyorlar. Sözü özlü söyleyebilene ne mutlu, 140 karakterlik alanda söyleyeceğini en öz söyleyebilen elbette dikkat çekiyor. Ama edebiyat camiasına baktığımızda, birçok arkadaşımın ve değerli abimizin yazı yazmayı bırakıp tamamen twitter fenomenliğine yönelmesine hakikaten üzüldüm. Aralarında çok iyi yazı yazanlar dahil, şimdilerde gündemlerinde tamamen twitter’da online olmayı önemsiyorlar. 24 saat online olduğunu ispatlar derecesindeler ve tek arzuları daha fazla takipçi sayısı edinebilmek. Bir araya geldiğimizde artık gündemimiz twitter oluyor. İnsan öyle sıkılıyor ki, daha önce bir araya geldiğimizde şiir, hikaye konuşurduk. …

Devamı »

Edebiyatçılarımızdan Anılar 1

Bir yazar ya da şair hakkında bilgi almak istediğimizde karşımıza çıkan ilk şey doğum tarihi, ölüm tarihi ve eserleri şeklinde oluyor. Yazarları, şairleri açılıp kapanan parantezlere hapsediyoruz. Bu yazıda rutinin dışına çıkarak yazar ve şairlerin kendimce ilginç bulduğum anılarını paylaşacağım. Özdemir Asaf: R’leri söyleyemeyen Özdemir Asaf, bir gün taksiye biner. Taksici: “Buyyun Neyeye” der. Taksici de R’leri söyleyemeyen birisidir. Özdemir Asaf “Kayaköy” derse, taksicinin kendisiyle alay ettiğini sanacağı için, “Eminönü” der. Karaköy’de inmesi gereken Özdemir Asaf, Eminönü’de iner ve Karaköy’e yürür. Sait Faik ve Orhan Veli:  Orhan Veli ve Sait Faik parkta   otururlarken, bir çingene kız yanlarına yaklaşır ve “Çakır, falına bakayım mı?” diye sorar. Sait Faik istemediğini söyleyince “Ya senin mektepli” der Orhan Veli’ye. Cebinde on kuruş bulunmayan Orhan Veli, Sait Faik’e “tosla on kuruş” dedikten sonra çingene kıza döner: “Ama sen bakmayacaksın fala, ben senin falına bakacağım.” Ve öyle bir fal bakar çingene kızına ki, kızın ağzı bir …

Devamı »

Benim Adım İstanbul

Cumhurbaşkanının da o malum tweetinde dediği gibi; İnsan gerçekten hayret ediyor. Klişeler hayatımızın kirişleri. Ne kadar dekor ile gizlesek, hatta çoğu zaman dalga geçsek bile hayatımızı onlar üzerine inşa ediyoruz. Orhan Pamuk da artık emin olduğum üzere en büyük klişeyi romanları için iskelet edinmiş durumda. Benim Adım Kırmızı’da, Masumiyet Müzesi’nde.. İstanbul’un ekmeğini hikayelerin suyuna bana bana bir güzel yiyor. Güzelim Derssaadet’imizin artık taşı toprağı kalmadıysa insanlar altın olan hatıralarından faydalanmalıdır elbet. Yazar, her eserinde olduğu gibi edebi becerisinin üzerine belki de yeterince düşmeden, hatıralara ve anı coğrafyasına korkunç bir emek sarfediyor. İşte o not edilmelik cümleleri de belki çok düşünerek ya da gece uykudan uyanıp ilham notları sayesinde değil, bu gözlemleri neticesinde yazabiliyor. Zincirleme şifreler bırakıyor. Sanki “Bakın semt ile ilgili ayrıntıyı burada söyledim, gittiğinizde dikkat edin” der gibi. Gözlem yeteneği olmak zorunda olan bir yazarın elinde İstanbul gibi bir nimet varsa Şeküre de, güzeller güzeli Füsun da ancak bir …

Devamı »

Erol Erdoğan’ın İnsan Mevsimi Kitabı Yayınlandı

Yazar Erol Erdoğan‘ın “İNSAN MEVSİMİ” adlı kitabı İz Yayıncılık’ın sanat edebiyat dizisi kitabı olarak yayımlandı. Yıllardır dergi ve gazetelerde bir çok konuda yazılar yazan Erdoğan’ın bu ilk kitabı. Farklı bir isimle çıkan kitabı Yazar şöyle tanımlıyor; İnsanın fıtrat üzerine yaratılışı dünyanın farklılıklar üzerine kurulduğu anlamına gelir. Onun için insan mevsimler gibi rengârenktir. Doğal haliyle aylar, mevsimler, iklimler, coğrafyalar gibi olan insan, küçükken yakın çevresinin terbiyesi, büyürken edindiği korkular, yanlış eğitim, taraf olduğu ideolojiler sebebiyle farklılıklarını birer birer azaltır. Farklılıkların azalması fıtrattan uzaklaşmak demektir. Böyle anlarda kişinin yeniden “insan mevsimi”ne dönmesi gerekir. İnsan mevsimi, dünyanın ilk mevsimidir. Kitap 9 bölüm, 172 sayfa ve 44 yazıdan oluşuyor. Her bölüm bir çizgiyle başlıyor. Çizgiler M. Ahmet Demir imzalı. Kitabın bölüm adları ise şöyle; Güz, Kış, Bahar, Yaz, Çocuk, Kedi, Oruç, İstanbul, İnsan.  İz Yayıncılık:  Çatalçeşme Sokağı 27/2 Cağaloğlu 34110 İstanbul, Telefon: +90 (212) 5207210 http://www.iz.com.tr Web Satış: Kitap Yurdu http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=653578&sa=139447175 D&R: http://www.dr.com.tr/Kitap/Insan-Mevsimi/Erol-Erdogan/Edebiyat/Deneme-Yazin/urunno=0000000443313 Kitap için İz Yayıncılık bir imza ve Sohbet günü …

Devamı »

Yazar Selahattin Yusuf’la “19 Soruda Sen” Anketi

Televizyoncu yazar Selahattin Yusuf ile tüm yoğunluğun yanında ilginç sorularla bir anket yaptık. Samimi cevaplarla “19 soruda sen” anketimizi cevaplayan Yusuf, okuyucularının bazı konularda meraklarını arttıracak cevaplara kapı açtı. En son İsa Hanginiz Romanı Turkuvaz yayınlanlarından çıkan Selahattin Yusuf televizyonda yaptığı kültür sanat programlarıyla da adından söz ettirmeye devam ediyor. İşte Anketimiz;   1. Hayattan memnun musun? Değilsen, neden? Memnun değilim çok şükür. Şiire ve edebiyata yeterince vakit ayıramıyorum. Bu da beni üzüyor ve bu üzüntüyle şiire ve edebiyata vakit ayırabildiğimde, bu vakitle ne yapacağımı biliyorum. 2. Kiminle beraber oturup yemek yemek istersin? İsmet Özel. 3. Piyangodan en büyük ikramiye sana çıksa, bunu nasıl değerlendirirdin? Hiç dokunmadan yoksullara dağıtırdım. Angarya olurdu yani. 4. Çok utandığınız anlar oldu mu? Nasıl bir duyguydu? Olmuştur. Şimdi hatırlamıyorum. Ama en zoru kendimden utandığım zamanlardır. 5-Hep hayalini kurduğun bir şey var mı? Evet. Geçim sıkıntısı olmadan dünyada sığınabileceğim bir yer bulmak ve orada rahatsız edilmeden, tek …

Devamı »

Tek Tweetle Kütüphane Yaptıran Yazar: Leyla Mine Tandağ [Röportaj]

Leyla Hanım öncelikle sitemize konuk olduğunuz için size teşekkür ederiz. Leyla Mine Tandağ’ı tanıyabilir miyiz? Merhaba, ben teşekkür ederim. 26 Aralık 1973’te İstanbul’da doğdum. Lise mezuniyetine kadar İstanbul da okuduktan sonra Üniversite eğitimi için ABD’deki Wesleyan College’a gittim. Sırası ile Wesleyan, İstanbul Üni. Eczacılık Fakültesi, Kaliforniya Üniversitesi San Diego, İllinois Teknoloji üniversitesi ve Chicago Üniversitelerin deki Lisans ve Yüksek Lisans eğitimlerimi tamamladım. ABD ve Türkiye’deki ilaç endüstrilerinde üst düzey yöneticilik, TR Fındık Tanıtım Grubu, Dış Ticaret Bakanlığı, İhracatçılar birliği ve ABD Tarım Bakanlığının ortaklasa kurmuş oldukları Amerika Fındık Konseyinde 5 sene yöneticilik, Amerika Sağlık Bakanlığında Proje Direktörü olarak çalıştıktan sonra 2009 senesinde ülkeme döndüm. Şu anda Ataşehir’de, Nefes Eczanesinin Eczacılığını yaparken, LMT Danışmanlık şirketimle Türk ve ABD firmalarına danışmanlık, ortaklarından olduğum ME danışmanlık firmasında eğitim ve danışmanlık yapmaktayım. 2004 senesinde Olimpiyat Meşalesini taşıdım. 2005 VE 2006 senelerinde ABD de Stratejik planlama, görsel ve yazılı reklam ödülleri alırken, ABD de şiirlerimle …

Devamı »

Bağlantısız

Sistem, sistem, sistem, çevirip durdum zihnimde bir süre kadar bu sihirli kelimeyi.  Fırsatını bir yakalasam kendimce toplu resim çekme faaliyetini deneyeceğim ama benimki Alev ablanın yıllar önce yaptığı ve halen devam etmekte olan “Or’da kimse var mı?” serisinden çok farklı olacak. ( Kendisine selam olsun, serinin son ve beşinci kitabı yakında raflarda yerini alacakmış aldığımız duyumlara göre. ) Aynı havayı soluyoruz ama benim Türkiye’m Alev Alatlı’nın tasavvurunun ancak sabaha karşı dört buçukta ayazda kalmış kadarı olabilir elbette.  Yerimiz belli, çevremiz var olduğumuz basamağın sadece basit bir kartviziti.  Küçük adam olmanın kendine göre bir dünya avantajı mevcut canım ciğerim.  Çok kolay kamufle olabiliriz mesala, hiç ses çıkarmadan yıllarca saklanabiliriz, ki bir kısmımız bu aşamada aşınıp eriyebilir.  Sabırla ve inatla direnebiliriz ve direnç gösterdiğimiz şeyler dahi bunu hissetmeyebilir, çok rahat ölürüz mesela.  Her türden herhangi bir sudan sebep bize anında kalıbı dinlendirtebilir ve muhtemelen Teşvikiye Camii’nden kalkmaz cenazemiz.  De bayram değil seyran değil eniştem, aman ya enişte …

Devamı »

Furkan Şahinle Çok Özel Röportaj

Furkan Şahin

 Alaturka Pop ses sanatçısı Furkan Şahin ile çok özel bir röportaj gerçekleştirdim. Bu röportajı sizlerle paylaşmak istiyorum… Kahraman Memiş; Bize kendinizden bahsedermisiniz?  Furkan Şahin; 1977 yılında Gölcük’de doğdum. İlk orta ve liseyi orada tamamladım. Henüz küçük yaşlarda iken müziğe karşı dayanılmaz bir tutkum vardı. Orta 2. sınıftayken ilk olarak bir arkadaşımın düğününde, okul arkadaşlarımın piyanistten ricası üzerine şarkı söylememi istediler, böylece ilk defa burada şarkı söylemiş oldum. Piyanist sesimi çok beğendiğini söyledi. Bu piyanist, şimdilerde benim değerli dostum ve yol arkadaşım Hasan Kökçam; kendisine saygı ve selamlarımı sunuyorum. Daha sonra piyanistle beraber düğünlerde şarkı söylemeye başladım. Artık hem kendimi geliştiriyor hem de okul harçlığımı çıkarıyordum.   Bir süre sonra ilk olarak Değirmendere’ de Abanoz adlı gezi teknesinde mehtap turlarında sahne aldım,onlarlada bir aile gibiydik hala görüşüyoruz ve abonoz ailesinede canı gönülden teşekkürlerimi sunuyorum….  İlerleyen zaman içerisinde Karamürsel’ de bulunan konak Restoran’ da sahne aldım. (Aynı mekan da Tarkan da sahne almıştı)  Müzik tutkusu bana …

Devamı »

Üç Günlük Dünya Edebiyatı: Olduğu Kadar

OKUYAN US Yayınevi yepyeni, heyecan verici bir diziye başlıyor: Üç Günlük Dünya Edebiyatı. ve bu serinin ilk kitabı; Olduğu Kadar Kitap Hakkında: Bu kitap, paraya çok sıkışıldığında babaannenin cebe sıkıştırdığı yüklü miktardaki harçlığın yarattığı duyguyu hatırlatıyor: Sevinç ve daha fazlasına duyulan utanmaz ihtiras… Feyyaz Yiğit daha ilk eserinde edebiyat ustalarının uzun yıllar içinde eriştiği bir mahareti kazanmış görünüyor. Donukluğun içindeki hareketi, saçmalığın içindeki sağduyuyu, sıradanlığın insana umut veren mucizesini ve beklenmeyen şeyleri aslında nasıl da beklediğimizi bize zahmetsizce sergileyiveriyor. (Aziz Kedi) *Hayatımın tümüne “olduğu kadar” ismini verdim. Öyle güçlü bir zırh ki “olduğu kadar”. Her zaman ve her şeye, gerekli veya gereksiz söyleyiver gitsin. Kendi kendine durduğun yerde arka arkaya beş bin kere söyle istersen. Tanıdığım ve tanımadığım herkes, biliyorum ki olduğu kadarıyla yetiniyor. Dünya çirkin bir yer olsun istiyorsan, “olduğu kadar” çirkindir. Birisini çok mutlu etmek istersen eğer, “olduğu kadar” mutlu edersin onu. Olduğu kadarı seni rahatsız ediyorsa, ona …

Devamı »

Ne Doyum Kaldı, Ne De Gerçek Mutluluk

Kitaplarla konuşup, kitaplarla hasbihal etmeyi insanlarla konuşmaya tercih ediyorum artık. Çünkü insanların konuşurken dağıtmayı sevdiğine bir çok kez şahit oldum. Fakat kitaplar öyle mi?! Asla ve katta! Zira kitaplarda bir nizam, bir düzen, bir yerleşke, bir akışı var! İşte bu saydığım hasletlere sahip kitapların her düşünceyi de topladığına inanıyorum. İnsanoğlu konuşurken saçabilir, kitaplarla konuşunca o saçılmış tüm şeyler bir anda toplanıverir… Bu yüzden, kimilerinin samimiyetsiz konuşmasını dinlemektense, aslında hiç konuşmayan, ama beyaz sayfaları arasında dilsiz bir şekilde konuşan kitapların limanına, gölgesine sığınmayı daha akıllıca buluyorum… Ülkemiz insanlarını özellikle sosyal medyada bu mutsuz, doyumsuz ve hep sidik yarışı içinde olmasını ise yadırgıyorum! Bu mutsuzluk ve doyumsuzluğun sebeplerini merak ettiğimden bizleri bu hale getiren sebepleri de irdelemek gerektiğine inanıyorum. Sanıyorum, tek suçlu “endüstri ve sanayi uygarlığı”nın insanların genetiğini değiştirdiği gerçeğidir… İnsanımızı o derece normal düzenine, kendi toplumuna, kendi şahsiyetine bu kadar yabancılaştıran bu hınzır düzenin ta kendisidir. Peki, onca kalabalığın içinde bu …

Devamı »

Eylül Hece’de Takip Mesafesi Minör Şiir konulu hazırlandı

    Hayriye Ünal, Murat Üstübal’ın Dirim Kurgu kitabındaki dizge dışı şiire dair ipuçlarının izini sürdü. PUT KIRICI ŞİİRE ALAN AÇMAK (…) Böylelikle “metin tarafından oluşturulmuş düşünce”nin yokluğu, şiir dünyasının bugünkü ilk sorunu olarak baş göstermiştir. Metinlerle düşünmeye başlayan insan Assmann’ın tabiriyle “ritüel bağdaşıklıktan metinsel bağdaşıklığa” geçmiştir. Fakat bugün yenidoğan şiirsel dünya, büyük oranda ritüel bağdaşıklarla yazmaktadır. Yazılanlar görünüşte yazıdır. Fakat mantığı ritüeldir. Kategoriktir. Sözlü kültürde “kendini devam ettirme arzusu”nun hayvani güçlülüğü, Ong’un ifadesiyle “topluluk duygusunu geliştiren” boyutuyla birleşince bugünün kazananı ancak ve ancak şiir cemaatleri olmaktadır. Kazanmaktan ne anlaşılıyorsa artık. Bireysel kalan her çaba ancak bireyin takati oranında sürdürülebilir ve metin tarafından oluşturulan düşüncenin encamı da buna bağlıdır. * Murat Üstübal yeni bir dirimsel estetiğin oluşturulmasına dair öngörülerini paylaşıyor okurla. ŞİİRDE MİNÖRİTE: ALTBENLİK İLİŞKİLERİNE GEÇİŞ (…) Peki, anlamın süreğen hareketini de tam da değişen ve değişmeyen parçalar arasındaki ilişkiye borçlu değil miyiz? Bizim mimetik olarak saptadığımız tekrarlarla, poietik olarak yaratılanların -hadi …

Devamı »

Şİ’İR VE İNŞÂ

Çünkü mahsûl-u tahsîl bizim memâlike göre yalnız şi’ir ve inşâ cihetindedir, bir nebze bahsedilmek fâ’ideden hâli değildir. Şi’irin ta’rîf-i ‘umûmisi kelâm-ı mevzûndur; ya’ni iki satr sözün her birindeki sükûn ve harekâtın musâvi olmasından ‘ibâretdir . Hatta kâfiye-i usûlu milel-i müte’ahhire beyninde ‘âdet olmuşdur , eski Yunaniler yalnız vezine ri’âyetle kâfiye iltizâm itmezlerdi . Şi’ir , her kavimde tabi’ îdir , rû-yı ‘arzda ne kadar milel u akvâm gelmiş ise , cümlesinin kendine mahsûs şi’irleri var idi . ‘Osmânlıların şi’iri ‘acabâ nedir? Necâti ve Bâki ve Nef’î divânlarında gördüğümüz bahr-ı remel ve hezecden mahbûn ve muhabbes-i kasâ’id ve gazeliyyât ve kıta’ât ve mesneviyyât mıdır? Yoksa hâce ‘Itrî gibi musîki-şinâsânın rabt-ı makâmât ile ( diğerleri) Nedim ve Vâsıf şarkıları mıdır . Hayır ! Bunların hiçbiri ‘Osmânlı şi’iri değildir , zirâ görülür ki bu nazımlarda ‘Osmânlı şâ’irleri şu’arâ-yı İran’a ve İranlılar da ‘Arablara taklîd ile melez bir şey yapmışlardır ve bu taklîd yalnız …

Devamı »

Modern Kızların Gönül Oyunu…

İnsanı yıkayan en temiz suyun kendi teri olduğuna inanmış olacak ki, uzun zamandan beri vücuduna başka su değdirmemeye özen gösterdiği ilk bakışta anlaşılıyordu. Kırçıl saçları öyle yapağılaşmış ki görseniz içiniz acır… İri yapılı, badem gözlü, yüzü çopurlaşmış, buğday rengi yüzünü kapatan 5 aylık sakalı, ağzına doğru sarkan intizamsız bıyığı ile bir insan başından ziyade görüntü olarak adeta yosun tutmuş bir volkanik kaya kütlelerinden bazalt taşını andırıyordu. Önündeki makineye o kadar dalmış ki dükkâna girdiğimizi fark edemedi. İyice yanına sokulunca başını kaldırdı bizi görür görmez, önce şaşkın bir edayla yüzümüze baktı, sonra kendini hafifçe toparladı “Hoş geldiniz” dedi. Beni oraya götüren arkadaşım tam tanıştıracağı sırada o daha atik davrandı ve birden tozlu elini uzattı, kendini tanıttı: Merhaba efendim, bendeniz Mucit! Hurda demir, bakır, çinko, alüminyum ticaretiyle uğraşan dostum Tokatlı Sami Bey efendi bana daha önce ondan uzun uzadıya bahsetmiş ve fikirlerini oldukça ilgi çekici bulduğu için bilvesile tanıştırmak istemişti. Arkadaşımın alaylı …

Devamı »

Tavan Arasındaki Buda

Bir gemi dolusu kimonolu kadın… Valizleri küçücük, bir çoğunun yaşı da öyle. Ellerinde vesikalıklar ve kocaman hayallerle Amerika’ya doğru yol alan bir gemi. 1900’lerin başları. O dönem özellikle Japonya’dan pek cok kadın Amerika’ya ve Hawaii’ye göç etmişler hayaller kurarak. Çeşitli çöpçatanlar vesilesi ile kendilerine mektupla eşler edinmişler. Kilometrelerce uzaktaki adamları mektuplarda anlattıkları ve gönderdikleri fotoğraflarla tanımışlar, sevmişler veya belki de köylerinden bir çıkış yolu olarak görmüşler. İşte böylece Amerika’ya giden kadınların hikayesini anlatarak başlıyor Julie Otsuka‘nın kitabı. Kısa girizgâhtan anlaşılacağı üzere dişi bir kitap bu. Kadın bir yazar, kendi kökeninin geldiği kadınların öyküsünü anlatıyor. Amerika’ya gelip düşündüklerinden bambaşka adamlara ve bambaşka şartlara çarpan Japon kadınlar. Beklediklerinden büyük, çirkin erkekler ve memleketlerine rahmet okutacak çalışma şartları. Otsuka’nın kitabında bir farklılık var. Bu kitabın bir baş karakteri, kahramanı yok. Bir Raskolnikov’u bir Jan Valjan’ı yok kitabın. Birinin hikayesine değil birçoğunun hikayesine dokunuyor. Hem de hiç yüzeysel hissetmeden, derli toplu ilerliyor. Bir kesit ve aynı kaderi yaşayan onlarca insan hiç yormadan gözlerimizin önünden geçiveriyor. Kitabın bir diğer güzelliği ise, türkçe çeviri ile de gayet güzel hissedilen şiirsel havası. Lirik kelimesinin manasını sonuna dek hak …

Devamı »

Tramvay’dan Metrobüs’e: Bir İstanbul Çilesi

Vatan Şaşmaz’li metrobüs reklamı, kendi halinde çilesini dolduran yığınların pek de umrunda değilken, bir anda sosyal medyada, sosyal medyanın sözlükçü kanadı tarafından,  tiye alınmış, akabinde bu traji-komik sataşmaların başında yer almasından sonra da reklam apar topar yayından kaldırılmıştır. İstanbul’un toplu taşıma gerçekliğinden fersah fersah uzak olan reklamı savunma görevi Cüneyt Özdemir’in programında reklamın jonu Vatan Bey’e verilmişse de, Vatan Bey’in açıklamaları bu görevi yerine getirebilecek kalibrede olmadığını ortaya çıkarmıştır. Metrobüs çilesini yaşayan günümüz İstanbullular’ı için tarihten bir yaprakla bu kadim çilenin yaklaşık 90 yıl önceki halini izah edeceğim. Akbaba dergisinin 10 Ocak 1924 tarihli 115. sayısında yer alan “Tramvay Derdi” isimli makale aziz İstanbul’un erken Cumhuriyet dönemi ulaşım sorununu görmek için bize önemli ipuçları vermektedir. İşte o makale: ” Dertlerin en büyüğü, en korkuncu, en felaketlisi bu! Beklemesi bir dert, binmesi ayrı bir dert! Kah motoru, kah freni bozulur, kah teli kopar, kah yoldan çıkar. Bazı,  adam demez, araba demez, …

Devamı »
izmir escort bayan
bayan escort kuşadası