Perşembe , 1 Ekim 2020

Leyla ile Mecnun Mahallesi

TRT ‘de bir dizi ortaya çıktı, evlerimize konuk olmadı, bizi kendi mahallesine çekti ve orada ki şahsiyetlerle (karakter demek yeterli bir ifade olmaz hepsi izleyenler için önemli şahsiyetler) dost olmamızı sağladı. Evet dizinin birinci yıl dönümünü dahi kutlamayı ihmal etmeyen bir dostluk var Leyla ile Mecnun dizisi ile izleyicileri arasında. TV daki bir dizi olmanın ötesine geçti, TRT ile seyirci arasındaki mesafeyi ortadan kaldırdı.

Aslında Leyla ile Mecnun oyuncuları ve izleyicileri kocaman bir mahalle diyebiliriz. Mahallede yaşayanları anlamak önemli. Hepsi için ayrı yazılar yazılabilir. Mecnun un hayatla ve aşkla mücadelesinde çırpınışlarında kendimize ait yanlışlar ve doğrular bulabiliyoruz. Bazılarımız Mecnun’a Ak Sakallı Dede bazılarımız İsmail Abi bazılarımız Sedef-Şirin bazılarımızda Yavuz ya da İskender gözü ile bakabiliyoruz. Mecnun’luğu sorgulayan Mecnun izliyoruz.  İsmail Abi ise hepimizin en özel dostu. Aslında en asi karakter o belki de. Gerçeklerle savaşıyor. Kendine uygun bulmadığı bir işte çalışmayı asla kabullenmiyor. Hiç bıkmadan umutla gemiyi bekliyor. Ve herkes için iyilik yapma refleksi var. Bunu yaparken kendini iyilik yaptım diye pohpohlamıyor. İsmail abi gibi dost bulmak herkesin hayallerinde yerini alıyor. İsmail abi gibi dost bulamıyorsan İsmail abi gibi dost ol felsefesi de önem kazanıyor. Yavuz Hırsız ise ben böyle birimiyim diye aslında iç dünyamızda kendimize sıkça sorduğumuz bir soru ile yüzleştiriyor. Herkesin için de saklı duran bir hırsız var aslında. Söz, kalb, fikir, zaman birilerinden bir şeyler çalışmışlığımız olabilir. Ya da başka kötü düşüncelerin faili olmuşuzdur. Ama bunları kendimizce haklı sebeplerden ötürü yapmışızdır mutlaka. Biz böyle bir insan değilizdir aslında. Dostları için kapalı kapıları açmayı ve sevgilisine kitap okumayı seven Yavuz Hırsızın öyle bir insan olmadığını zaten mahalleli biliyor. Erdal Bakkal insanları her haliyle kabullenme olgusunun en önemli göstergesidir. Hayatımızda hep iyi kalpli sürekli etrafındaki kişileri düşünen dostlar olmasını istemek yanılgıdır belki. Bazen kendini biraz daha fazla düşünen , çıkarlarını ön planda tutan dostlarımız da olabilir. Bu özelliklerini yüzüne söyleyebiliyorsak, hatta ağzımıza geldiği gibi kızabiliyorsak bu da gerçek dostluk değil midir? Çay Erdal Bakkal’da içiliyorsa ne Erdal ikram etmekten ne de dostları içmekten vazgeçmiyorsa dostluk demlenmiş demektir. İskender’in babalığı ve maharetli elleri ile gönüllere lezzet veriyor. Ak sakallı dede zaten hepimizin rüyalarının en özel konuğu. Kendisi ezelden beri sevilirdi zaten. Dizide görünen hali ile buluşmak ve bilge sözlerinde faydalanmak zihinlere iyi geliyor.  Kamil kamilliğe erişememiş bir yedek ama ama hiç  pes etmiyor. Az sakallı Dede, Anneanne’nin sevdası ve kurabiyeleri ile ortalık renkleniyor.  Leyla unutulmadı aslında ama başka masallardan gelen Şirin ve atom karınca Sedef’de mahalle sakinleri tarafında kabul gördü. Nedense Mecnun’a, Sedef’i daha çok yakıştırdı mahalle sakinleri. Belki Leyla ön ismi belki de Şirin’e göre daha sevdalı halleri sebep bu yakıştırmaya. Nurten ve yeğeni korku ile güldürdü. Zengin çırak Kaan, yeni nesil halleri ile mahalleyi destek verdi. Çiçekçi-Oğlu Metin-Sevim replikleri, Benjamin hikayesi, Karabasan’ın  kötülükleri, abi dansları uzaylıları ve diğerleri…

Evet mahallenin herkesçe tanınan kişilerinden bahsettik bir de diğer sakinleri var. Aslında onlarda pek sakin sayılmazlar. Sosyal Medya’nın gücünü en iyi şekilde kullanan, oyuncuyu senaristi yapımcıyı öven gerekirse eleştiren, her bölümü yazıları ile değerlendiren izleyiciler. En az dizi kadar eğlenceliler ve diziyi sevdikleri kadar diziyi seveni de yani birbirlerini de seviyorlar. Bir mahalle olmanın ruhunu taşıyorlar.

Bu işin sırrını çok merak edenler için birkaç ipucu, bu işin sırrı, hooopp, laapss diyebilmekte. Ağzından çıkan ile kulağının duyduğunun tutmasında,böyle bir insan mıyım diye sorgulayabilmekte,arabayı vurdurmakta, çayı Erdal bakkal’da içmekte, her hafta TT olabilmekte anlaşıldı mı neeeeemişşşşş..

 

Hakkında Pınar Boran

Sosyal Medya Danışmanı, USMED Yönetim Kurulu Üyesi

2 comments

  1. yok abi ben anlayamıyorum alt tarafı bir dizi. dizi bu dizi. tamam her hafta ben de izliyorum ama “ismail abimiz” demiyorum mesela “erdal bakkalımız” demiyorum. sanki her biri gerçekmişcesine uzun uzun uzadıya yazılır anlayabilmiş değilim. dizinin çekildiği yere giden var ya. delirmeyin o kadar alt tarafı bir dizi bu. ayrıca karakterlerden birini de uzaktan da olsa tanıyorum hiç öyle bi tip değil. yapmayın etmeyin.

    dizideki repliklerle yazmıyor musunuz yazılarını bir de çok itici oluyorsunuz söyleyim. hele o karakterleri gerçekmişçesine sahiplenmeler falan.
    keşke ekşi de yazar olsaydım da adam akıllı derli toplu yazsaydım şu yazıyı ama buraya yazıyorum belki biraz sinirim diner.

  2. Aşk olsun hocam o kadar anlatmışsın mahalleyi ama bizim ana kadro içindeki çekirdek mahallemize değinmemişsin. Beni mahalleye muhtar seçmemişsin :( Yoksa sen beni muhtar olarak kabul etmiyor musun? Anarşist mi olsun sen acaba? :D

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir