Cumartesi , 19 Eylül 2020

Mars Mira 2011 Barış Yürüyüşü

Bosna savaşını unuttuk hepimiz.

Oysa daha üzerinden sadece 16 yıl geçti.

Burnumuzun dibinde yaşananlar, 90’lı yıllarda hep gündemimizdeydi.

Tarihin “Srebrenica katliamı” diye kaydettiği bir “acı” yaşanmıştı savaşın son dönemlerinde, 11 temmuz 1995’de.

Dayton antlaşması’nın gündemde olduğu günlerde, birleşmiş milletler srebrenica’yı güvenli bölge ilan eder, komuta hollandalı askerlerdedir.

Hollandalı birleşmiş milletler askerlerinin “artık bizim korumamız altındasınız” sözüne inanan boşnaklardan silahlarını teslim etmeleri istenir, pek çoğu silahlarını teslim eder. bu arada sırpların kulaklarına, aynı askerlerce “savaşın bitmek üzere olduğu, ne yapacaklarsa bir an önce yapmaları” fısıldanır usulca.

Birkaç gün sonra, sırp  general Ratko Mladic ile kadeh tokuşturan hollandalı birleşmiş milletler askerleri güvenli bölgeyi terk ederler, müslüman boşnaklar artık sırpların elindedir.

Ratko Mladic ekranların karşısına geçip; ” osmanlıya başkaldırışımızın anısına, şimdi müslümanlardan intikam alma zamanıdır“, dedikten sonra “srebrenica katliamı” da başlar.

Bugün sadece srebrenica’da katledilenlerin yattığı potaçari şehitliği’nin tam karşısındaki akü fabrikasında, akla gelebilecek en acı ölüm şekilleri ile 2000 boşnak katledilir.

Katliamdan kaçmak için civar köylerden gelen 15 bin bosnalı müslüman Potaçari köyünde bir araya gelir ve müslümanların kontrolundaki tuzla bölgesine doğru yürüyüşe başlarlar.

3 aydan fazla süren bu yürüyüs sırasında gündüzleri ormanlarda saklanıp geceleri yürünür, ancak sırplar uzunluğu 10km’yi bulan bu insan konvoyundan ele geçirdiklerini katledip, toplu mezarlara gömmeye devam ederler. 

Öyle ki bazı toplu mezarlardaki insan sayısı 500-600 sayısını bulur.

Bu yürüyüş sırasında 8372 bosnalı müslüman sırplar tarafından katledilir.

Yürüyüşe başlayanların ancak yarısı güvenli bölgeye ulaşabilirler.

Yaşanılan bu acı’yı unutulmadığını, unutulmayacağını göstermek için her yıl Srebrenica Potaçari köyü-Tuzla Nevzuk köyü arasındaki bu 110km’lik yürüyüş güzergahında düzenlenen mars mira / barış yürüyüşü için Türkiye’den 70 kadar arkadaş ile Bosna’daydık.

Tarihe “srebrenica katliamı” olarak geçen, “avrupanın göbeğinde yaşanılmasına müsaade edilmiş” bu acı’yı paylaşmak üzere dünyanın dört bir yanından gelen yaklaşık 8 bin katılımcı ile beraber 110km uzunluğundaki aynı güzergah üzerinde, 3 gün süren bir yürüyüş ile yaşanılan acılara şahitlik ettik.

Yürüyüş güzergahı boyunca, bulunan toplu mezarların yanından geçmek, 15 yıl önce sizin şuan bulunduğunuz noktalarda, yüzlerce müslüman bosnalı’nın katledildiğini ve hemen biraz ilerideki çalıların arasına ya da az ilerdeki ormanlık alana toplu olarak gömüldüklerini hissetmek, görmek insana utancı ve acıyı beraber yaşatıyor.

Utandırıyor, çünkü o katliamlar yapılırken, kendinizin nelerin peşinde olduğunuzu hatırlıyorsunuz, acıtıyor, çünkü bir ailenin aynı toplu mezara gömülmeden önce,

onlarca, yüzlerce aynı soyisim, en acı soru: hangisi hangisininin katledişine şahit oldu?

kendi ölüm sırasını bekleyen,

bir anne’nin oğlunun katledilişine şahit olmasının,

bir dede’nin torununun katledişini görmesinin,

bir oğul’un baba’sının katledişini elleri bağlı izlemesinin acısı nasıldır sorusu içinize oturuyor.

Daracık orman patikalarında her an ölüm korkusuyla yürümek, orman’ın derinliklerinde günlerce aç ve susuz saklanmak, siz saklanırken katledilen insanların seslerini duymak; baktığınız yerlerde bunları düşünmek, bunları görmek hayata nereden ve nasıl baktığınızı yeniden sorgulatıyor size.

 

Mars Mira yürüyüşü, her yıl toplu mezarlarda bulunan insanların dna testleri ile kimlik tespitlerinin yapıldıktan sonra

Potaçari köyünde ki şehitlikte toprağa  verildiği bir tören ile son buluyor.

 

 

 

Bu yıl 613 kişi kimlik tesbiti yapılıp, toprağa verildi, şu ana kadar bulunanların sayısı 5 bin civarında, 3 binden fazla kişi ise hala toplu mezarlarda bulunmayı bekliyor.

bazen sayfalarca yazı yerine bir bakış daha çok şey anlatır...

Bu toplu mezarlar nasıl bulunuyor diye merak ediyorsanız söyleyelim,

aradan geçen süre içinde toplu mezarlardaki bedenlerin çürümesiyle, toprka organik olarak zenginleşiyor, yapısı değişiyor. Bu tür topraklarda ise yabanciçeği artemis yetişmeye başlıyor.

Bosna’lıların mavi kelebek (polyommatus icarus) adını verdiklerini kelebeklerse ise sadece bu çiçekler üzerine konuyor.

Her baharda mavi kelebeklerin peşinden giden Boşnaklar, kuş uçmaz kervan geçmez noktalarda, üzerleri artemis çiçekleri ile kaplı yeni toplu mezarlar buluyorlar.

Ne güzel değil mi?


 

 

 

 


 

 

 

 

 

Hakkında mithat

"Sana, bana, vatanıma, ülkemin insanlarına dair" birşeyler söylemek isteyen biri.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir