Pazartesi , 10 Ağustos 2020

Matem ve Ölüm Üzerine…

Matem, insanın kendine akıttığı gözyaşı, kendine giydiği kara bir libastır aslında… Ölüm bir derede, bir çayda akan suyun akışkanlığından daha gerçek, yarının geleceğinden de şüphesiz iken, insan alışamaz nedense ölüme! Fakat ölüm, hep şaşırtıcı ve korkutucu olmamış mıdır insanlar için?

Herkes, yerkürenin döndüğü, haftaların yedi gün olduğunu, gelinciklerin hep baharda açtığını düşünür fakat bu noktada ölümü yaşadığını unutur istisnasız. Hep doğarak nefes alan insan dünya ile tanışır ve nihayetinde de ölür sonunda…

Ölüm dediğimiz şey bunca doğalken ve böylesine popülerken, insanın bu duruma alışamaması kafalarda ciddi bir sorun teşkil etmeli aslında. Hâlbuki yedibin yıldır başkalarının ölümüne alışmalı ve alıştırmalı değil miydi küçük kıyamet adl ettiğimiz kendi ölümüne…

Aslında matemler, alışılmamış ölümlerin süsüdür sevgili okuyucu. Fakat matem ölüye değildir de insanın kendi aczine, kendi yoksulluğuna ağlayışıdır. Yani, bir ölü kendisine matem yakıldığını duyabilse eğer, inanın matemden iğrenirdi belki de. Onun için matem ölünün değil, ölü sahibinin serinliğidir…

Evet, ölümün karın ağrıtan, duyguları müthiş incelten, yürekten ve bedenin her zerreatında hıçkırtan esrarının dağıtıcısı konumundaki mateme fantezidir diyebiliriz öyleyse… Ölümün fantezisi maskeli balolar, veda kokteylleri, moral partileri gibi şık ve eğlencelidir…
Tüm matemler, tatlı ve şirin ölümlerin üzerine örtülen acıklı 5 metrelik birer kefendir.

Diyoruz ki insan sen! Silkelen ve şu ölümü bir kere düşün! Ölünün ardından tuttuğun şey, matem olmamalı. Ölüm, bir ders olmalıdır sana. İnsan sen, ölene değil, aslında kendine gözyaşı döktüğünü bil! Zira, ağlanacak olan sensin, sen! Onun için ağlanması gereken ölüm de değil, kendi hayatındır aslında. Çektiğin çile nispetinde ölüm de senin için o derece bir rahatlık ve serinliktir…

Evet, insan ölümü gerçekten düşünmelidir. Öyle sokaktaki tanıdığınıza verdiğiniz samimiyetsiz “selameleyküm hacı” sözü gibi değildir. Oturup iki bacağınızın arasına kafanızı alıp düşünülesi cinsten bir vakadır bu.. Başkalarının ölümüne ağlayan sen, asıl kendi ölümüne ağladığını bil, öleceğin zaman da gülmesini bil..

Hakkında yusa

Yazar, Editör, Sosyal Medya Uzmanı

One comment

  1. Ölüm başlı başına zaten yetiyor her şeyi anlatmaya. hz. ömer ölümü hatırlatsın diye bir görevli tutmuş derleri gelir her gün “ya ömer ölüm var” der gidermiş,
    bize kim hatırlatacak ölümü?
    oysa o kadar çok imkan var değil mi?
    saate telefona “ölüm var” diye alarm kursak tuhaf mı olur?

    gerçi 5 vakit namaz günde 5 kez ölümü hatırlatıp hazırlık yaptığımız içinm bizi rahatlatıyor?
    ya namaz kılmayanlar?
    onlar için dua etmekten başka ne yapabiliriz ki,
    kimse nasihat kabul etmez oldu
    en güzel nasip ölüm değil mi oysa!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir