Cumartesi , 19 Eylül 2020

Meryemoğlu Mesih İsa’dan Başbakan Erdoğan’a Açık Mektup

Bir dönemin çok ses getiren siyasetçilerinden Hasan Mezarcı 1997 yılında Türkiye’de hapse girmiş, 2000 yılında Almanya göç ederek burada mesih olduğunu ilan etmişti.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve  Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile uzun yıllar siyaset yapan Hasan Mezarcı 24 Ocak tarihinde bu iki devlet adamına da açık mektup yazarak,

bazı mesajlar verdi, Bu mektupları kendi kutsal kitabı kabul ettiği Kuran’ı Mecid MÜCDE kitabının sonuna ka ekleyen mezarcı, Meryemoğlu Mesih İsa adıyla imzaladığı mektubunda Hapiste kaldığı süre hakkında, kendisine yapılanlar ve ergenokon hakkında da başbakan’a sorular yöneltiyor ve uyarılarda bulunuyor,

Türkiye’deki bazı din adamları ve eski dava arkadaşları Hasan Mezarcı’nın 28 şubat sürecinde avcılar escort hapishanede uğradığı işkenceler ve verilen ilaçlarla düşüncelerinin değiştirildiğine inanıyorlar.

Wikipedia’da Hasan Mezarcı şöyle tanımlanıyor;

Müftülük yaptığı bölge İstanbul’dan Refah Partisi tarafından aday gösterilerek Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne girdi. Evli ve altı çocuk babası olan Hasan Mezarcı yakın tarihle ilgili tartışmalı konuları gündeme getirmesiyle dikkatleri çekti ve bu sebeple partisinden ihraç edildi. Daha sonra hapis cezasına çarptırıldı. Hasan Mezarcı’nın hapishane süreciyle başlayarak bir içine kapanma ve yalnızlaşma sürecine girdiği gözlendi. Hapis cezasının bitiminden sonra gittiği Almanya’da avcilartasarim.com kendisinin İsa – Mesih olduğunu iddia etti. Katıldığı televizyon programları ve yazılı basındaki söylemleri nedeniyle psikolojik rahatsızlıkları olduğu sanılmaktadır.

İşte Resmi site de yayınlanan Mektubun tamamı şöyle;

Sayın başbakan…

          Îman ettiğiniz Hz. Îsa, ikibin yıl önce “beklenilen Mesih” olduğunu ilan etti. O devrin ileri gelenleri “beklediğimiz Mesih (Kral) bu olamaz, çünkü gökten gelmedi ve ordusu da yok” dediler. “Cinlenmiş şeytan musallat olmuş, deli, kâfir, sahte Mesih, başımıza kral olmak istiyor” dediler. Bu “deli saçması” gerekçelerle Mesih’i reddederek, halkı Hz. Îsa’nın aleyhine kışkırttılar. Hz. Îsa’yı tutuklayıp cazaevine koydular. Çok ağır küfürler, hakaretler ve işkenceler ederek haça gerdiler. Suçu da Roma devletinin üzerine yıkarak, Mesih’in işini bitirdik sandılar. Lanetullahi aleyhim ecmain.

          1997 yılında, İstanbul-Metris cezaevinde iken, cenabı Allah “beklenilen Mesih” olduğumu bildirdi. Ne dramatik bir ilahî tevafuktur ki, ikibin yıl önce cezaevinde noktalanan Mesih macerası, ikibin yıl sonra tekrar cezaevinde başladı. Cezaevinde açıklamama izin vermeyen cenabı Allah, inzivaya çekilmemi ve hicret etmemi istedi. İkibin yılında Almanya’da “beklenilen Mesih” olduğumu ilan ettim. Tıpkı yahûdi ileri gelenleri gibi, bu sefer de Türkiye’nin ileri gelenleri, ayni “deli saçması” gerekçelerle, Mesih olduğumu reddederek, halkı aleyhime kışkırttılar. Çağdaş bir engizisyon ve yargısız infazla, haça gerilmiş gibi bir hayata mahkûm ettiler. Suçu da Türkiye Cumhuriyeti devletinin üzerine yıkarak, Mesih’in işini bitirdik sandılar. Lanetullahi aleyhim ecmain. Şayet ben yalan söylüyorsam, her iki dönemin laneti de bana dönsün. Amin demeye cesareti olan varsa, buyursun.

          Sayın başbakan, bana karşı bu mezalimi yapan ve yaptıranlardan biri de, hükümetinizin en büyük ortağı olduğu iddia edilen Fethullah Gülen’dir. Allah’ın bildirmesiyle, “Bel´âm” misyonu icra ettiğini çok iyi bildiğim bu şahıs, benim cezaevinde ilaçla delirtildiğimi iddia ediyor. Hatta “yurt dışına çıkmasaydım, bana da ayni ilaçtan verilecekti” diyerek, başında bulunduğunuz devleti, millet ve tarih önünde mahkûm ediyor. Öyle anlaşılıyor ki, “ergenekoncular” sizi çok sevdikleri için, cezaevinde size bu ilaçtan vermemişler veya sizi adam yerine koymamışlar! Vay eyvah, vah, vah, vah… Zamanın en büyük evliyası ve Türkiye’nin akıl hocası geçinen böyle olursa, gerisini siz düşünün. Medya ve internet arşivleri, Fethullah Gülen ve benzerleri tarafından yapılan bu “deli saçması” iddia ve suçlamalarla doludur. Sayın başbakan, belki size de ayni ilaçtan verilmiştir de, haberiniz yoktur. Geçmiş hukukumuza binaen, isterseniz birlikte bir hastahaneye gidelim de, böyle bir ilaç verilip verilmediğini tıbben tesbit ettirelim. Malum “bir şeyin şuyuu, vukuundan beterdir” derler. Daha da önemlisi, başında bulunduğunuz devleti, bu ağır suçlamalardan kurtarmış ve aklamış olursunuz.

          Sayın başbakan, aslında bu “deli saçması” suçlamaları ve iddiaları yapanlar ve yaptıranlar, sırf halkın Mesih olduğuma inanmasını engellemek için bunu yaptıklarını, isimlerini bildikleri gibi biliyorlar. Ancak, öyle anlaşılıyor ki, bilmemezlikten gelmek, onların da sizin de işinize geliyor. Hani: “bilmediğinden değil, gâvurluğundan” derler ya, işte öyle bir şey. Şayet, putperest Roma valisi kadar bir ferasetiniz varsa, Mesih’e karşı bu mezalimi yapan ve yaptıranları yargı önüne çıkarırsınız. Sonra da: “Ey millet, bu büyük vebal devletin ve benim üzerimden kalkmıştır. İster îman edin, isterse haça gerin” diyebilirsiniz. Bu uyarıma rağmen, bunu yapmazsanız, bu büyük vebalin birinci derecede sorumluluğu, iki cihanda da, sizin boynunuzda olacaktır. Takdir sizindir.

          Sayın başbakan, Hasan Mezarcı siyasî arenada tek başına tabuları yıkma, putları kırma, dokunulamazları dokunulabilir, konuşulamazları konuşulabilir hâle getirme misyonunu icra ederek, milli hafızada öyle büyük bir fırtına estirdi ki, o büyük fırtına Türkiye genelinde çok büyük bir kasırgaya dönüşerek, Kemalizmin sağını da, solunu da yerle bir etti ve sizin önünüzü açtı. Hasan Mezacı’ya karşı yapılan “küfür, hakaret, karalama ve linç” kampanyalarının en yoğun olduğu bir seçim atmosferinde oluşan “millî tepki” sonucu, yerel yönetimleri kazandığınızı ve o atmosferin ve gücün doğal bir sonucu olarak iktidara geldiğinizi de, görmemezlikten geliyorsunuz. Hasan Mezarcı’ya karşı “Brütüs”lük yapmak yerine, misyonunu doğru okuyabilseydiniz ve biraz daha dik durabilseydiniz, hem o süreçte ödenen ağır bedeller ödenmez ve hem de Türkiye on yıl kaybetmezdi. Sırf tarihe bir not düşmek için bunları söyleyerek, “Hasan Mezarcı’nın rûhuna fâtiha” diyorum. Biiznillah süfyânî Deccalın işi bitti. Şimdi sıra mesîhî Deccalda.

          Sayın başbakan, sırf Mesih olduğumu söylediğim için bana karşı yapılan mezalimi, büyük bir sabır ve metânetle karşıladım. Çektiğim âlâmı en iyi bilen Cenâbı Allah’a dahi bir tek defa şikayette bulunmadım. “Sen nasıl istersen, yine öyle olsun” dedim. Allah’a hamd olsun ki, “Kur´an-ı Mecîd – MÜCDE” isimli bir kitap yazarak, “mesih.de” isimli internet sitesinde yayınladım. Mesih’in işi asıl şimdi başladı. Mesih işi, Allah işidir. Allah işi, Îsa’nın veya Hasan’ın fani hayatından bağımsız olarak yürür gider. Îsa’nın veya Hasan’ın görevi, uyarmak ve kurtuluşu mücdelemektir. Aziz dostum, makam hırsı ve dünya ihtirası gözünüzü kör etmesin. Yuhanna’nın vahyinde belirttiği “sekiz başlı, on boynuzlu büyük fahişe” domuzunun, ulusal veya uluslararası bayilerinden ve boynuzlarından biri olmayı, “hizmet” zannetmenin bedeli, mahşer günü çok ağır olur. Vallahi onları mahşer günü Îsa da, Mûsa da, Muhammed de kurtaramaz. Gönlüm, hiç bir devletin ve milletin, Yahûdilerin durumuna benzer bir duruma düşmesine razı olmadığı içindir ki, sizin şahsınızda bu uyarı mektubunu, bütün devletlere ve milletlere yazdım. Sözlerimi “Rabbi yessir vela tuassir. Rabbi temmim bilhayr” duasıyla noktalıyorum.

Meryemoglu Mesih-Îsa

Hakkında Yılmaz Atasoy

Uzun zamandır sosyal medya haberlerini takip ediyorum. Sosyal medya danışmanlığı veriyor ve aynı zamanda makaleler yazıyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir