Pazar , 29 Kasım 2020

NBA Doğu Konferansı 2011 Sezon Değerlendirmesi

NBA üzerine değerlendirme ve bilgilendirme yapacağımız bu köşemizde bitimine 3 hafta kadar bir süre kalan 2011 normal sezonunu değerlendireceğiz. Elbette böyle bir değerlendirmeyi tek bir yazı ile yapabilmek çok mümkün olmadığından; şimdilik sadece Doğu Konferansı’nda play-off şansını kaybeden takımlar için sezonun gidişatına yönelik bir değerlendirme yazısı kafi olacaktır. Zira play-off’a kalacak takımların durumunu daha detaylı incelemek sonraları mümkün olabilecektir.

Bu yazımızda; play off’arı tv den seyredecek olanlar ve son bileti kapmak için son şanslarını zorlayanları değerlendireceğiz.

NBA 2011 normal sezonunun değerlendirilmesi söz konusu olduğunda içinde Cleveland Cavaliers önemli bir yer taşıyacaktır. Le Bron James’in “decision”ından sonra Cleveland’ın bu sene ciddi bir düşüş yaşayacağını herkes kestirebiliyordu. Tabi Cleveland’da ayrılıklar sadece LeBron ile kalmadı. Son iki yılda takımın skor yükünü çeken önde gelen oyuncular sezon başlangıcında ve sezon içerisinde takımdan ayrıldılar. Pivot Ilgauskas, James ile beraber Miami’nin yolunu tutarken, Shaq ve Delonte West Boston’a geçti. Moo Williams ise sezon içinde Baron Davis takası ile Los Angeles Clippers organizasyonuna dahil oldu. Sezonun başlangıcında Cleveland’a hakim olan psikolojik ruh haleti “kalanların onur için mücadelesi” idi. Bu halet-i ruhiye içinde ilk Boston maçını kazandılar. İlk on maçta onur için mücadele başarılı sonuçlandı. Yalnız uzun ve yorucu bir maç sezonunun tamamını “onur için mücadele” motivasyonuyla geçiremeyecekleri açıktı. 5-5 başlayan w/l çizgileri gün geçtikçe dibe doğru ivme kazandı. Nihayetinde NBA tarihinin üst üste maç kaybetme rekorunu da kırdılar. (26 maç) geçen yılın doğuda normal sezon birincisi olan (61-21 ile) Cleveland’ın bu sezon büyük bir gerileme yaşayacağı beklense de mevcut çöküş beklenenin üzerinde olmuştu. Ortalama 20-25 galibiyet arasında kalmaları en kötü senaryo idi. Sezonu bitirmelerine 13 maç kaldığı bir dönemde 13-56 olan w/l çizelgeleri aslında tüm değerlendirmeyi yapmaktadır. Kısaca Cleveland Cavaliers bir dönemdir bulunduğu “doğu’nun elit takımları” sınıfına veda etmiş gibi görünmekte. Hem de normal sezonu 61 galibiyetle nba lideri olarak tamamladığı sezonun hemen ertesinde. Şimdi Cavaliers için tek çıkar yol; ilerleyen yıllarda “yeniden bir LeBron James draftı” yapabilmek.
Ciddi düşüş yaşayan bir diğer doğu ekibi ise; Atlantikten Toronto Raptors idi. Şüphesiz Toronto şehrinin konumundan kaynaklanan nedenlerden dolayı, organizasyonun iyi bir takım kurabilme umudu “draft”tan gelecek süper yıldıza bağlı. Birçokları tarafından “süperstar” olarak nitelendirilmese de takımın x faktörü konumundaki Chris Bosh’un Miami’ye, voltranı oluşturmak için, gidişi yıldız transfer edemeyen Toronto’nun elindeki yıldızı da kaybetmesi anlamına gelmekteydi. Mevcut şartlar altında geçen sene kılpayı kaçırdıkları play-off potasından bu sene çok uzaklar. Yapabilecekleri makul hamle; lige ısınmaya başlayan Demar DeRozan ve skor gücünü her sene ciddi bir şekilde artıran İtalyan pivot Bargnani üzerinden, çaylak forvet Ed Davis’i de dahil ederek bir gelecek planlaması olacaktır. Özellikle yakın dönemde gelecek planlamasını başarılı bir şekilde uygulayan Oklohoma City Thunder’ın varlığı tüm alt düzey nba takımlarına referans olacak cinsten.
Diğer iki takım kadar ciddi bir düşüş yaşamasa da geçen senenin skandalları ile öne çıkan takımı Washington Wizards da bu sene düşüş yaşayanlar arasındaydı. Aslında Wizards’ın asıl amacı 2010 draftından birinci sırada organizasyona dahil ettikleri “John Wall” etrafında bir takım şekillendirmekti. Sorunlu yıldızlarından kurtuldular. Her ne kadar Gilbert Arenas karşılığında Rashard Lewis’i takas ederek, salary cap’ te bir boşluk oluşturamadıysalar da, son tahlilde Lewis’in Arenas kadar sorunlu birisi olmadığını düşündüğümüzde bu takastan çok zararlı çıkmadıklarını düşünebiliriz. Mevcut durum itibarı ile; John Wall, Jevale Mc Gee ve Nick Young gibi çaylak statüsünde yahut nba kariyerinin ilk yıllarında olan basketbolcuların esas oğlan olarak oynadığı Washington’un asıl hedefinin geleceğin takımını kurmak olduğu açık. Onlar için bu senenin başarılı geçmesinin tek yolu; draftın bir numarası John Wall’un ilk seneden itibaren süperstar performansı ortaya koyabilmesiydi. Her ne kadar Wall iyi bir guard olacağını ortaya koymuşsa da süperstar performansı göstermedi. Sonuçta Washington diğer iki takım kadar olmasa da bu sene düşüş yaşayan takımlardan birisi oldu.

Büyük düşüş yaşayan bu takımların yanında değişmeyen bazı şeyler de yok değildi. Detroit Pistons bunlardan birisiydi. 7 sene kadar önce ligin en etkili savunma takımı olan ve bu savunmasıyla Nba şampiyonluğuna kadar uzanan Detroit artık savunmada çok başarılı değil. Veteranlar, çaylaklar ve ligin ısınmışlarından oluşan dengeli bir kadroları var. Teknik olarak Nba deki diğer takımlardan farklı bir şekilde tamamen rotasyona dayalı bir dizilimle oynuyorlar. Devamlı ilk beşte çıkan, dakikaları fazla olan oyuncuları pek yok. 35 dakikaya yaklaşan oyuncuları yok. Mevcut durum itibarı ile az da olsa 8. Bileti alma ihtimalleri var elbet. Ama bu ihtimal oldukça düşük.

Geçen sezonun Nba sonuncusu New Jersey Nets kapı dışında kalan bir diğer takımdı. 2000 li yılların başarılı takımı her ne kadar kapı dışında kalmışsa da Deron Williams takası ve bu seneki galibiyet sayısıyla biraz teselli bulabilir. Nba in en düşük kaliteli kadrosunu bulunduran New Jersey kalitesinin üstünde bir yere çıkabildi. Deron Williams ve Brook Lopez gibi gelecek vadeden iki oyuncusunu kadrosunda bulundurmak bir diğer teselli konusu. Moral bozucu hususlar da olmadı değil. Özellikle sezon başında LeBron James çerçevesinde takımı kurma hayalleri “the decision” ile suya düşmüştü. Sonra Carmelo Antony de New York’a gidince New Jersey için öncelikli süper yıldız “Deron Williams” a yani c planına kaldı. Ki 2012 de Deron Williams’ı ellerinde tutabilmeleri ne derece mümkün olacaktır? Ellerinde tutmayı başarsalar bile Williams’ın bir Jason Kidd etkisi oluşturması, oyun anlayışı ve sporcu kişiliği ile pek mümkün görünmemekte. Yine de bu sene yaptıkları kıpırdanma ile teselli bulabilecek durumdalar.

Hala kapı dışında kalmamak için direnenler ise Charlotte Bobcats ve Milwakue Bucks. Efsane oyunculuk kariyerine, başarılı bir gm kariyeri ekleyebilme düşüncesindeki Michael Jordan, şu ana kadar Charlotte taraftarı ile iyi ikili ilişkiler kurmasının dışında kendisinden beklenilen hamleyi yapabilmiş değil. Charlotte 2011 sezon içinde pota altının temel taşları Nazır Muhammed ve Gerrard Wallace‘ yi takasta kullanınca, sezon ortasında çıkışa geçen performansının yönü kısa süre içerisinde yine değişmişti. Bu takaslardan sonra Charlotte pota altında üst sıralardan draft edilmesine rağmen hala neden üst sıradan draft edildiği anlaşılamayan Kwame Brown kalmış oldu. Eski problemli kimliğinden nisbeten sıyrılmış bir Stephen Jackson, genç D.J Augustin ve formda dönemlerinin iyi savunmacısı Boris Diaw ile play-off lara tutunma çabalarının sonuç verip-vermeyeceğini önümüzdeki 20 günde göreceğiz.
Milwakue Bucks ise; bu sene, kadro kalitesi ile bulunduğu yer ters orantılı bir takım görüntüsü ortaya koydu. Brandon Jennings’in dağınık oyunu, takımdaki oyuncuların hücumdaki bencilliği bu sonuçta etkili oldu. Ama en büyük faktör; takımın hücumda yokları oynamasıydı. Savunma oyununda başarılı olan Milwakue organizasyonu, hücumda B planı olmayan bir görünümdeydi. Hatta birçok zaman hücumda A planı dahi yoktu. Oysa ki; Bogut, Delfino, Ersan gibi kalburüstü uluslar arası oyuncuları; Brandon Jennings gibi potansiyeli olan guardları ve Salmons gibi takımda kendisini bulan skorerleri olmasına rağmen eğer can havliyle son bir çıkış yakalayamazlarsa ne yazık ki kendilerini de play-off larda izleyemeyeceğiz. Potansiyel olarak varolan çıkış güçlerini kinetik hale getirmeleri için oldukça az bir süre kalmış durumda.

Hakkında Fatih Şengül

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir