Salı , 20 Ekim 2020

Nerede o eski domatesler

Başlığa bakınca bu da nerden çıktı şimdi diyebilirsiniz. Malum ülke gündemi oldukça yoğun. Hem de her zamankinden daha elektrikli bir hale bürünmüş durumda. Her kafadan bir ses, her köşe başından bir gürültü yükselmekte. Bir dokun bin ah işit derler ya kime dokunsak bin yorum, bin eleştiri, bin analiz. E böyle bir zamanda bu başlıkta nerden çıktı şimdi demeniz çok normal. Ama kimse kusura bakmasın yazı domatesler özelinden arada kaynayan, konuşulmayan kaybedişlerimizi anlatmaya çalışacak yapacak bir şey yok. Beğenmeyen gündemin gürültüsünü takibe devam etsin. Yapacak bir şeyim yok.

Mc Donald’s, Burger King, kebapçılar, dürümcüler sarmış caddelerimizi. Kültürel başkent İstanbul çok eski tadlarını tamamen kaybediyor.  Baklavacılar, muhallebiciler, yufkacılar, yoğurtçular, şekerlemeciler, bozacılar, kahveciler birer birer gidiyor hayatımızdan.  Gitmeyenler de çok zor şartlarda şehrin ara sokaklarında can çekişiyor ne yazık ki…

Gidenler sadece onlar mı?

İnceliklerimizi yitirmişiz. Kaba, sabalık hakim yaşamlarımıza. Toplu taşıma araçlarına özellikle de metrobüslere  bakın insanların yüzündeki tatsızlığı, bezginliği, kini göreceksiniz. Sanki birbirine hasım yüzlerce insan bir araca bindirilmiş yolculuk ediyorlar.

İnancında sabit, kararında kılıç gibi keskin, sözünde mert, yüreğinde muhabbet, düşüncesinde açıklık, kafasında uyanıklık, gözünde takdir dolu bir bakış taşıyan insana  hasret yaşıyoruz. Vefasızlık içimize işlemiş. En ufak bir tartışmada karşımızdakinin kirli çamaşırlarını döküyoruz meydana. Hele şimdi daha da ileri giderek sosyal ağlar üzerinden kendimize yandaşlar bulup toplu katliamlara imza atıyoruz.

Sevgiden, vefadan, güzelliklerden bahseden de  kalmadı pek. Çünkü direkt üstü çiziliyor böylesi kişilerin.  Moda tabiriyle  light yazılar yazan, suya sabuna dokunmayan, sıradan yazılar yazan kişiler listesine giriş yapar ki bu da her babayiğidin kaldıracağı bir iş değildir. Ne acı değil mi? bırakın iyi işlere imza atmayı iyi şeyleri dile getirmek bile nerdeyse suç. Durun yahu bir de şuradan bakın olaya demek suç.  Direkt sövgü cümleleriyle bile karşılaşırsınız. Direkt üstünüz çizilir. Üzülmeyin mahkumların yargılamasıdır bu. Yani gönüllerde karşılığı yoktur.

Gülmeyi de unuttuk.

Gülmek insanı gevşeten, yenileyen bir eylemdir. Ve ne yazık ki artık gülmek, tebessüm etmek bile suç, ayıp.  Evet evet  Nüktelerden, küçük tatlı şakalardan, komik hikâyelerden uzak kaldık maalesef. Abus bir çehreyle dolaşıyoruz.  Suratlarımız mahkeme duvarı gibi. Kaşlarımız devamlı çatık. En ufak bir hadisede homurtular yükseliyor.

İlişkilerimiz tamamen gergin, tamamen agresiflik üzerine kurulu. Kendine eğilmeyen, yaşamını takip etmeyen bir insan beğenmeme huyunun, dedikodunun zararlarını ve felaketlerini nereden görecek? İnsan ancak kendine döner de iç dünyasına cidden eğilirse nereden neyin geldiğini anlayabilir. Yoksa canın sıkılır, için bozulur ama bunun neden kaynaklandığını bilemezsin. Bilemediğin için de kesin çözüm bulamazsın. Ve sürekli manada hep agresif, gergin, abus bir çehreyle yaşar durursun.

Evet artık bunlardan bahsedilmiyor. Sosyal medyada iş ya lagara lugaraya getiriliyor ( ki o da çok basit espriler zeka parıltısı  taşıyan pek yok ) ya da abus bir çehreyle, sövgü dolu cümlelerle sözüm ona haksızlıklarla, adaletsizliklerle mücadele ediliyor. Peki sonuç ne? bir sürü kırılan kalp, bir sürü üstü çizilen insan, bir sürü hakaret… Bunların tersini yapanlar takipçi açısından çok geri planda. Ama üzülmesinler moda tabirle twitter’da fenomen olmaktansa twitter’da akil adam olmak daha evladır.

Hepimiz kardeş miyiz?

Sıkıntıların , bunalımların, huzursuzlukların, streslerin ve başarısızlıkların kaynağında; güvensizlik, hedefsizlik, acizlik, miskinlik, uyuşukluk, yatıyor. Bunları atlatsak hepimiz kardeşiz sözünü gerçekten kalbimizle söyleyeceğiz.

Gelelim yazının başlığına evet manevi tatların yanında maddi tatlar da terk etti bizi. Onlardan biri de domatesti. Üzülmeyelim eski tatta domates üretebilmek için bilim adamları kolları sıvamış. Bilim adamları genetik diziliminin çözülmesiyle birlikte 5 yıl içinde bilinen ve aranan, eski tatta domates yetiştirmenin mümkün olabileceğini belirtiyor. Eh ölmezsek yeriz artık ne yapalım…

 

 

 

 

 

 

 

 

Hakkında Hasan Yener

SM Haber Genel Yayın Yönetmeni SEO - Digital Pazarlama - Sosyal Medya Pazarlama iletisim@sosyalmedyahaber.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir