Pazartesi , 19 Nisan 2021

Ölü Atalarımızın Bayramları Ve Gerçekle Yüzleşme

Bugün 23 Nisan.
Hani şu Aptallar Günü ( Foolish Day- aslında fol yok yumurta yok bu şaka günü neden demekse artık) Nisan 1’le başlayan günün 23.üncü günü.
Esasen başka bir özelliği yok çocuklar.
Cumhuriyeti kuranların vitamin ve gelecek sorunu olmayan çocukları için uydurduğu uyduruk tören günü.
Bu günde çocuklar bir günlüğüne büyütülür ve inandırıcılıktan yoksun olarak kurdukları düzgün cümlelerle büyüklerini güldürürler.
Büyüklerin normal zamanlarda tozlarını hizmetçilerine aldıkları kocaman koltuklara oturtturulur bazılarınız.
Bütün bu saçma sapan törenler ve askıya alınmış palyaçoluk yetenekleri sergilenirken bazıları güvercinlerin geceleri çaktırmadan pislediği sevimsiz heykellerin önünde saygı duruşunda bulunarak 70 milyon dakikayı olmayan bir ülke için heba eder.
Umarız bir büstü yıktığı için sürgün edilen bir ineğe uygulanan cezai müeyyide laik demokratik cumhuriyeti dışkılarıyla kirletmek suçundan özgürlüğün sembolü güvercinlere de kafeslenerek uygulanmaz.
Neyin bayramı olduğunu, neden bayram olduğunu, neden çocukların da bayramı olması gerektiğini hiçbir zaman sormayız kendimize.
Ya da büyüklerin diğer bayramlarının siz çocukların da bayramı olup olmadığını düşünmeyiz.
Oysa çocuklar için uyduruk bayramların kutlandığı bir ülkede sorulması gereken basit soru şu değimlidir?
Bir önceki yıl 657 çocuğun kaybolduğu bir ülkede kaç tane çocuk bulunabildi?
Kaç tane çocuk reklamlarda oynatılarak ülkedeki kirli ekonomik rekabetin figürü haline getirildi?
Türkiye’de kendilerine bayram bahşedilen çocuklar büyüklerin acımasız dünyasına sıkı bir piyon olarak hazırlanırken yaşanamayan çocuklukların hikayelerini hangi yazarlar yazacak.
Yetişkinlerin vahşi bir rekabete dönüşmüş dünyasından arınmış bir çocukluğu yaşayamamanın ödülü mü bu 23 Nisan ulusal egemenlik ve çocuk bayramı?
Çocuk yaşta çıraklık yapan çocukların korunması için 23 Nisan gününde Çalışma Bakanlığı’nın aldığı önlemlerle ilgili olarak sayın bakan ne tür bir açıklama yapacak?
Resmi tatil günlerinde kaç çocuk ayakkabı boyacılığı yapıyor, kaç çocuk başında simit tepsisiyle uzayamayacak olan boyunu birkaç kuruş için feda ediyor?
Çocuk bayramının kutlandığı yüce ülkemizde kaç tane çocuk mendil satıyor ve okuldaki dayak cetvelini andıran bir basküldeki bölmeli sayılara bakıp ‘’tartalım abi’’ diye soğuk insanlara yalvarıyor?
Daha birkaç hafta önce bir akşamüstü Fındıkzade’deki üst geçitten karşıya geçerken elinde bir mendille bir kız çocuğu yanıma sokuldu ve ‘’mendil veriyim abi’’ diye ünledi bana.
Tebessüm ettim, ‘’Ben cimri bir adamım 10 kuruşa verir misin?’’ diye sordum. Cüzdanımın bozukluk kısmından iki tane beş kuruş çıkardım ve çocuğun minik avuçlarına bıraktım.
Kız elindeki mendili ısrarla bana vermeye çalışıyor. ‘’İstemem..!’’ dedim, sana çok cimri birisi olduğumu söylemiştim.
Kız bir ayağının üzerinde seker gibi yapıp çok mutlu olduğunu gösterircesine tebessüm etti. ‘’Hayır sen cimri değilsin..!’’ dedi.
‘’Hayır, beni bana öğretme’’ dedim, ‘’ben cimri bir adamım’’. Bu kez ‘’Tamam öyle olsun’’ dedi. Arkadan gelmekte olan kol kola girmiş iki yetişkin kız tuhaf tuhaf bana baktı. Sanırım başka insanlara kötü örnek olduğumu düşünmüş olmalılar.
İşte o çocuk için bayram bu, acımasız bir hayat çarkında mendil satan küçük bir kızın avucuna konulan iki tane beş kuruş. Yirmi beş kuruş, elli kuruş, bir lira bile değil. Sadece on kuruş.
Evet çocuklar, bu neşeli gününüze rağmen size söylemem gereken gerçek şudur;
Cumhuriyet ve onun kurucuları halkına Latin harflerinden başka bir şey veremedi dolayısıyla halkını ve onun çocuklarını hiçbir zaman memnun edemedi.
Bu memnuniyetsizliğin sonucu olarak çocuklar ucuz ve ruhsuz bayramlarla kandırılıyor.
Önce bayramın adından başlayalım, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı.
23 Nisan yani meşhur Nisan 1 Aptallar Günü’yle başlayan ayın 23’ünde sebebi, hikmeti, eylemi olmaksızın ısmarlama bir bayram.
Önce ulusal egemenlik sonra kıyıda köşedeki çocuklara uyduruk bir bayram. Yani bayram olmadığı şuradan belli.. Bilmem ne sonra kıyısından köşesinden Çocuk Bayramı.
Yani tarihte tam olarak bilemediğimiz bir şeyler olmuş ve bu belirsizlik dünyadan habersiz çocukların körpe zihnine kazınmaya çalışılıyor. İşte bunun resmi günü 23 Nisan çocuklar.

Tıpkı Hıristiyan misyonerlerin Afrika’daki siyah insanların ellerine İncil’i tutuşturup topraklarını, madenlerini, zenginliklerini çalmaları gibi bir şey bu.
Ama bir farkı var bunun. Sizin elinize İncil değil sadece Latin harfleri verilmiş durumda. Bir de o törenlerle boğulmuş sıkıcı komik bayramlar.
Egemenlik kısmına gelirsek,
Hani Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (neden büyükse bu meclis artık) duvarında yazar ya; ‘’ Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.’’
Bu koskoca bir yalandır çocuklar.
Kayıt kelimesinin sözlük anlamı; Bir yere mal ederek deftere geçirmedir. Yani siz okula kaydolunarak Milli Eğitim Bakanlığının öğrencisi hanesine geçirildiniz.
Ama meclisin duvarına kayıt edilen o söz ile sözün vermeye çalıştığı anlam bir tezatı içeriyor.
Yani ‘’Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir..’’ dediğinizde halk bu söze inanıyorsa bu sözü meclisinizin duvarına bile yazmazsınız. Komik ama bu çok basit bir gerçek çocuklar.
Yazıldığı anda, ki bu bir kayıttır, sözün anlamı buhar olur ve tüm millet olarak yalancı oluruz.
İşte bu kaydı ve anlamı bile uyuşmayan bir klişenin bayramlaştırdığı bir günde korsan bir bayramdasınız çocuklar.
Dahası egemenlik kayıtsız şartsız İngilizlerle işbirliği yapıp bu korsan ülkeyi kuran ve hala halkının gözünde meşruiyet sorununu aşamamış ölü Atamız ve onun mirasını halka bırakamayanlarındır.
Aslında o sözü halkın kafasından alıp kayıt altına aldığınızda yukarıdaki anlam çıkar ki geçmiş olsun derim.
Dinle evladım bir şey anlatıyoruz burada..!
Yakın zamana kadar Türkiye’de yapılan darbeler aslında ölü atamızın ve onun peşinen kutsanmış garip ideolojisinin ulusal egemenliğimiz üzerindeki hayaleti gibiydi.
Çocuklar, Türkiye bir perili köşk gibi bir yerdir.
Siz yumuşak yataklarınızda tatlı uykunuza dalmışken bu koca köşkte bir hayalet hiç akla hayale gelmez şeyler yapabilir ve bunun farkında olan bazı hayal(et)perestler salonlardaki mumları devirebilir, çok garip sesler çıkarabilir hatta çok sevdiklerini söyledikleri bu kocaman köşkü ateşe verebilirler.
Dolayısıyla size bahşedildiği söylenen bayramın aslında bir cadılar bayramını da beraberinde bonus olarak verdiğini aklınızda tutmanız gerekiyor.
Çocuklar bu o kadar açık bir hile ki, ‘’Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.’’ derken bile meclisin duvarına kaydedilmiş bir cümle ile aldatıldığınızın farkına varamıyorsunuz.
İşte kahramanları çok önceden seçilmiş böyle bir ülkede iyi bir figüran olmanız için sabahtan akşama kadar işe yaramaz saçma sapan şeylerle kafanızı şişiriyorlar.
Sizden geleceğin fazilet küpü olmanızı ve çok çalışmanızı istiyorlar.
Çalışmanızı istiyorlar çocuklar çünkü Türkiye’nin hırsızlık ekonomisi daha fazla nitelikli Roma kölesine ihtiyaç duyuyor.
Siz bir türlü gerçekleşememiş ünitemiz Türkiye’sinin umutlarına oyunları ertelenen yarış atlarısınız.
Sizi sabahleyin dolmuşlara tıkarak güvercinlerin pislediği heykellerin önünde anlamsızca dikilmeye mecbur ediyorlar.
Kara bıyıklı babanıza hiçte benzemeyen tanımadığınız bir adamın portesi önünde uslu bir çocuk yapmak için öğretmenlerin gözetiminde, kameralı okullarda esir ediyorlar.
Bakın size güvenmedikleri için okul bahçelerini, caddeleri, koridorları, alışveriş yerlerini, bankaları kameralarla doldurdular.
Düşünebiliyor musunuz, hiçbir bahçeden elma çalma, hiçbir bakkaldan bir sakız çalma hakkınız bile yok..!
Böyle bir ülkede çocuk bayramının anlamı ne? Anne…!
Bir sürü saçma sapan yasaklar koyuyorlar, hafta sonları sınav sorularının cevaplarını bazılarının çaldığı düzmece sınavlar için aptalca kurslara sizi mecbur ediyorlar.
Artık mahallede futbol oynayamıyorsunuz, ip atlamak, birdirbir oynamak için bile zamanınız kalmıyor.
Bütün bir yıl sizden çalınanların ödülü olarak size sadece bir günü sözde bayram olarak veriyorlar.
Bu bayramla geleceğin Çavdar Tarlası Çocukları’nı hazırlıyorlar. Aslında buna ölü atamızın ülkesinde Arpa Tarlasının Çocuklarının Gülünç Bayramı da diyebilirsiniz.
Çocuklar, bu ülke bir zamanlar generallerinin halkını insan olarak görmediği, kanlı ihtilaller yaptığı, insanlara sistematik işkenceden geçirildiği, esmer renkli insanlara kaka yedirildiği, size ilköğretimde anlatılan cicili Türkiye’nin hiçte doğru olmadığı, çoğu kez çalışkanlığın açık bir aptallık olarak hiçbir işe yaramadığı hatta bazen düşünmenin bile insanın hayatına mal olduğu bir ülke durumunda.
Dolayısıyla gelecekte hayal kırıklığınızın büyük olmaması için girdiğiniz o yoldan geri dönün. Sizi eski bir öğretmen ve bağımsız bir yalan avcısı yazar olarak uyarıyorum.
Gittiğiniz yol, yol değil…!
Babanıza ya da annenize şu basit soruyu sorun. Dünyada neden sadece Türkiye’de çocuk bayramı var? Diğer ülkelerdeki hükümet adamları aptal mı? Oradaki çocukların neden bayramları yok?
Madem bayram neden hükümet 23 Nisan’da sinemalar çocuklara paralı. Neden dünyada en çok fındık üreten ülkede 23 Nisanda bütün çikolatalar hep aynı fiyatta direniyor. Bu ne biçim bayram? O karakaşlı adamların olduğu, kalın popoların oturduğu, üniformalı adamların sert sert baktığı cüzamlı bir kokana tapınağının önünden geçmenin neresi bayram?
Madem ölü atamız kadınlara oy kullanma ve çocuklara bayram verdi, verdiği bu hakları nereden aldı?
Peki herkese hak dağıtan ölü atamız neden hayvanlar için de bir bayram günü kararlaştırmayı düşünmedi?
Bir çocuk bayramında neden kargalar bokunu yemeden servislere tıkıştırılıp, anlamsız bando mızıka gürültüsü ile başımız şişiriliyor. Sonra kızıl Çin ordusu gibi bir sürü saçma sapan hareketler. Sadece büyüklerimizin gözleri birkaç dakika zevklensin diye saatlerce provalar, ayakta dikilmeler, öğretmenlerden işittiğimiz azarlar.
Madem bizim gösterimizi beğeniyorlar neden parayı Anadolu Ateşi ve Sultanların Dansı kazanıyor?
Çocuklar maalesef mesele sandığınızdan çok daha karmaşık.
Bu o kadar aptalca bir bayram ki, dünyadaki diğer ülkelerin çocukları da bu aptallık bayramına katılıyor.
Provalarda Bursa’nın Atatürk caddesinden, ki mutlaka her ilde ölü atamızın bir caddesi vardır, Heykel’e yürüyor ve ölü atamızın at üzerindeki bronz heykelinin altında yatan emir gereği herkes ona saygıyla eğiliyor.
Sonra her yerde sahtekarlığı gösteren çiçek görünümlü sahte çelenkler heykellerin önüne konuluyor.
İlköğretim bilgilerine göre 10 Kasım 1938’de ölmüş ölü atamıza saygı duruşunda bulunuyoruz.
Anıtkabirdeki yıllık çiçek israfı maalesef Anadolu’nun florasını tehdit etmeye başladığının kimse farkında değil çocuklar.
Ankara ölü atamıza en çok çiçek sunan il sıralamasında başı çekiyor. Bütün kırmızı beyaz çiçekler bir ölünün köşkteki ruhunu memnun etmek için saksılardan koparılıyor.
Hayaletin okuyup okumadığını kimsenin bilmediği defterlere ilköğretim kompozisyonlarını anımsatan şeyler karalanıyor.
Bütün bu saçmalıklar 2011 Türkiye’sinin siz çocuklarının gözleri önünde gerçekleşiyor.
Ölü atamızın düşmanlarından Yunan Venizelos’un ülkesinde hiçbir yerde heykeli ve portresi yok çocuklar. Varsa da herkes o heykele, o portreye alaycı bir tebessümle bakıyordur muhtemelen.
Ama siz çocuklar, ölü atanızın bayramlarında tüm ciddiyetinizi takınıyor, nefesinizi tutuyor ve saygı duruşunda burnunuza konacak arının sizi sokmaması için yaz kurslarında öğrendiğiniz yarım yamalak duaları okuyorsunuz içinizden.
Ölü atamızın bayramlarından birini daha yaşıyorsunuz.
Tüm yalanlarıyla, tüm düzenbazlıklarıyla, tüm yanıtlanmamış sorularıyla aptallar gününden tam 22 gün sonra 23 Nisan’da.
Bu yazıyla sevincinize bir küçücük fıçıcık içi dolu turşucuk sıkmış gibi olsam da,
Yine de kutlu olsun çocuklar…!

Hakkında Metin Kondel

Eski bir İngilizce Öğretmeni, Ekonomist ve bağımsız popülist (halkçı) bir yazardır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir