Cumartesi , 27 Şubat 2021

Oruç Kapitalizmi-Kapitalizm de Orucu Bozar!

Emek ve Adalet Platformu’nun çağrısı üzerine Lüks otellerdeki iftar protostaların ikincisi, beş yıldızlı otollerin yer atakoykbb.com aldığı Taksim Gezi Parkı çıkışında yapıldı.

Önceki iftara nazaran ekmek, çorba, su, hurma, peynir gibi daha da sade iftariyeliklerin bulunduğu yer sofrasına katılımın çok renkli olması dikkat çekti.

İftara yazarlar İhsan Eliaçık, Murat Menteş, Tuna Kremitçi, Şair İbrahim Halil Baran, Aylin Aslım, Edip Yüksel, Eren Erdem, Mehmet Yaşar Soyalan, oyuncu Ahmet Mümtaz Taylan, Metin Üstündağ, Bağımsız Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, Has-Parti kurucularından Zeki Kılıçaslan, Cihangir İslam, Mazlum-Der Genel Başkanı Faruk Ünsal, İstanbul Şube Başkanı Cüneyt Sarıyaşar başta olmak üzere bir çok ünlü isim katıldı.

Yazar Ece Temelkuran iftara çok gelmek istediğini ancak İngiltere’ye gittiği geçen gelemeyeceğini, “Sofra kurmak: Birbirimize iman etmek” başlıklı yazısında dile getirdi.

İftara gelenler arasında İslamcı ve sosyalist gençler, CHP kadın kollarından kadınlar, türbanlı genç kızlar, Alevi kökenli vatandaşlar, Alperen ocakları gençleri, Kürt gençleri, Afrikalı göçmenler, sokak çocukları ve bir çok İHL öğrencisi ile atakoy escort vatandaşların katıldığı görüldü. İftarda farklı çevrelerin buluşması renkli görüntüler oluşturdu.

Yazar İhsan Eliaçık ve Bağımsız Mellitvekili Sırrı Süreyye Önder basın mensuplarına birilikte açıklama yaptı.

İhsan Eliaçık yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Görüyorsunuz burada her kesimden insan var. Kibir kulelerinin önünde yer sofrasında buluştular. Kim acı çekiyorsa biz onun yanındayız. Acı çeken bizden biz ondanız. Türk’ün, Kürd’ün, Alevi’nin , Sunni’nin, sağcının, solcunun acısı bizim acımızdır. Somali’nin acısı bizim acımızdır. Birleşirsek başarırız. Acı evrensel bir insani dramdır. İnsanlığımız burada belli olur. Mazluma dini ve kimliği sorulmaz. Onun için Ramazan bizlere bunları hatırlatmalı. Ramazanı donmuş bir din ritüelinden çıkarıp insanlık, eşitlik, paylaşım, aç ve yoksullarla dayanışma günlerine ve ezilenlere umut ve aşk maneviyatına çevirmemiz gerekiyor. Yaşanan sosyal adaletsizliği örtme değil ortaya çıkarma , çelişkeleri deşifre edip gözler önüne sermemiz gerekiyor. Onun için buradayız.”

Eyleme destek verenler arasında yer alan bağımsız milletvekili Sırrı Süreyya Önder:
-“Gücü ve serveti elinde bulunduranların paylaşmaya yanaşmadıklarını vurgulayarak, birlikte mutlu yaşamanın bu şekilde mümkün olamayacağını söyledi. “Nerede haksızlık ve sömürü varsa buna karşı çıkmak için biz orada oluruz” diyen Önder, adaleti ve kardeşliği sağlamanın formülünün paylaşmaktan geçtiğine işaret etti.” dedi

İftar öncesinde Emek ve Adalet Platformu adına basın açılaması okundu. Açıklamada şöyle denildi:

Açlıkta eşitlendiğimiz oruç günlerini, tokluk günlerimizi de kapsayacak şekilde genişletiyoruz. Tüketirken israfa hayır diyoruz. Üretirken de bölüşmeyi esas alıyoruz.

Lüks israf sofraları nasıl kurulur?

Bunu biliyoruz. Lüks israf sofraları, emeklerimizden arta kalanlarla kurulur. Derya ve deniz olup para babalarının kasalarında toplanan birikmiş emek, namusu ile nafakasını çıkarmaya çalışan emekçilerin alın teridir. Oruç günlerinde uğultusunu duyduğumuz açlığın sesini, küresel yoksulluğun senfonisi ile birleştirmek için otel önlerine yer soframızı seriyoruz. Kibir kulelerinin dibine umut sofrasını ekiyoruz.

Lüks iftarlarla ilgili sorun, israf etmekten ve dünyadaki açlığı yok saymaktan ibaret değil. Meselenin tüketimle ilgili boyutu kadar üretimle/bölüşümle ilgili boyutu da önemli. Başka bir ifadeyle, lüks iftarlara katılanların, paralarını nasıl kazandıkları da en az nasıl harcadıkları kadar önemli. Bu ikinci boyut unutulursa “otelönü iftarları”nın muradı eksik anlaşılmış olur.

Meselenin tüketimle ilgili boyutu öncelikle israfa karşı olmayı içeriyor. İşin bu boyutunda daha geniş kesimlerin kolayca ortaklaşabileceği, belki kimilerinin de reformist ya da revizyonist diye suçlayabileceği bir vurgu var. Fitremi, zekatımı veriyorum, o halde istediğim lükse yönelebilirim, diyenler “israf”ın anlamını kavramamış olanlardır. İsrafın ya da “boş”a harcamanın sınırı nerededir sorusu bugün Türkiye bağlamında şöyle sorulabilir: Asgari ücretin 658 lira olduğu bir ülkede, bu paranın üçte birini bir gecede iki kişilik bir iftar sofrasında harcamak reva mıdır? Yanında çalışan bir işçinin iftara ayırabildiği para ile iftar etmen gerekmez mi? İletişim ve ulaşım imkanlarının çokluğunu göz önünde bulundurup objektifi dünyanın yakın bölgelerini kapsayacak şekilde genişletirsek ise şöyle bir soru sorulabilir: Somali’de son 3 ayda 5 yaşından küçük 29 bin çocuk açlıktan ölmüşken orada kim bilir hangi dertlere şifa olacak miktarda parayı bir saatte yemek hak mıdır? Ahlaklı bir insandan “bunlardan bana ne?” dememesini beklemek hakkımız olmalı. Kısacası: Tüketirken israf etme!

[Tüketimle ilgili ikinci adım ise şudur: Tüketirken paylaş! Yani zekatını hakkıyla ver, Ramazanda fakirlere fitre ya da iftar ver, ihtiyaç sahiplerine borç ya da sadaka ver! Tüketirken paylaşmak zor ve değerli bir iş. Ama üretirken paylaşmak (kimseyi asgari ücretle çalıştırmamak, sigortasını maaşı üzerinden yatırmak, sendikalaşmasına engel olmamak vs.) da en az onun kadar zor ve değerli!]

Meselenin ikinci boyutu ise üretimle yani israf eden kişinin har vurup harman savurduğu o parayı nasıl elde ettiğiyle ilgili. Bu noktada müsrif kişinin çoğu zaman bir patron olduğu gerçeğiyle karşılaşırız. Asgari ücreti bu sefer üretim açısından hatırlamak gerekir. Sorulması gereken soru şu: Asgari ücretle işçi çalıştırmak Allah katında makbul müdür? Bir patrona şunu gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz: O parayı lüks iftara vereceğine işçine ver! Kısacası: Üretirken eli sıkı olma, bölüş, paylaş!

Mazlum-Der Genel Başkanı Faruk Ünsal eylemde kısa bir destek konuşması yaparak insanların sömürü zulmü karşısında duyarsız kalamayacaklarını belirtti. Bu eylemlerin bir duyarlılığın ve bir itirazın yansıması olduğunu bildiren Faruk ünsal Emek ve Adalet platformuna teşekkürlerini iletti.

Zeki Kılıçaslan yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“Emek Ve Adalet Platformu’nun düzenlemiş olduğu bu Protesto iftarları emekçilerin, işçilerin derdi ile kurulmuştur. Kapitalist sömürüye karşı İftarlarımızla ile mesajımı iletmeye çalışıyoruz. Emek sokaklara atılmış bir halde. Sahipsiz. Biz bu sahipsizliği kırmak için burada toplanmış bulunuyoruz. Oruç günlerinde uğultusunu duyduğumuz açlığın sesini, küresel yoksulluğun senfonisi ile birleştirmek için otel önlerine yer soframızı seriyoruz. Kibir kulelerinin dibine umut sofrasını ekiyoruz.” dedi

Romancı Murat Menteş ise yaptığı açıklamada şunları kaydetti:

“Bu eylemde Ramazan’ın hakiki ruhunu görüyorum. Ramazan bir eğlence değildir. İnsana kimlik ve kişilik kazandıran bir ibadettir. Eğer gerçek Ramazan bilinci ve ruhu varsa; oraya herkes gelir. Dünyanın her tarafından gelirler; sahneden, meyhaneden, yer altından, mağaradan ve dünyanın her tarafından akın akın gelirler. Biz de bu eylemde bu ruhu gördük ve geldik.”

Pankartlarda ise şunlar vardı:” Kuruduk Kaldık”, “İnfak Et Ahiret Tehlikesi”, “Sofraya Gelince Ho Ho – İşçiye Gelince Lo Lo”, “Oruç Kapitalizmi Kapitalizm Orucu Bozar”, “Asgari Ücret 658 YTL”

Emek ve Adalet Platform’undan yapılan açıklamada ise iftarların Cumartesi günleri devam edeceği bildirildi.

Kaynak: http://www.adilmedya.com/haber.php?id=19170

Hakkında Deniz Boz

Yönetmen, Gazeteci.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir