Çarşamba , 23 Eylül 2020

Risale-i Nurların Sadeleştirilmesi

Said-i Nursi’nin son dönemin en önemli alimlerinden birisi olduğu hususunda sanırım herkes hemfikirdir. En azından ilim erbabının bu konuda ittifak ettiğine inanıyorum. Ardında bıraktığı binlerce sayfalık Risale-i Nur Külliyatı, bu Külliyat’a dahil edilmeyen başka kitapları, gazetelerde yazdığı yazılar ve tabi ki yaşadığı hayat hepimiz için çok önemli dersler ihtiva etmekte ve bizlerin hayatına ışıklar saçmaktadır. Şu muazzam sözleri okuyup ta etkilenmeyen, kalbinin ta derinlerinde bunları hissetmeyen var mıdır acaba:

“Madem dünya fanidir

Hem madem ömür kısadır

Hem madem gayet lüzumlu vazifeler çoktur

Hem madem hayat ı ebediye burada kazanılacaktır

Hem madem dünya sahipsiz değil

Hem madem şu misafirhane i dünyanın gayet Hakim ve Kerim bir Müdebbiri var

Hem madem ne iyilik ve ne fenalık cezasız kalmayacaktır

Hem madem ‘Allah kimseye gücünün üstünde bir şey teklif etmez’ (Bakara/286)sırrınca takat getirilemeyecek bir mükellefiyet yükletilmez

Hem madem zararsız yol zararlı yola tercih edilir

Hem madem dünyevi dostlar ve rütbeler kabir kapısına kadardır

Elbette en bahtiyar odur ki dünya için ahireti unutmasın ahiretini dünyaya feda etmesin, ebedi hayatını dünya hayatı için bozmasın, malayani (manasız boş) şeylerle ömrünü telef etmesin, kendini misafir telakki edip misafirhane sahibinin emirlerine göre hareket etsin, selametle kabir kapısını açıp ebedi saadete girsin.”

Memleketimizde bu kitapları görmeyen, duymayan en azından bunlardan birkaç kelime okumayan insan sayısı çok fazla değildir. Aynı şekilde bu eserlerin tamamını okuyan veya bu kitapların talim edildiği evlere/dershanelere devam eden kişi sayısı da azımsanmayacak derecede fazladır. Bu eserlere bu derece teveccüh Allah’ın bir lütfüdür zira büyük İslam Medeniyetimiz bu külliyatlar gibi veya bunların fevkinde eserler verip de çok az insana ulaşabilmiş birçok Alim çıkartmıştır. Dertleri sadece Allah rızasını kazanmak amacıyla bireyi ve toplumu ıslah etmek olan bu büyük zatların ve eserlerinin varlığı bizim gibi insanlar için gerçekten büyük şükür vesilesidir.

Bediüzzaman Said Nursi’nin mücadele, tefekkür, talim ve zühd dolu hayatına baktığınızda eserlerinin neden bu kadar içlerimize nüfuz edebildiğini daha iyi anlarsınız. Bu bakımdan Risale-i Nurların okunmasına ve öğrenilmesine verilen önemin aynı şekilde bunların Müellifi’nin hayatının anlatılmasına da verilmesi gerekir. Karşımızda kendini bütünüyle Allah’a vermiş ve hayatını O’nun kelamını insanlara anlatma yoluna vakfetmiş bir büyük insanın herkese örnek olacak hepimiz için çok büyük dersler ihtiva eden yaşamı durmaktadır. Özellikle zamanımızdaki alim ve alim adaylarının bu mübarek insanın hayatını didik didik incelemesi ve kendine hisseler çıkartabilecek yoğun bir araştırmanın içerisine girmesi gerekmektedir.

Risale-i Nurların, sadece okunmaktan ziyade üzerine derin tahliller yapılacak bir araştırma alanı haline getirilmesi zamanımızın önemli ihtiyaçlarındandır. Aynı şekilde bu eserlerden daha fazla istifade edilebilmesinin sağlanmasının da yolları üzerinde yoğun bir şekilde düşünülmelidir. Kısacası Risale-i Nur, biri akademik dünyaya biri de halk kesimine bakan yönüyle yeni bir çalışma konusu olmayı beklemektedir. Zira artık klasik sürekli okuma metodunun miadına ulaştığını düşünmekteyiz. Bu köşe bu hususta ayrıntılı bir şekilde argümanlarımızı anlatmaya uygun bir yer olmadığı için sadece üstten bir bakışla konuya değinmek zorunda kalacağız. Bu bakış açımızdaki kilit nokta Risale-i Nurların daha iyi anlaşılabilmesine yönelik düşüncedir.

Risale-i Nurların dilinin ağır olması hususu ne zaman gündeme gelse mutlaka çok sert bir muhalefetle karşı karşıya kalınmaktadır. Çok değişik savunma mekanizmaları geliştirilmekte ve bu konunun bir daha açılmamak üzere kapatılması istenmektedir. Bu konuda özellikle Risale-i Nurların büyük abisi Abdullah Yeğin Ağabeyin kendisinden dilin sadeleştirilmesi ile ilgili fikirlerini isteyenlere yazdığı mektup referans belge olarak alınmaktadır.

Geçen gün, bu konuda önemli ağabeylerden Rahmi Erdem Ağabeyimizle olan bir konuşmada da bu mevzu geçti. (Rahmi Erdem’in kısa bir otobiyografisi için: http://risale-inur.org/yenisite/moduller/sonsahitler/bolgeindex.php?id=151). Entelektüel bilgisine ve tecrübesine güvendiğimiz ve saygı duyduğumuz Rahmi Ağabeyimizin de Risalelerin dilinin günümüz Türkçesine uygun hale getirilmesi hususunda katı görüşlere sahip olması bizleri gerçekten üzmüştür. Ancak Rahmi Ağabeye de izah ettiğim gibi bu mevzu artık yok sayılacak, reddedilecek, hafifsenecek bir durum olmaktan çoktan çıkmıştır. O konuşmada sarf ettiğimiz görüşlerimi özet bir şekilde burada da belirtmek isterim:

1. Evvela her yeni gelen nesil bir önceki nesilden daha az kelime kullanarak konuşmaktadır. Özellikle yeni teknoloji nesli kısa mesaj diliyle konuşmakta ve neredeyse artık seslileri bile kullanmamaktadır. Kendinden önceki neslinin değil kelimelerini kullanmak, anlamakta bile zorluklar yaşamaktadır. Risale-i Nur gibi kitaplar ise onun için yabancı dilde yazılmış bir kitap mahiyetindedir.

2. İnsanlar artık araştırmaya, kitap okumaya çok az zaman harcamaktadırlar. Hem refahın artması hem de teknolojinin getirdiği kolaylıklar insanları büyük bir tembelliğin ve hazırcılığın içerisine atmıştır. Elindeki normal 200-300 sayfalık bir kitabı bile bir hafta da güç bela bitiren birisinden daha ağır bir dille yazılmış kitabı okumasını, bilmediği kelimeler için lügate bakmasını istemek maalesef muhaldir.

3. Zenginlik arttıkça insanların konformist bir yaşam sürmesi normal bir hale gelmiştir. Bu kadar keyfine ve konforuna düşkün bir nesli kitap okuma programlarına çağırmak sadece bir zorlama olacaktır. Hiçbir zorlamadan verim alınamayacağı tecrübelerle sabittir.

4. Buna rağmen hepimiz şuna inanıyoruz ki, Risale-i Nurlardaki hakikat yağmurlarından herkes ıslanmayı hak etmektedir. Bu Peygamberi tebliğin esasıdır da aynı zamanda. Madem Kur’an bilincini herkese aşılamayı görev ve murad edinmişiz o zaman bu yeni nesle bunları ulaştırmada yukarıda verili şartları göz önünde bulundurarak yeni yollar bulmalı yeni metodlar geliştirmeliyiz.

5. Peygamberimiz herkese anladığı dilden konuşulmasını emretmiştir. Herkes farklı zeka, anlayış, yaşayışa sahip olduğu için tebliği vazifesini yürütürken yukarıdaki Peygamber emri ışığında şartlara uyum sağlayabilecek elastikiyete sahip olmamız bir mecburiyettir.

6. Yukarıda beş madde halinde izah etmeye çalıştığımız şartlar çerçevesinde Risale-i Nurların insanlara ulaştırılması hususunda takip edilmesi gereken ve aklın ve mantığın kabul ettiği usul bu kitapların sadeleştirilerek herkesin anlayacağı bir dille insanların istifadesine sunulmasıdır.

Aslında bu kadar önemli bir konu ile ilgili düşünceler 5-6 maddeyle sınırlandırılamaz ancak yukarıda da belirttiğim gibi bu, daha çok ilmi ve akademik bir yazının konusudur. Abdullah Yeğin Ağabeyin mektubu üzerinden ve orada belirttiği maddeler üzerinden ifademi sunmayı çok istememe rağmen bu köşe maalesef buna uygun değildir.

Risale-i Nurların sadeleştirilmesi meselesine özellikle ve öncelikle kendilerini Risale-i Nur’un yayılmasına adamış insanların eğilmesi ve mevzuyu sahiplenmesi gerekir. Amaç daha çok insanın bu deryalardan faydalanması ise, bu amaca ulaştıracak vasıtalar üzerinde zamanın ruhuna uygun bir şekilde düzenlemeler ve değişiklikler yapmakta değil bir beis aramak bizatihi buna ivedilikle başvurmak gerekir.

Hakkında Takyettin Karakaya

1980 yılında Muş’ta doğdu. 1997 yılında Sivas’ın Şarkışla ilçesindeki İmam-Hatip okulundan mezun oldu. 2002 yılında İstanbul Üniversitesi İngilizce İktisat Bölümü’nden mezun oldu. 2006 yılından beri, Bursa’da yerleşik Uludağ İhracatçı Birlikleri Genel Sekreterliği’nin Avrupa Birliği Bölümü’nde uzman sıfatıyla çalışmaktadır. Hasta Hakları Aktivistleri Derneği Bursa Temsilciliği görevini yürütmektedir. Gençlerin hacca gitmelerini teşvik etmek amacıyla Genç Hacılar Platformu'nu kurmuştur.

3 comments

  1. bu konuda benim yorumum da hasan bey gibi sadeleştirilmemesi yönünde.
    osmanlıca yazılmış risaleler, osmanlıca, farsça,arapça,türkçe karışımı bir dil, yani kur’an dili arapça ile edebiyat sanat dili farsça türkçemiz ile bir araya gelmiş, ortaya çıkacak muhteşem dili düşünün, osmanlıcanın yaklaşık 300 000 lik kelime hazine düşünüldüğünde ve türkçenin 30 000 lik kelime hazinesi düşünüldüğünde birbirini karşılamayacağı aşikardır.

    sonra bu dili beraberce öğrenip risaleleri anlamak için bir araya gelen sohbet halkaları dağılacaktır. bu bile sadeleştirme istememek için en önemli nedendir.

  2. harf inkılabından sonra zaten bue yeni konuş ilkeleri devreye girdi. şu an yoğun bir şekilde devam etmekte. aslında bu sadeleştirme çabaları tam da buna karşı yapılmalı. risale-i nurların hiç bir kelimesinden anlamadığı için kitaplara bakmak bile istemeyenler sadeleştirme vesilesiyle orjinaline de bakacaklardır. ayrıca bir kitapla dil kültürünü insanlara yerleştiremezsiniz. bu topyekun bir hareketle yapılacak bişeydir ve evvela insanların düşüncelerini değiştirecek faaliyetlerde bulunulmalıdır. risale-i nuru anlayarak okuyacak nesil aynı şekilde bu bilince de ulaşacaklardır. anlamadığınız takdirde kafanızı değiştiremezsiniz.

  3. Bu konu hakkında yorumum şudur: George Orwell’un 1984 adlı romanın sonunda yer alan “Yenikonuş İlkeleri” bölümünü okumanızı tavsiye ediyorum. Romanı değil sadece o bölümü okuyun ve sadeleştirmenin ne gibi sonuçları olduğunu düşünün. Risale-i Nur bu gidişata katkı sağlamamalı ve bence sadeleştirilmemeli.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir