Cuma , 18 Eylül 2020

Şampiyon Akbabalar

çocukluğumda kalmış eski bir gazyağı lambası ısmarladım rize’den.

kalkındık, zenginleştik, teknolojik olduk ama memlekette gazyağı yok. belli ki birileri içmiş.

bana eski ev eşyaları ve sürmene bıçağı satılan bir dükkandan ispirtoya benzer bir şişe verdiler gaz yağı yerine.

her şeyin tadı kaçınca gaz lambalarına da o eski gazyağlarını koyamıyoruz artık. i̇thalmiş. tek tesellim etiketinde sscb yazıyor olmaması.

fitilini ıslatıp tekrardan yerine geçirene kadar yemeğim soğudu. bu ülkede neden bunca şey üretilirken doğru dürüst hiçbir şey üretilmiyor diye sordum kendime. yaktım. dolmuşların fosforlu ışığı gibi bir ışık huzmesi ama beyazından. şişeyi taktım ama is yapmıyor mübarek. lambayı kapattım. aydınlatıyor ama çaranbulanın voltaj görmüşü gibi bir şey.

bütün hafta rize’de antika bir radyo aradım. bulduklarım çalışmıyor. eski radyoları tamir eden bir usta bulmak bir kgb emeklisinin anılarına dadanmak kadar zor bir şey bu memlekette.

trabzon’un antikacısına daldığımda şişman bir adam elimdeki fotoğraf makinesine baktı ve benim ondan bir şey almayacağıma karar vermiş gibi sorularımı makasladı, durdu. bir radyosu varmış. güngörmüş bir antika. biraz uğraşılırsa çalışırmış. ama adam ilginç bir tip. bir müşterinin kılığına ve ses tonuna bakarak olası bir alışverişin kaderini okuyor gibi. hayata haksızlık yaptığının farkına bile varmıyor.

bir kenarda eski piştovlar. şeytan diyor kap birini zamanın önüne geçmiş bu şişkoya biraz heyecan yaşat. uzun sokak sıra dışı bir şeyler görsün.

rota kemeraltı. pangaltı da 6 numarayı bildiniz mi? hani şu trabzonspor’un eski teknik direktörü özyazıcı’nın nalbur dükkanı. köşede bol favorili trabzon gençleri kupa kaldırıyor. saçı dökük alakasız bir memur aralarında. tesadüf mü desem tevafuk mu? bazı mekanlar için zaman gerçekten olduğu gibi yerinde sayıyor.

bir esnafa eski radyo nerede bulabilirim diye soruyorum. bir zamanlar yazdığım bir gazeteden kafasını kaldırdı, sabırla bir yeri tarif etti bana. gittim. eski bir bakırcı. ziller, kazanlar, güğümler, çay ocakları, devasa bakır kazanlar ve ibriğe benzer büyükçe lengerler. eski bir hanın dibindeki dükkana gireceğim ama yanlış geldim diye karasızım kapıda.

ustayı sordum. güneşe çıkmış hem çay içiyor, hem de bir esnaf arkadaşına laf yetiştiriyor. selam verdim. eski radyo satıyormuşsun dedim. dükkana girdik. raflarda üç tane antika radyo. birisi çalışır halde ama trt’dekiler yemeğe gitmiş olmalı, sadece hışırtı var. i̇kisi büyük, biri orta boy ilk çıkan phillipslerden olmalı.

birini ta i̇zmir’den aldığını, koli yapmış olmasına rağmen frekans levhasının çatladığını söylüyor. fiyatı 250 ytl, ama sana yaparız bir şeyler. aklım phillipste. o 500 ytl.sahibi o parayı istiyormuş. sıkı bir pazarlıkla çalışır durumdakini 200 ytl’ye almayı başardım.

bakımı için bir radyocuya bıraktım. bu radyoya ne yaparsın, nasıl edersin bilmiyorum ama karabükspor-trabzonspor, fenerbahçe-sivasspor maçına hazır olsun dedim, çıktım. cumartesi günü radyocu aradı, radyonun hazır olduğunu hatta çektiği frekans sayısının artığını söyledi. kendimce kurguladığım şölenin başlamak üzere olduğunun farkındaydım.

kendime uzunca bir puro aldım. saat yedide evdeki elektrik şartelini indirdim. annem önce elektriklerin kesildiğini düşündü. sonra dışarıdaki sokak lambalarının yandığını görünce duruma bir anlam veremedi. apartmanın sigortası atmış olmalı anne dedim. hem senin başın ağrımıyor muydu? uzan, dinlen biraz.

gaz lambasını yaktım, anneme de kocaman kokulu bir mum yaktım. sonra radyoyu açtım. türkçe sözlü hafif müzik vardı.

maç saati yaklaştıkça nabzım eski bir radyonun frekanslarıyla, bir gaz lambasının titrek ışında pıt pıt diye atıyordu. sonra heyecanlı bir spiker nefes almaksızın bir sürü gereksiz şeyi döküp sıralıyordu. mikrofonlar bir karabük’te bir sivas’taydı.

her şey olabilirdi, ya da koskoca hiçbir şey.

maçları dinledim. bazıları tiyatro gereği bir sürü şey oldu.

sivasspor kalecisinin sivas halinde mesai yaptığını falan.

bütün bu karmaşa içinde uyukladığımı fark ettim. bir kangalın burnuna bir kanarya konuyor. kangal hırlıyor, kanarya kangalın orasını burasını gagalıyor. kangal hamle yapıyor kanarya uçuyor.

sonra bir roma döneminde bir arenada iki gladyatörü izliyorum. kral koltuğundayım ve üzerimde bolca şallar var.

gladyatörler kıyasıya dövüşüyor. kemik sesi arenadaki uğultuya karışıyor.

ve gladyatörlerden kanarya sarısı kalkanlı olanı diğerinin bir kılıç darbesiyle sendeliyor. gladyatör yerdeki kalkanını kapıyor ve hışımla rakibine saldırıyor.

dövüş daha da şiddetleniyor. kılıç şakırtıları, kalkan gürültülerinden sonra arenadaki uğultu birden tavan yapıyor.

tam arenanın ortasında bir gladyatör boğazına dayanmış kılıçla merhamet bekliyor. bütün arena ölüm, ölüm..! nidalarıyla inliyor.

yumruğumu havaya kaldırıyorum. baş parmağımı açıyorum ve yeri işaret ederek öldür..! diyorum.

gladyatör kılıcını çekiyor ve saçından tuttuğu kafayı kesiyor.

şehrin kalbi durumundaki arenadan çıkan ses dağlarda yankılanıyor.

uzaklardan gelen tabanca sesleriyle uyandım. radyoda maç anlatımı, haberler, hava durumu bile bitmişti.

radyonun frekansını değiştirdim. müslüm baba söylüyordu.

tanrı istemezse insan ölmezmiş.

……………………………………………

kanalı değiştirdim.

……………………

maçka yolları taşlı

geliyor kalem kaşlı

ne oldu sana yavrim

daima gözlerin yaşli

……………………..

her trabzonsporlu gibi ben de derin bir uykudan uyandım. karşı apartmandan abazan bir ses duydum. akbabalar şampiyon..!

herkes siyasi destekli, hakem korumalı şampiyon akbabaları tebrik ediyordu.

biz yine kale duvarlarının dışında kaldık.

vicdandan ve alın terinden yana ahlaksız bir sistemi, rezaleti, imtiyazı, ahlaksızlığı futbol denen oyunda bir çok insanın vicdanının kuytularında bir kez daha tescilledik.

biliyorum, trabzonspor’a övgüler yağdıracaklar. çünkü o övgüler bir hırsızlığın dışavurumundan başka bir şey değil.

söylenecek o kadar çok şey var ki; sadece şu cümle ligin özeti. fenerbahçeli lugano sarı kart cezalısı olmadı.

kısacası siyasi akbabaların desteklediği sportif akbabalar şeklen şampiyon oldu.

bu durumda ak-baba trabzon’da babayı alacak. efendim halk böyle diyor.

Hakkında Metin Kondel

Eski bir İngilizce Öğretmeni, Ekonomist ve bağımsız popülist (halkçı) bir yazardır.

3 comments

  1. yazi da en az siteniz kadar yandas olmus, tebrik ederim.

  2. ya hala sindiremşyorsunuz fenerbahçemizin şampiyonluğunu siz haketmediniz ki şampiyon olasınız.

  3. Şampiyon Fenerbahçe

    tl dr…

    Başka diyecek bir şeyim yok sayın yargıç..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir