Pazar , 20 Eylül 2020

Sauron; Karanlığın Sosyal Medya Ayağı

“Sauron” her yerde…

Sürekli arar, uyumaz, yorulmaz, acıkmaz, dakika ara vermez;

Herhangi bir yerde, herhangi bir şekilde iyilik, mutluluk, sevgi, barış, huzur namına bir şey görürse eğer; odaklanır ve orklarını, nazgullerini, hizmetkarlarını, karanlığını üzerine salar…

Köpekleri de pek bir keyifle iyiliğe, beyaza, çiçeğe, güzelliğe saldırırlar. Amansızdırlar, sayıları çoktur, karanlıkları derindir, vahşi ve acımasızdırlar…

Dişileri pek bir şedittir, şerri ve dili zehirlidir…

Hiçbir şey elinden gelmezse eğer tükürüğe boğmaya çalışır güzelliği! Bastığı yerde ot, baktığı yerde ağaç bitmez. Alaycı, kindar, ilkel ve cahildir. Acıtmak için her yöntemi dener!

Biz kendilerine kısa yoldan “şeytanın hizmetkarları” diyoruz;

Siyasetçi, dindar, kahvehane müdavimi, emekli, devrimci, öğrenci, işsiz olmaları pek bir şey ifade etmez, asıl işleri nefretleriyle insanları, dünyayı, tabiatı herhangi bir şekilde tahrip etmektir…

Frekansları değişik olabilir;

Bazı günler vardır, sauron çoşar! Gözü her yeri dolaşır, kalbi her müridinde atar, dalga dalga yayılır! Küçük adamları bu yük altında ezilirken görebilirsin, boşuna merhamet dilenirken ya da! Küçük adamların diğer küçük adamlara yaptığı kötülüğü hiç bir terazi tartamaz ama. İçlerinde her ne varsa diğerlerinde onu görmeyi arzulayanların çağıdır zaman. Sauron susar ve bekler, keyiflidir ve dingin! Artık kendisi herhangi bir güç harcamadan insanoğlu birbirini ezmektedir, ara sıra müdahale edebilir!

Aslında gücü yoktur, sadece güçlü olduğu sanısı tavan yapmıştır. Ve bu ona olağanüstü güçlü bir imaj kazandırır. Küçük insanın içindeki kötülük tohumu sauron’un asıl kaynağı, varoluş sebebidir…

Sırf örnekleme ve derdimizi daha açık seçik anlatabilmek açısından sosyal medyanın son naylon gündemlerinden birine el atalım;

İsmet Özel şairimizle, Esra Elönü köşecimiz arasında sanal dünyada gerçekleşen etkileşim biçimini sauron’un karanlık bakışıyla ilişkilendireceğiz kıyısından köşesinden ve kimseye faydası dokunmayacak bu durum.

Önce lüzumlu açıklamalarla olası yanlış anlamaların elini ayağını bağlamayı umuyoruz. Ama sadece umuyoruz;

İsmet Özel hakkındaki fikrimiz “Hagi’nin futbolculuğuna hayran olup antrenörlüğünü beğenmemek” örneğiyle kişiliğini bulur. “Hangi suyun sakasıyım ya rabbelalemin…” dizesiyle aklımızı başımızdan alan şairin, “Bir adam ‘Ben Türk değilim’ diyorsa ben ona ‘beter ol’ diyorum. Eğer birisi de ‘Ben Türküm’ diyorsa ona ‘nerenden belli’ diyorum. Namaz kılmayan Türk olamaz” diye üfürmesi yeteri derecede karışık zihnimizi ancak üsteki örnek sayesinde bulandırmıyor. Allah kalemini şiir dilini susku ile nasiplendirsin diyebiliyoruz buralardan sadece.

Esra Elönü hakkındaki fakir görüşümüz W. Churchill’in meşhur aforizmasından ibaret; “Kendisi kuzu postuna bürünmüş bir kuzudur…” Fazla uzatmadan köşecimizin İsmet Özel’e yazdığı köşe yazısını alıntılayalım;

_______________________
Yüce şair İsmet Özel kurtlarını yine Türklük üzerine döktürdü.. “Namaz kılmayan Türk olamaz” dedi.

Arapla Kürtle Lazla Çerkezle Türkle safları sık tutamayacaksak ölelim!

Namaz kılıyorum Müslümanım demek yeterli olmayacaksa niye yaşıyoruz şu evrende anlamadım. Neredeyse “namaz ırkçılığın ve ayrımcılığın direğidir” diyeceksiniz. Peki namaz kılan Türk değilse.. Bu ufak tanrısal hamleler sadece bir ırkın egosunu hoplatır peki ya diğerleri…

Entelül Kibriya Hazretlerinin veda şiirlerine değil Peygamberin veda hutbesine bakarım!
Tam da şu süreçte Kürdü ya da öteki kimliği din üzerinden birleştirmeye çalışırken namaz üzerinden ayrıksamak nasıl bir vicdandır bunu anlayamıyorum. Ben Peygamberin sözüne bakarım. Türklük ya da Kürtlük bir tercih değil sadece histir.

“Türk olan diğer ırklardan üstündür” diyen kibir ilahı bir adamı görünce kalemlerinin kuyruğunu içlerine çeken lakin masa altından Ümmet şiirleri yazıp gel ne olursan olculuktan şiir satırınca ekmek kesen korkakların şairliğine de yazıklar olsun!
Kültür mafyası kurulsa ilk dizeyi tetik diye çekersiniz! Kıbledeki Allah şiirinizde Tanrı oluyor, namazdaki kıyam şiirinizde kibre başkaldırmaya yetmiyor!

Başınıza azası kesik rengi siyah bir köle bile gelse ona itaat ediniz diyen peygamberin ümmetiyim! Sizler gibi ırkı ırka kırdıran gel gör ki dubble şair olmuşların önünde şiir yalamam!

Nedir Allah aşkına! Şiir insandan önce yaratılandır insanın yarattığı şiir zeytin ağaçları altında ikinci kez söylenendir zaten. Nedir bu kibir secdesinde yuvarlanıp düştüğü çukuru metafor zanneden kalem gübreliği… Kimsiniz be? Allah’ı tekeline almış büfelik şeyhler neyse şiiri tekeline almış büfelik şairliğin şeyhliğine oynayan köleler de sizlersiniz!
Artık vatan, ne Namık Kemal’in “ Başı arzın bir gövdesinde, gövdesi diğerinde, ayakları öbüründe uzanan destanlardaki gibi asumani bir heykel”i ne Ziya Gökalp’in “Ne Türkiye, ne Türkistan, ebedi ve müebbed ülke Turan”ı ne Seyyid Kutup’un “Allah’ın hükümlerinin uygulandığı Daru’l İslamı, ne de Barzani’nin “Birleşik Büyük Kürdistan”ıdır.

Nesin sen? Ben Türküm, Kürdüm, Ermeniyim, Rumum hepsiyim. 1071’de savaşanım, 1453’te fethedenim, 1915’de vuruşanım. Şu an orda yatanım. Birimiz yoksa diğerimiz de yok! Hepimiz tek bir sineyiz! Neden demiyorsun!

Saraybosna benim, Gümülcine benim, İstanbul benim, Diyarbakır benim, Batman benim, Erzurum benim, Kerkük benim, Süleymaniye benim, Bağdat benim, Şam benim, Kudüs benim, Fas benim, Tunus benim, Kahire benim, hepsi benim, sen kimsin?
Bölgesel siperimiz ve küresel sinemiz. İçine daire-i adalet giren her millet, kavim, etnik köken, mezhep, meşrep girer. Ermeni de Rum da girer, Süryani de girer, İspanya’dan kaçarak daire-i adalete sığınan Yahudiler de girer.

Türk olan üstündür! Ne çiğ ne sığ ne topal bir söylem! Öyle ya ben özelim, şiiri ben yarattım, metropol vahiylerini ben döktürdüm evrene havaları.. Etrafınızda kasılmaktan çarmıh işportacılığına soyunan yalakalar varken siz hep bir numarasınız zaten. Aşağılarsınız, ukalalık şair halidir. Ya bırakın Allah aşkına! Geldik gidiyoruz be azizim. Önceden Karpuz idik şimdi döndük bir hıyara .. En güzel dize bu! Kibri suyunu akıta akıta yesek de en alçakgönüllü toprağın içine basılacak olanlarız.

Entelül Kibriya Hazretleri’nin veda şiirlerine değil Peygamberin Veda Hutbesi’ne bakarım. Demiştim, diyorum.. Bu diğer yazımdan alıntı bir bölüm.

Türk kıblesi öyle mi, Türk secdesi, Türk kıyamı, Türk duası… “Türk olmadan Müslüman olunmaz” diyen bir şairin namaza da ırk sürmesi zaten şaşırtıcı değil.

Esra Elönü – Haber7
______________________
Buffon “Üslup insanın ta kendisidir.” diyor. Sürekli konuşmak ve yazmak zorunda olmak veya öyle olduğunu hissetmek korkunç olmalı. Ki sonuç ortada!

Sauron’un keyfi yerinde, gölgesinde güneşleniyoruz hep birlikte nasılsa…

Hakkında tiananmenian

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir