Perşembe , 24 Eylül 2020

Sherlock Holmes, gölgelerin oyunu…

Sherlock Holmes, Sir Arthur Conan Doyle’ün ölümsüz eseri. Bu eser yine bir İngiliz olan Guy Ritchie tarafından 2009’da beyaz perdeye aktarılmıştı. Film olan Sherlock Holmes’ün en büyük dezavantajı, dünya çapında 2.5 milyar dolar hasılat yapan Avatar’dan iki hafta sonra vizyona girmesiydi. Türkiye’de vizyona girdiği tarihte ise Yahşi Batı sinemalardaydı. bu kadar filmin gölgesinde kaldığı halde dilden dile dolaştı bir efsane gibi. Sherlock Holmes, arşivcilerin listesine girmiş bir film oldu…
Sherlock Holmes, müzikleriyle, kurgusuyla, efektleriyle olmuş bir filmdi. bir de sonuyla ikinci filme ışık yakınca haliyle beklenti oluşturdu sinemaseverlerde. ve nihayet devam film geldi sherlock holmes’ün:
sherlock holmes: a game of shadows…

İkinci filmler çoğu zaman ilk filmin başarısını yakalayamaz. Ama Sherlock Holmes: a Game of Shadows ilk filmden daha güzel olmuş. ilk filmde kullanılan yavaş çekim tekniği çok hoşumuza gitmişti, bu filmde aşırıya kaçmadan, gayet dozunda kullanarak bizi yavaş çekime doyurdu görüntü yönetmeni. onun dışında dönem filmlerinde yapılan hatalara düşülmemesi, verdiği ince mesajlar, prof. Moriarty ve Holmes arasında oynanan satranç, her sahnenin bir anlamının olması, en ufak detayın mutlaka bir yerlerde karşımıza çıkması, görsel efektlerin başarısı bu filmi “görülmeye değer” yapmaktadır.

efenim film, senaryo olarak gayet başarılı. daha önce de belirttiğim gibi en ufak detaylar bile bir yerlerde kullanılmış. Prof. Moriarty’nin, filmin genelinde Holmes ile oynadığı satrancı gayet başarılı aktarmışlar. piyonlar, filler, atlar, kaleler, vezir ve şahların karşılıklı hamleleri… filmin orta yerinde holmes’ün moriarty’e yenildiği hissine kapılmamız ve bundan dolayı üzüntü duymamız, ardından holmes’ün birbirini ardına gelen “şah çekmeleri”, avrupa’nın sair yerlerinde gerçekleşen hamleler ve iyilerin mutlak üstünlüğü…

film bu haliyle de gayet başarılı. özellikle dikkatle izlenmesi ve her anından zevk alınması gereken sahneler mevcut. tren’de gerçekleşen çatışma, ormandaki kovalamaca, opera’daki tuzak, isviçre dağlarındaki dünyanın kaderini belirleyen oyunlar… hepsi başarılı sahnelerdi.

Oyunculuğa laf söylememiz sinemaya hakarettir bence. sadece çingene güzeli rolündeki Noomi Rapace biraz olmamış görüntüsü çizdi o kadar. Jude Law, Dr. Watson rolünde yine döktürmüş. Prof. Moriarty’i canlandıran Jared Harris rolüne “cuk oturmuş”. ondan daha iyi Moriarty rolünü canlandıracak biri olmazdı herhalde. Sherlock Holmes’ün kardeşi Mycroft Holmes rolündeki Stephen Fry da gayet başarılıydı.

Film sadece Sir Arthur Conan Doyle’ün kitaplarına sadık kalmamasıyla eleştiriliyor. Haklılık payı muhakkak vardır lakin Guy Ritchie’nin zaten Sherlock Holmes’ü beyaz perdeye direkt aktarmak gibi bir derdi yok. Ritchie bambaşka bir Holmes portresi çiziyor bize…

Film ilk filmle doğrudan bir bağlantı içermiyor. yani farklı filmlermiş gibi oturup izlenebilir. ama ilk filmde, uğruna her şey yapılan uzaktan kumandalı aletin bu filmde kullanılmasını beklerdik. Ayrıca Irene’in filmin hemen başında bizleri hayal kırıklığına uğratması da cabası…

Film genel olarak başarılı. 10 üzerinden 8 puanı hakediyor.

filmin müzikleri ise çok başarılı. ilk filmin müzikleriyle benzerlikleri olsa da Hans Zimmer yine başarılı bir iş çıkarmış. işte bir örnek:

son olarak tek bir cümle kurmak istiyorum: The End?

Hakkında SMH MAKALE

One comment

  1. şener bey’in de dediği gibi devam filmleri genelde ilk filmin tadını yakalayamaz. hatta bazıları tam bir komedi olurlar ama bu film son on yıldır izlediğim en muhteşem filmdi.. şener bey’in de her paragrafta belirttiği gibi gayet başarılı:) bana göre çok başarılı. kesinlikle izlenmeli.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir