Cuma , 4 Aralık 2020

ŞIK ŞIKK ŞIKKK..!

Trabzon’dan klasik bir Rize’ye bir dolmuş yolculuğu…

Aklım çok eskiden yaptığım dolmuş yolculukları geliyor nedense…

Minibüsün hat tabelasının arkasına yazılmış arabesk kokan sözlerini, kaseti yeni çıkmış artistleri ve minibüslerde dinlenmiş şarkı sözleri…

Eski mavi bir Ford dolmuşta ‘’Her canlı tutunacak bir dost arar, taşın kalbi yoktur ama onu da yosun sarar..!’’ gibi bir söz hatırlıyorum.

Sonra Orhan Gencebay’dan Hakkı Bulut’a bol acılı bir kebabı andıran kuralsız kemanlı o bildik nağmeler.

Tabi ki bunların arasında bir Hint devşirmesi olan ‘’Şıkı şıkı babaaa…!’’ şarkısı da vardı.

Dolmuş minibüsü Karadeniz’in -gerçekte mavi deniz- pürüzsüz bir mavilikte sessizce oynaştığı güneşli bir günde kapkara ama kenarlarındaki çelik bariyerlerden oldukça pahalı olduğu belli bir asfalttan Rize’ye doğru akıyoruz.

Artık Avrupa Birliği standartlarındaki minibüslerimizde arabesk, sokaklarımızda kokoreç yok. Onların yerine derin bir dolmuş sessizliği var.

Ama bu sessizliği arka koltukta şık şık şık diye durmadan tespih sallayan bir delikanlı bozuyor.

Motor sesinin gürültüsüne alışık kulaklarım bu tespih sesinden rahatsız oluyor. Dönüp yarım bir bakış fırlatıyorum ama işe yaramıyor. Delikanlı iştahla tespih sallamaya devam ediyor.

İyiliklerle dolu İyidere köprüsünü geçince bir çay fabrikasının üzerinde kocaman bir tabelada ‘’Rize’ye hoş geldunuz..!’’ yazmıyor ama ‘’geldiniz’’ yazayi.

O tabelayı gördüğümde kendimi bir eyaletten başka bir eyalete geçmiş gibi hissediyorum her defasında. Doğal olarak ne olduğunu tam olarak bilemediğimiz bu eyaletin yasalarına göre davranmak zorundayız.

Şoför yavaşça minibüsün radyosunun frekanslarında aranıp duruyor ve bir kanalın soluk soluğa okuduğu haberleri yakalıyor.

Haberlerden tam olarak odaklanabildiğim cümlesi şuydu.

‘’Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınan gazeteciler Nedim Şener ve Ahmet Şık, terör örgütü üyeliği suçlamasıyla tutuklanarak Metris Cezaevine konuldu.’’

Minibüs çay fabrikasını birazcık geçince durdu ve takım elbisesinden, kravatından fabrikada çalışan bir memur olduğu belli olan bir yolcu aldı.

Adam hemen karşımdaki koltuğa gömüldü. Elinde üç adet madeni para. Belli ki birazdan navlun olarak şoföre uzatacağı paralar. Ama adam bu paraları yolculuk bitene kadar elinde şıklatıp duruyor. Şık şıkk şııkkk..!

Kendi kendime şöyle düşünüyorum; demek ki bu işler sokakta kokoreç satmayı yasaklamakla, şoförler ve minibüsçüler derneğinin kara bıyıklı şişman başkanının minibüslerden arabesk müziği men etmesiyle olmuyormuş.

İnsanımız ya şak şuk diye tespih sallamakla, şık şık diye para hışırdatmakla bir başkasını rahatsız edebileceğini düşünemiyor ya da düşünüyor ama bu durumu umursamıyor.

Önümdeki koltukta oturan kır saçlı bir adam okumakta olduğu gazetenin sayfasını güçlükle çevirdi.

Oturduğum koltuktan biraz doğruldum ve gazetedeki iri puntolu yazılara kaçamak bir göz attım.

Başlık tam olarak şöyle; Arınç Şık bulmadı.

Ben haberin içeriğinde tam eski bir Milli Görüşçü olan Bülent Arınç’ın da artık bir ‘’politik hayvan’’(political animal) olduğunu ve magazin dünyasına da el attığını, hangi sanatçının şık hangi sanatçının rüküş olduğuyla ilgili beyanatlarını beklerken alttaki cümleye sarsılmaya başladım.

Sarsılmaya başladım zira minibüs o anda tam olarak ne işe yaradığını anlayamadığım asfalttaki zebra bölümünde patırdıyordu.

‘’Devlet bakanı ve başbakan yardımcısı Bülent Arınç Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan Ahmet Şık’ın İmamın Ordusu kitabının taslağına el konulmasını şık bulmadığını söyledi.’’ Allah Allah..! Bak sen.

Kafamı gazeteden kaldırıp radyodaki haberlere kulak kabarttığımda konu ÖSYM’nin yaptığı sınav, ÖSYM başkanının ne anlama geldiğini anlayamadığımız açıklamaları ve her bir adayın cevaplarının farklı şıklardan oluşan tartışmalı Çince sınav sistemiydi.

Bakışlarımı adı Kara ama kendi mavi olan Karadeniz’e kaydırıp kendi kendime gülmeye başlıyorum.

İçimden bence bu ülkede ÖSYM başkanlığını en iyi rahmetli Sadri Alı-şık yapardı. En azından Prof. Dr. Ali Demir’den daha kötü olamazdı düşüncesi geçiyor.

Haberler bittiğinde genelkurmay başkanı I’şık Koşaner’le ilgili hiçbir şey söylemediğini farkettim.

Rize’nin merkezindeki çay fincanında indim dolmuştan. Yürümeye başladım. Tam o yeşil alanın ortasında Sofie ile randevulaşıp buluştuğumuz günler ve beni ilk gördüğünde peltek diliyle söylediği ‘’Selam oou bugün çok şıksın..!’’ sözü düştü aklıma. Her zamanki gibi gıcık bir cevap verdiğim tabiî ki. ‘’Şık olan ben değilim, şık olan üzerimdeki tekstil yamaları..!’’

Zihnimde eski bir arabesk şarkı Rize’nin sokaklarındaki kalabalıklarda kayboldum.

Hakkında Metin Kondel

Eski bir İngilizce Öğretmeni, Ekonomist ve bağımsız popülist (halkçı) bir yazardır.

One comment

  1. yazınız okudum ince dokunuşlar var ama ali demir ile ilgili yapmış olduğunuz benzetmenize göbeğimle güldüm desem yalan söylerim. ali demirle ilgili bu kadar üzerine gitmeniz acaba neden merak ediyorum ve soruyorum öğrenebilirmiyim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir