Pazar , 29 Kasım 2020

Sosyal Meselelere Kat’i Çözümler

Allah, biz insanları yeryüne gönderip cenneti ve cehennemi bir imtihan sonucu kılmış ve peygamberleri vasıtasıyla bu imtihandan başarılı olmanın şartlarını ortaya koymuştur. Allah, hem bireysel hem de toplumsal anlamda hayatlarımızı nasıl yaşayacağımızı bizlere çok geniş bir hareket alanı bırakarak belirlemiş ve böylece bir bakıma rızasına ve bunun somut hali olan cennete ulaşmanın anahtarını bizlere sunmuştur.

Allah’ın yapmamızı ve yapmamamızı emrettiklerine baktığımızda bizlere olan lütfünü daha açık görebiliriz. İslami manada meşru daire o kadar geniş ki, dairenin dışına çıkmak tek kelime ile şımarıklıktan başka bişey değildir. İnsanın mutlu olması, rahat yaşaması, hayatın güzelliklerini sinesinde hissetmesi için İslam’ın çizdiği helal alanın içinde kalması yeterli. Kendisine verilen muazzam hareket kapasitesine rağmen ısrarla bu meşru çizgiyi aşmak sadece ve sadece huzursuzluk ve mutsuzluk getirir.

Bu noktadan hareketle, İslam’ın toplumsal barış ve huzur için belirlediği buyruklara baktığımızda, içinde yaşadığımız toplumun dengesizliklerine, çarpıklıklarına, karmaşasına hasılı her türlü bozukluğuna ne kadar kati ve net çözümler getirdiğini ve bunların uygulanabilmesi sonucunda toplumsal anlamda hızlı bir iyileşme sürecini yaşama ihtimalimizin ne kadar yüksek olduğunu çok açık görebiliriz.

Kur’an her türlü insani problemlere çare olabilecek kati şifa reçeteleri ile dolu. Burada İsra suresinin 22 ile 38. ayetleri arasında kalan ayetlere dikkatinizi çekmek istiyorum. Bu ayetleri okuduğunuzda bireyin ve toplumun sorunlarının ne kadar açık bir fotoğrafının çekildiğini ve bu duruma karşı ilahi kaynaklı çözümün kapsayıcılığını göreceksiniz:

22. Allah ile birlikte bir ilah daha tanıma! Sonra kınanmış ve kendi başına terkedilmiş olarak kalırsın.

23. Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, ana-babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, kendilerine “of!” bile deme; onları azarlama; ikisine de güzel söz söyle.

24. Onları esirgeyerek alçakgönüllülükle üzerlerine kanat ger ve: “Rabbim! Küçüklüğümde onlar beni nasıl yetiştirmişlerse, şimdi de sen onlara (öyle) rahmet et!” diyerek dua et.

25. Rabbiniz sizin kalplerinizdekini çok iyi bilir. Eğer siz iyi olursanız, şunu bilin ki Allah, kötülükten yüz çevirerek tevbeye yönelenleri son derece bağışlayıcıdır.

26. Bir de akrabaya, yoksula, yolcuya hakkını ver. Gereksiz yere de saçıp savurma.

27. Zira böylesine saçıp savuranlar şeytanların dostlarıdırlar. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankördür.

28. Eğer Rabbinden umduğun (beklemek durumunda olduğun) bir rahmet için onların yüzlerine bakamıyorsan, hiç olmazsa kendilerine gönül alıcı bir söz söyle.

29. Eli sıkı olma; büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır, (kaybettiklerinin) hasretini çeker durursun.

30. Rabbin rızkı dilediğine bol verir, dilediğine daraltır. Şüphesiz ki O, kullarından haberdardır, (onları) çok iyi görür.

31. Geçim endişesi ile çocuklarınızın canına kıymayın. Biz, onların da sizin de rızkınızı veririz. Onları öldürmek gerçekten büyük bir suçtur.

32. Zinaya yaklaşmayın. Zira o, bir hayasızlıktır ve çok kötü bir yoldur.

33. Haklı bir sebep olmadıkça Allah”ın muhterem kıldığı cana kıymayın. Bir kimse zulmen öldürülürse, onun velisine (hakkını alması için) yetki verdik. Ancak bu veli de kısasta ileri gitmesin. Zaten (kendisine bu yetki verilmekle) o, alacağını almıştır.

34. Yetimin malına, rüşdüne erinceye kadar, ancak en güzel bir niyetle yaklaşın. Verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü verilen söz, sorumluluğu gerektirir.

35. Ölçtüğünüz zaman tastamam ölçün ve doğru terazi ile tartın. Bu, hem daha iyidir hem de neticesi bakımından daha güzeldir.

36. Hakkında bilgin bulunmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi ondan sorumludur.

37. Yeryüzünde böbürlenerek dolaşma. Çünkü sen (ağırlık ve azametinle) ne yeri yarabilir ne de dağlarla ululuk yarışına girebilirsin.

38. Bütün bu sayılanların kötü olanları, Rabbinin nezdinde sevimsizdir.

Ayetlerdeki konuları başlıklar halinde yazalım:

♦ Allah’tan başkasına kul olmamak

♦ Ana-babaya iyi davranmak

♦ Akrabaya iyi davranıp yardım etmek

♦ Yoksula iyi davranıp yardım etmek

♦ Yolcuya iyi davranıp yardım etmek

♦ İsraf etmemek

♦ Cimri olmamak

♦ Geçim endişesi ile kötülüklere bulaşmamak

♦ Zina etmemek

♦ Öldürmemek

♦ Yetim malına göz dikmemek

♦ Ticarette dürüst olmak

♦ Başkasının özel hayatını araştırmamak

♦ Kibirlenmemek

Hayatımıza şöyle bir baktığımızda yukarıda sayılan hususlara ne kadar aşina olduğumuzu görürüz. Hem aileyi hem toplumu koruyan bu emirlere insanlar tarafından titizlikle riayet edildiği bir toplumu tahayyül edebiliyor musunuz.

İşte Kur’an bu etkileyici ayetler, hem ailemize, hem işimize, hem yaşadığımız topluma hem akrabalarımıza hem başka insanlara nasıl davranacağımızı, bu sayılanlarla ilişkilerimizi hangi temeller üzerine oturtacağımızı kafalarımıza ve kalplerimize son derece muazzam bir şekilde nakşediyor.

Yukarıdaki hükümlerin her biri üzerinde sayfalar dolusu kitaplar yazılacak derinlikte. Her biri toplum için çok büyük anlamlar taşımakta. Mesela başkasının özel hayatını araştırmamak maddesini ele alalım.

“Hakkında bilgin bulunmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi ondan sorumludur (İsra, 36)”

İş hayatına bu ayet çerçevesinde baktığımızda, etrafımızda aynı işyerindeki arkadaşının bir kusurunu bulmak için gözlerini sonuna kadar açan o kadar çok kişi görürüz ki. İslam’da esas olan bir kardeşinin kusurunu hemen örtmek iken, kusur arayan, bunu alabildiğine ifşa eden, bundan şeytani bir his duyan kalbi kapkara kesilmiş kişilerin davranışlarını değil müslümanlık insanlık terazisinin bile ölçemez. Kişisel hırslar yüzünden en yakına arkadaşının bir hatasını bir avcı misali bekleyen insanlar, bu yaptıkları şeylerden herhangi bir şekilde sorumlu olmayacaklarını düşünüyorlar. Bu kötü zanna en keskin cevabı yukarıdaki ayetle Allah veriyor. Bu cevabın korkunçluğunu içinde hisseden birinsin kendini ilgilendirmeyen bir şeyin peşine düşmesi mümkün müdür.

Bir an için olsun etrafımızdaki herkesin bu emirlere elinden geldiğince uyduğunu bir düşünelim. Toplum nasıl da bir asrı saadet devrine döner ve hepimiz bir peygamber zamanında yaşıyoruz hissine kapılırız. Bu yüzden Kur’an var oldukça toplumda Ömerlerin, Alilerin çıkma ihtimali hep olacaktır. Haddi zatında hepimizin problemi kaynağından beslenememek. Kaynak yanı başımızda içini açıp içimize aktarılmayı bekliyor. Kuran ve sünnet bizlere bir asrı saadet vaat ediyor acaba bizler bu vaadi duyabiliyor muyuz. İslam’ın gür sesinde bir problem yok. O, hayat son bulana kadar bize seslenecek ama bizler o sese hakkıyla kulak verebilecek miyiz işte mesele bu.

Hakkında Takyettin Karakaya

1980 yılında Muş’ta doğdu. 1997 yılında Sivas’ın Şarkışla ilçesindeki İmam-Hatip okulundan mezun oldu. 2002 yılında İstanbul Üniversitesi İngilizce İktisat Bölümü’nden mezun oldu. 2006 yılından beri, Bursa’da yerleşik Uludağ İhracatçı Birlikleri Genel Sekreterliği’nin Avrupa Birliği Bölümü’nde uzman sıfatıyla çalışmaktadır. Hasta Hakları Aktivistleri Derneği Bursa Temsilciliği görevini yürütmektedir. Gençlerin hacca gitmelerini teşvik etmek amacıyla Genç Hacılar Platformu'nu kurmuştur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir