Pazartesi , 26 Ekim 2020

Susturucu Takması Gereken Karadenizli Şarkıcılar

Dünyada çok az ülkede bir dilin katledilmesiyle para kazanılmaktadır. En azından şu anda benim bildiğim odur. Maalesef bu ülkelerden birisi de Türkiye’dir. Karadenizli sözde ‘’sanatçı’’ların sıradan bir Türkçe öğretmenine danışma gereği duymaksızın ‘’şarkı’’ diye milyonlarca insana dinlettiği, derinlikten, histen yoksun sert ve sığ dizeler yeni nesillerin beyinlerine kazındıkça bir yazar olarak gelecekte ortaya ne tür bir insan çıkacağını ve bu düşüncesizlik kokan yongaları yutan insanlara ne tür şeyler karalayacağımı öngöremiyorum. Ve ucu açık bu garabete ciddi bir eleştiri getiren de yok.

Yine bilebildiğim kadarıyla motorlu taşıtlar her yıl motor ve egzos muayenesinden geçerler. Nedeni ise araçların gerekli bakımlarını yaptırarak trafikte daha az gürültü yapmasını sağlamak ve trafikte olası arızaların sebep olabilecekleri kazaları önlemek; insan yaşamını korumaktır. Ama motorlu taşıt muayenesindeki bu denli basit mantıklı bir uygulama zihin haritamızı bir şekilde şekillendiren, her yerde çalınan şarkılar türküler için ve onları üreten Karadenizli şarkıcılar için geçerli değil. Kendilerini, yaptıklarını denetleyen gerçekçi bir mekanizma yok. Evet evet ilginçtir Karadenizli türkücülere şarkıcılara yaptırım yapan bir kurum yok. Bu açıdan birçok Karadenizli müziksever açık bir kültürsüzlük kurbanı durumundadır. Bu basit denetim olmayınca da şarkıcılıkla türkücülük arasında bir sürü ‘’kavruk’’ cırtlak tip olur olmaz her yerde gürültü yapıyor. Farkındaysanız şarkıcılar diyorum. Evet, benim ölçülerime göre bu arkadaşların birçoğu sadece basit birer şarkıcı. Sanatçı olabilmeleri için Karadeniz müziğinin doğada bulunmuş ucuz hazzı kadar köklü bir dünya görüşlerinin olması ve o görüşü içinde yaşadığı ülkedeki tüm iktidarlara karşı koruyabilme cesaretini göstermiş olmaları gerekiyor. Türkiye genelinde olduğu gibi Karadeniz’de de birçok şarkıcının maalesef bu türden bir kaygısı yok. Birçoğu köklü bir kültürden yoksun. Daha doğrusu sanatçı olmayı salt enstrümanla ve şirin tam kafiyesiyle ilgili bir şey olarak algılıyorlar. Oysa gerçek şudur; sanatçı sanatla ilgili var olan bir disiplinde belli kurallar içinde sanat yapabilen ve bunun ötesinde bir şey olabilen kimsedir. Yani sanatçı sadece sanatçı değildir, gerçek bir toplum için sanatçı; sanatçı olmaktan daha fazla bir şeydir. Katılırsınız ya da katılmazsınız ama benim görüşüm bu yönde. Karadeniz’deki sanatsal faaliyetlere bakıldığında özellikle Trabzonlu ressamların çokluğu ve nefis çalışmaları hemen göze batıyor. Ama aynı şeyi ses sanatçıları için söyleyebilir miyiz? Ben şahsen emin değilim.

Yukarıdaki tanımdan bakıldığında Karadenizli şarkıcılardan çok azı için sanatçı denilebilir. Örneğin; Fuat Saka benim ölçülerime göre gerçek bir sanatçıdır. Aynı şekilde erken yaşta ölen ve hayatla ilgili söyleyecek sözü yarım kalan Kazım Koyuncu da bir sanatçıydı. Kazım türküsü yarım kalmış müzikal olgunluğunu tam olarak sergileyememiş sanatçı artı bir kişilikti. Sanırım bu son cümleden sonra söylemek istediğim daha iyi anlaşılır. Volkan Konak’a gelince müzikal açıdan tartışmasız bir sanatçıdır ama sanatının arkasındaki sığ ideolojik kavga ve onun için ödediğini düşündüğü ucuz bedel, daha doğrusu şüpheli boş retorik, tartışmaya açıktır. Başka bir deyişle sanatın yanında olması gereken şey, ilkokulda buna davranış notu derler, hayranlarının arzu ettiği kadar kusursuz değildir. Bir de albüm kapağındaki resimlerinde ceketinin kırmızı atlas astarının görünmesi sorunu var tabi. Umarım bu narsist cümlelerimden dolayı beni mahkemeye vermez.

İsmail Türüt’e gelince; sesinin tatlılığına rağmen sadece türkücüdür. Ve son zamanlarda tartışmalara konu olan politik çıkışları kısmen yukarıda anlatmaya çalıştığım sanatçı profiliyle alakalı bir durumdur. Ama Türüt’ün siyasi girişimleri çok geç kalmış, temelsiz ve ısmarlamadır. Politik açıdan söyleminin inandırıcılığı yoktur. İsmail Türüt genetik olarak doğal bir halk ozanıdır. İdeolojik olarak da köksüz ve eklektik bir bakış açısına sahiptir. Dolayısıyla gerçek anlamda bir sanatçı formasyonuna sahip değildir ama iyi bir halk ozanı kategorisinde değerlendirilebilir. Mesela;’’ Ey gidi Karadeniz / Oldun bana su yoli ?’’ diye türkü söyleyen bir Karadenizli ne kadar çevreci olabilir? İsmail Türüt’ün bazı türküleri maalesef ses kirliliği düzeyinde tatsız ve renksiz. Ama çoğu değil tabi ki. Acı ama onun açısından realite budur.

Aa, evet Mustafa Topaloğlu. Türkiye’deki ulusal gündemde çok az Karadenizli türkücü Mustafa Topaloğlu’nun komik Karadenizli tipinden yediği kadar yemiştir. Mustafa Topaloğlu’nun hesap edemediği şey sanat ve şöhret adına komik olmanın bir tür gündem hırsızlığı olduğu ve zamanın onu mutlaka geri alacağıdır. İşin ilginç tarafı Topaloğlu felsefi olma adına saçmalama hakkını kendinde görürken tam olarak saçmalamayı başaramamasıydı. Çünkü bir sanatçı için saçmalamak bile bir şeyi biliyor olmakla alakalı bir şeydir. Söylediği birçok şeyi bilmiyor. Bilmediği bir şey ise onu söyletiyor, yönlendiriyor. İdeolojik, politik kaygısı yok, zamana ve dinleyicine dayattığı bir şey yok. Dolayısıyla sanat uğruna ödediği bir bedel yok. Onun için ucuz sinema filmlerinde bile boy gösterebiliyordu. Mustafa Topaloğlu’nun son zamanlarda ürettiği elle tutulur bir şey yok. Sonuçta acil susturucu takılması gereken türkücü sıfatı Topaloğlu için uygun düşüyor.

Evet, en önemli konuya gelirsek. Bu yazıyı yazmamın en önemli nedenlerinden birisi Davut Güloğlu. Bir insanın bir lisanı katlederek nasıl para kazandığının en ekstrem örneği Davut Güloğlu’dur. Yaptığı gürültünün belirgin bir karakteri bile yok. Benim için müziğin en önemli özelliği insanı yormamasıdır; yani insan bir şarkıyı bir türküyü dinlerken minimum enerji harcamalı. Müzik dinlenmek için vardır, kulağı tırmalamak ve zaten çekilmez olan hayatı daha da germek için değil.

‘’Güleyirum haluna katula katula, bi sözü geçiremedun karuna, daha niye vermedun ağzının payini..!’’ İlk soru bu sözler sıradan bir insanda neyi çağrıştırır? Birazdan aile içi bir şiddete tanık olacağız ve kışkırtıcısı Güloğlu. Yani bu şarkıdan dolayı Türkiye’de bir çift bile boşandıysa, yada bu şarkı bir Türk erkeğini biraz daha maço yaptıysa ve bu durum bir ailede mahkemelik bir olaya sebep olduysa, ki Türkiye gibi bir ülkede çok uzak bir ihtimal değil, normalde bu şarkıyı söyleyen Güloğlu kavgaya azmettirmekten hakim karşısına çıkarılmalıdır. Görüldüğü gibi sanatçılık ne kadar da zor bir işmiş, sadece söz yazmak, beste yapmak, kaset çıkarmak değildir sanatçı olmak. Eserinin bu toplumdaki karşılığını sezebiliyor olmaktır. Peki Güloğlu bu kaseti yaparken böyle bir şeyi düşündü mü? Yok. Daha basit bir soru; kaç tane Karadenizli şarkıcı türkücü ‘’hayır bu türkü, şarkı olmadı’’ deyip yaptığı şeyi çöpe atmıştır. Bana sildiği, çöpe attığı bir eserini yazabilir mi? Şöyle düşünün, hani yazıya girerken motorlu araçların muayenesinden bahsetmiştim ya; muhtemelen gazetelerde okumuşsunuzdur; bir otomobil firması bir yıl önce ürettiği aracı teknik bir arızadan dolayı piyasadan toplattı. Ve otomobilin parasını müşterilerine iade ediyor ya da bir üst modelle değiştirme imkanı tanıyor onlara. Dahası müşterilerinden bundan dolayı özür diliyor. Peki durmadan kaset çıkaran, cd ambalajlattıran kaç tane Karadenizli sanatçı bu müşteri memnuniyetini akıl edebiliyor? Çıkardığınız o kadar cd, kaset hep kusursuz mu, aralarında hiç utandığınız bir tane bile mi yok? Demek ki siz Mercedes’in mühendislerinden bile mükemmelmişsiniz. Peki bu durumda benim kulağıma neden bu kadar gürültü geliyor. Bir şarkı sükunete, dinlenmeye, düşünsel dengeye ve bir parça da o ülkede konuşulan lisana saygıya hizmet etmek için yoksa, ne için vardır? Şayet bir lise talebesi sınav kağıdına Türkçe dersinde bu türden (katula katula) bir dize yazıp öğretmenine vermiş olsaydı talebenin Türkçe dersi notu ne olurdu? Katıla katıla güler miydik o talebenin haline? İşte kendi web sitesinde kendini ‘’sanatçı’’ olarak tanımlayan bir şarkıcının neden gürültü ile müziğin farkına varması gerektiğine ince bir örnek. Ve Davut Güloğlu’nun bir şarkısında karşı cinse söylediği ‘’vur kır parçala’’ mealindeki sözler tam anlamıyla ölçüsüzlük. Yani bir yerde kadının ağzının payını vermekten dem vuruyor, diğer bir yerde hard bir cinsel serenat peşinde. Oysa sanat ve müzik başlı başına bir ölçüdür. Ve de tutarlılık yani totoloji. Aç sözlüğü bak kızım…!

Kazım Koyuncu bir konserindeki dinleyicilerle birlikte söylediği ‘’İste beni babamdan, vermezse kaçacağum..!’’ nakaratında birkaç kızın heyecanlı çığlığını görünce ‘’kaçma..kaçma..!’’ diye uyarıyor. İşte bir sanatçının ölçülülüğü bu. Çünkü Kazım yeteneğini zamana yaymış genç bir sanatçı olarak bir kelimenin bile bu toplumda nereye gidebileceğini çok iyi biliyor. Ama bazıları değil. Bu gürültüyle ve cehaletle de olacakları yok. Onun için Güloğlu Karadeniz halkına bir iyilik yapmalı ve ‘’Katula Katula’’ albümünü piyasadan toplattırmalıdır. Bu da yetmez, ‘’size Türkçeyi katleden bir kaset sattığım için sizden özür diliyorum’’ demelidir. Ve ‘’Katula katula’’ adlı eski kaset ya da cd’yi getiren herkese parasını iade etmelidir. Çok ciddiyim. Bu Türkçeye gösterilmesi gereken saygının başlangıcıdır sadece.

Cimilli İbo. Bir kere isim olarak kendini bir taşra köyüne adamış birisinin sanattan ne anlayacağı tartışmaya açık bir konudur. Türkiye’de sanatçı olmanın olmazsa olmaz koşulu Türkçeyi çok iyi kullanabiliyor olmaktır. Şiveden dolayı Türkçeden taviz veriyor olmak bir yetenek şovu değil olsa olsa gönüllü bir yetenek körlüğüdür. Muhakkak ki bir sanatkar bir şarkısında ya da türküsünde kendi şivesine de sahip çıkabilir; ama bunu yaparken Türkçeyi mükemmel kullanabiliyor olmanın özgüvenini dinleyicisine hissettirebilmelidir. En azından orta Anadolu’daki ozanların Türkçeyi basit ama doğru kullanabilme becerisini gösterebilmelidir. Bu açıdan bakıldığında Cimilli İbo da susturucu takılması gereken Karadenizli türkücüler arasındadır.

Sait Uçar; Yani sesinin tiz perdesini kazıtarak türkü söylüyor olmak türkücü olmak için bile yeterli bir şey değildir. Benim değerlendirmeme göre tam bir facia. Zaten hem çalan hem söyleyen türkücülere her zaman kuşkuyla bakmışımdır. Bu açıdan tam bir ses kirliliği. Sanatçı tartışması bile gereksiz.

Bir de Kont Adnan gibi egzosu yolda düşen yarım misyonlar var. Nerde Karadeniz repinin peşindeki adam? Ortalıkta yok.’’Kuş foli koma foli..’’Deli yağayi deli, Karadeniz’e. Ona da susturucu takılmalıdır.

Sanat her şeyiyle adanmayı gerektiren bir yaşam biçimidir. Sanatçı da kendine kıyak yapmadan o şeye adanma cesaretini gösteren gerçek yeteneklere denir. Acı olan şey ise birçok Karadenizli şarkıcıda türkücüde bunlar yok. Birçoğu Cemile Cevher Çiçek Osman Tunç, Kamil Sönmez, Süreyya Davulcuoğu gibi sanatçıları neyin sanatçı yaptığının farkında değiller. Daha doğrusu bu türden bir kaygıları yok. Yaptığı şeylerin neye neden uyduğunu, neden uymadığını, müzikal karakterlerinin olup olmadığının farkında değiller. Şarkılarının türkülerinin sözleri o sözlerin anlamları birçok hatalarla ve ölçüsüzlüklerle dolu. Oysa müzik oldukça basit ama basitliği ölçüsünde zor ve tanrısal bir ölçüyü isteyen bir uğraştır.

‘’Karadeniz’de doğdum
Büyüdüm adam oldum
Hayat felsefesini gurbet ellerden aldum.’’
Ğirtlağa kadar doldum, yeter artık patladum.
Mutluyum huzurluyum cok iyi durumum var……falan filan.

Aslında sorular kimsenin tenezzül etmeyeceği kadar basit ama cevapları çok zor; hayat felsefesini gurbet ellerden alan bir türkücünün Karadeniz müziği yapıyor olması bir çelişki olabilir mi? Bu soru Karadenizli bir yazardan ‘’tüm Karadenizli sanatçılara’’ gelsin efendim. Neden Karadeniz’de halk arasında özellikle Trabzon’da Hasan değil de Ğasan denir? Hiç düşündünüz mü? Cillilli İbo aynı türküde hep ‘’ğirtlağa kadar doluyor’’ hem de durumunu ‘’huzurlu’’ olarak tanımlıyor. Yani ateşle buz aynı yerde. Oysa spesifik olarak sanat insandaki salt bir duyguyu derinleştirmek için yapılırdı. Hatta o duygunun, hissin derinliğindeki birkaç saniye için. Eminim Cimilli İbo bir Karadenizlidir, ama kendisinin türküsünde itiraf ettiği gibi emin olduğu bir hayat felsefesi yok. Varsa da bu anlaşılmıyor. Pragmatizm mi, hazcılık mı, dram mı, sazcılık mı? Karadeniz’de doğan birisinin gurbet ellerden aldığı şey gerçekten bir felsefe midir yoksa zor yaşam koşullarında gurbet yapan birisinin kendine mesafe koymasının acısı mıdır? Meçhul. Bir düşün sonra türkü diye yazdığın şeye bir daha bak. Ne demek istediğini bir anla. Önce kendini bir ikna et sonra binlerce kurban hazır zaten. Acilen susturucu takmanız gerekiyor.

Bizim Gönül; ‘’Havam havalanurusn, düşer yuvarlanursun, havam kocaya gitma, belki bana kalursun.’’ Anlamı şu; aşk konusunda midem geniş Havvacığım. Evde kaldın diye korkma. Tercih edilmiş bir şey yok yani. Her şey Havva’nın kaderine bağlı. Korkma aşk piyasasında sana da yer var şekerim. Türkçe açısından maalesef anlamı bu. Şimdi biz buna türkü ve bunu söyleyene sanatçı diyeceğiz öyle mi? Yapmayın lütfen. Susturucu takınız hanımefendi.

Evet bir de Seyfettin Çakıral var sanırım. Ses ve üslup olarak Cimilli İbo’ya benzediğini biliyorum. Yukarıda sıraladığım eleştirilerin çok fazla dışında kaldığını düşünmüyorum. Evet kemençe üstadı Yusuf Cemal Keskin. ‘’Gel gidelim gidelim, Of’un pazarlığına. Ölürsem gömün beni kızlar mezarlığına.’’ Üstat bari mezarda rahat dur. Tabi burası işin latife kısmı. Ama Yusuf Cemal Keskin’i bugün bütün Türkiye tanımıyorsa nedeni şudur. ‘’Pazarlık’’ bir fiil olup alış verişte bir davranışı ifade eder. Yani Of’un pazarlığı olmaz mezarlığı ve pazarı olur üstat. Yusuf Cemal’in bu türden hataları anlaşılabilir, sonuçta o iyi bir kemençeci. Ama bu hataların müzik açısından anlamı Trabzonspor forvetlerinin yüzde yüzlük gol pozisyonunu avuta atmasıyla aynıdır.

Sanat; tanrının yarattığı şeyi anlama ve anlamlandırma konusunda insan ile tanrı arasında bir tür savaştır; sanatçının ölmesi için ille de mermi yemesi gerekmez; sadece bir kelimeyi yanlış kullanmış olması, bir notayı atlamış olması, tuvale sürdüğü bir rengi birazcık abartmış olması, bir alçıyı oyarken ıspatulayı azıcık kaydırmış olması yeterlidir. Sanatçı ise o mermiyi yemeyen yani ölçüyü tutturabilen kişiye denir. Mesela o tanrısal mermi Fuat Saka’yı birkaç kere sıyırdı, belki yaralandı ama öldürmedi. Onun için hala hayatta gaybana..!

TÜM LİSTE : https://www.mp3yukleindir.com/karadeniz-sarkilari-listesi

Hakkında Metin Kondel

Eski bir İngilizce Öğretmeni, Ekonomist ve bağımsız popülist (halkçı) bir yazardır.

4 comments

  1. Bu kadar saçmalayanı da ilk defa gördüm işsiz misin nesin ? Şaka insanı.

  2. Sana uzun bir cevap yazmak isterdim ama senin karadenizin Trabzon Rize benim karadenizim Artvinden Sakarya ya kadar sana cevap vermem için benim seviyeme gelmen lazım.

  3. bence susturucu sanatcılara degıl sana lazım . elın boos bos calısıyor. gıt bu sogukta fakırı mısafır et hayvanı doyur ısıt. edepsızce baslık atılmıs. TAM BIR AMATOR ISI ILKOKUL KOMPOZISYONUNDAN KALMA ESINTILER …

  4. cok dusundunmu bunu yazmak ıcın. amacın yazı olsun goruntu olsun mu acaba?.. lehcelerle alay tabırı ıle bu tarz yazı yazmak sacmalıgın danıskası. bos kılavuzluk yapmanın alemı yok. herkezın zevkı farklıdır. zevkler ve renkler tartısılmaz. ayrıca genc nesılın bu tur karadenız lısanıyla ılgısı yoktur bılgınıze.turkce yı kısaltmalarla katleden nesıle yakınacagınıza tutmus lehceyle ugrasıyorsunuz. ıngılızce kelımelerden yakınacagınıza bos muhabbet yapıyorsunuz. Allah askına cok ısteklımıydınız bunları yazarken …halkcılık mı bunun adı ayrım yapıyorsunuz gıdın ısınıze ya. halkcıymıs ..

musty için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir