Pazar , 27 Eylül 2020

Transformers 3 Dark Of The Moon- Autobotlar Dönüşemedi

Birçoğumuzun çocukluk ve gençlik yıllarının vazgeçilmez çizgi filmleri arasında yer alan Transformers geçtiğimiz Cuma serinin üçüncü, büyük ihtimal son bölümü ile gösterime girdi. Her ne kadar filmin adı Transformers Dark of the Moon Hollywood Klişeleri olmasa da film, Hollywood sinemasının yıllardır birbirini tekrarlayan herhangi bir filminden öte değildi. Üzülerek gördük ki tüm dünya insanlığı adına savaş veren Optimus Prime ve autobotlar Amerikalı olmuşlar, amerikan ordusunda göreve başlamışlar.

O ilk filmde, şimdiki 3D teknolojisi dahi kullanılmamış olmasına rağmen, izleyen herkesi içine çeken ve hayran bırakan aksiyon, efekt, kurgu, oyunculuk ve hatta senaryo bu filmde neredeyse bitik. 154 dakika süren filmi 3 boyutlu ve Türkçe olarak bile izleseniz ilk filmden aldığınız hazzın onda birini bile karşılamıyor.

Oyuncu kadrosuna baktığımızda karşımıza uzun bir liste çıkıyor ancak kadrodaki bazı isimlerin Transformers’ın aksiyon ve kurgu yapısıyla örtüşmediğini filme yakışmadığını rahatlıkla söyleyebilirim. Megan Fox’un yerine rol alan Rosie Huntington-Whiteley film için yapılmış en kötü seçimlerden biriydi. Yeteneksiz birini Transformers gibi bir efsaneye sırf güzel diye koyup, onca savaş ve aksiyon sahnesinin içinde bırakmak bir yönetmenin yapacağı en büyük hataydı, bu filmde bunu da görmüş olduk. Megan Fox’un filmde oynatılmaması ya da duyumlarımıza göre oynamayı kabul etmemesi ise gerçekten tartışılacak bir konu… Duyumlarımıza göre Fox filmde oynamayı sırf yönetmen Naziler’e benziyor diye kabul etmemiş. Ya da yönetmen kendisini Naziler’e benzeten bir oyuncuyu filmde görmek istememiş.

Film kadrosundaki en kötü ikinci seçim ise tartışmasız Patrick Dempsey. Nasıl ki bir Erol Taş’ı getirip romantik bir rolde oynatamazsanız, şimdiye dek tüm filmlerinde romantik ve esprili bir adamı oynamış Demsey’yi de kötü adam rolünde oynatamazsınız. Dempsey’nin rolünün hiç inandırıcılığı yoktu. Filmde en kötü karakteri canlandırmasına rağmen biz kendimizi karşımızda kötü bir adam gördüğümüze ikna edemedik.

Yine amerikan filmlerinde konudan ayrı, konuyla ilişiksiz yapılan diyaloglara sıkça rastlamak mümkündü. Hatta diğer iki filme nazaran bu bölüm konu ve amaç olarak birbirinden en alakasız sahne ve diyalogları içeriyordu, bu da filmin gereksiz uzamasına, filmin amacından sapmasına neden olmuş.

Biz isterdik ki amaçsız da olsa birbiriyle savaşan ve iyilerin kazandığı bir autobot, decepticon görseli saf bir şekilde izleyiciye aktarılsın. Oysa Decepticon’ların ilk bölümlere göre daha güçlenmiş olduğunu görmemize rağmen çok basit ve kolay bir şekilde yenilmeleri, filmin tamamen baştan savma kurgulanıp hazırlandığını gösterdi. O kadar güçlü bir robot ordusunun aksiyonsuz yok edilmesi, filmde sadece bir kez “autobotlar dönüşün” repliğinin geçmesi en komiği de ortada dönüşecek autobot olmaması izleyicinin transformers’tan beklediği hiçbir beklentiyi karşılamadı.

Film; aksiyon, bilim kurgu, casusluk, dram, fantastik, gençlik, gerilim, macera, romantik, savaş kategorilerinde yer almış ancak gerilim ve macerayı tam anlamıyla yakalayamadığını, aksiyonun son derece yetersiz olduğunu, dram ve romantizmin sadece Sam Witwicky ve Bumblebee arasında geçen birkaç sahnede görüldüğünü yazmadan geçemeyeceğim.

Hakkında Mihriban Karşağ

okur, yazar, izler, gezer...

2 comments

  1. Said herkesin görüşü farklıdır.Bazıları güzel diyo bazıları kötü:).

  2. bu kadar eleştiriden sonra filme gitmek pek mantıklı olmasa gerek :)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir