Cuma , 27 Kasım 2020

Van Kedisini Unuttuk!

Bazen beni bir bedevi kervanının en gerisinden tembel tembel ayak sürten bir avarenin ruh hali sarıp sarmalar.
Böyle zamanlarda insanların zihnini allak bullak eden yoğun bir gündemin peşine takılmayı bırakırım.
Kendi halinde hiç olmayacak kitaplara dalar ve arada bir kulağıma gelen iniltilere bir anlam vermeye çalışırım.
Deprem acı bir realite…
Ben demirden, betondan, inşaattan, statikten, imar kanunundan pek anlamam.
Zamanında becerebildiğim tek şey Bursa Görükle’de yapılan kız yurtlarında kaytarmamaları için amelelerin başında beklemek ve can sıkıntısından olsa gerek katalitik türü bir çakmakla arada bir Camel yakmaktı.

Onun için depremin şiddetinden, artçılardan, kurtarma çabalarından, Kızılay’ın yardım dağıtımından dem vuramayacağım.
Van depremi sonrasında sosyal medyada insanların terörden kaynaklanan nefretlerini bir Kürt nefretine dönüştürdükleriyle ilgili akıl almaz yorumlar yapıldı.

Doğrusunu söylemek gerekirse ben bu durumu bir türlü anlayamadım.
Yani o tepkiyi gösteren insanlara ilköğretimde ve lisede resmi ideolojiyle verilen ünite-mis Türkiye’si sanki bu durumdan hiç sorumlu değilmiş gibi davranıldı.
Ve artık bu türden kitlesel tepkilerde ortaya çok farklı bir şey çıkıyor.
Türkiye’deki resmi ideolojinin taşıyıcısı genç benlikler birer fikri kurban durumunda. Bu, bu kadar açıkça ortadayken o tepkileri veren insanların faşist diye suçlanıyor oluşu bana göre pek ahlaki değildi.
Oysa onlar sadece birer kurbandı, onların sığ tepkilerini aşağılayanlar ise şunu çok iyi biliyorlardı ki kendileri de kurban olmaktan bir şekilde kurtulmuş kişilerdi.
Kaldı ki ben insanların nefret etme hakkı olduğuna inanırım; dolayısıyla nefret edilecek bir şeyden nefret etmek bana göre bir suç değil, kötülüğün kurumsallaştığı bir dünyada insanın dürüstçe zehrini akıtmasıdır.

Dahası medyadaki bazı batı lejyoneri liberal kalemlerin bu tür tepkiler veren resmi ideoloji kurbanlarını aşağılamaya hakkı olmadığını düşünüyorum.
Van depremi gibi bütün reflekslerin yöneldiği terör eylemlerinde ya da doğal felaketlerde aslında millet olarak bütün rengimizi, düşünme ve gözlem gücümüzü bir şekilde test ediyoruz.
Yani normal zamanlardaki özenli boyamız böylesine acı günlerde bir parça dökülüyor.
Yazılı ve görsel medyada deprem ile ilgili bir düşünce bombardımanı başlıyor, uzmanlar konuşuyor. Neredeyse her konuyla ilgili gereğinden fazla bilgimiz oluyor.

Ama bu gerçekten gerekli bir şey mi?
Yani şunu demeye çalışıyorum, millet olarak bir terör saldırısında ya da doğal felakette o doğal felakete müdahale edecek kurumsal birimleri olan bir ülkenin sıradan vatandaşları olarak gerçekten üzülmeli miyiz, yoksa üzülmek yerine soğukkanlı bir şekilde neyin gözden kaçtığına bir parça kafa mı yormalıyız?
Demeye çalıştığım böylesi felaketlerde herkes bir deprem uzmanı gibi kafa mı patlatmalı, bir yakını enkazın altında kalmış gibi üzülmeli mi, ya da felaket bölgesinde yaşanan olaylara daha dengeli bir bakış için bir parça soğukkanlılığını korumalı mıdır?

Ya da bir doğal felaket sonrası bir ses sanatçısına mikrofonu uzatarak onun o deprem felaketiyle ilgili düşüncelerini öğrenmek ya da duygularını tartmaya çalışmak bize sağlıklı bir bakış açısı sunar mı? Yani bir sanatçının bir depreme üzülmeme hakkı var mıdır? Yoksa ne kadar üzülmelidir? Bunu bir kamuoyu kırbacı gibi o insanların sırtında şaklatmanın depremi değerlendirmemize ne gibi bir katkısı olur?
Sanırım Türkiye gibi ülkelerde sorun şurada; insanların hükümetlere güvenememesi ve garip bir şekilde o felaketi toplumun geneline yayma isteği öne çıkıyor. Yani her terör saldırısında ya da doğal afette içimizdeki devleti ayaklandırıyoruz çünkü bizi kuşatan devletin yetersiz olduğuna inancımız tam.

Peki, bir ses sanatçısı; ‘’ Deprem beni ilgilendirmiyor, o, deprem uzmanlarının işi, depremle ilgili sorunları çözmek hükümetin işi, ben işimi yapıp vergimi vermekle meşgulüm.’’ demesi anormal bir şey midir?
Normal değilse Van depremine ya da bu türden doğal felaketlere bakış açımızda ciddi bir arıza var demektir. Sözde acıyı herkesle paylaşma gibi bir yalanla yaşıyoruz. Oysa dayatmaya çalıştığımız bu şey doğru değil. Modern toplumlarda acılar değil felaketlerin maliyeti paylaşılır ve felaketzedelere sadece sempati duyulur, acınmaz yani. Maalesef gerçek budur. Dolayısıyla sanıldığının aksine Türkiye Van’a acımadı ama sempati duydu. Belki Van depremi PKK terör örgütünün eylemleriyle çakışmasaydı bu sempati bir parça acımaya dönüşebilirdi.

Kamuoyunun Van depremine bakışı günler sonra son bir umutla enkaz altından kurtarılacak bir yaralıya dönüştüğünde bizim için bütün dramatik hikaye biter. Deprem enkazı ve depremzedeler acı gerçeklerle karşı karşıya kalır. Van depremine bakış açımızı gözden geçirdiğimizde bana göre çok ciddi bir şeyi gözden kaçırdığımız ortaya çıkıyor.
Tabi ki 600 insanın öldüğü bir depremde öncelik insanındır. Ama okuduğum taradığım onca haber arasında enkaz altında kalmış ya da yaralı olarak kurtulmuş bir Van kedisi haberi okumadım duymadım.
Sanki bir gözü mavi bir gözü kehribar rengi Van kedisi ailecek enkazın altında kaldı ve bu kimsenin umurunda olmadı.
Bunu şunun için söyleme gereği duyuyorum; düşünürken hayata ve insana ait bir şeyi atladığımız da gerçekte enkazın altında kalan insanı da atlamış olursunuz. Ya ben Van kedisi ile ilgili yanlış bilgiye sahibim ya da Van kedileri de enkazın altında kaldı ve türü yok oldu ama hiçbirimizin haberi olmadı.

Bir resim karesinde bir görüntüde o felaketten etkilenmiş sevimli bir Van kedisi nasıl tesadüf etmedi ben şahsen anlamakta zorlandım. Belki de Van kedileri depremin gelmekte olduğunu fark ettiler ve kendilerini beton yığınlarından dışarı attılar ama insanların haberi olmadı. Sonra da deprem oldu.

Gerçekten de Van kedileri bu depremden nasıl etkilendi? Popülasyonlarında bir değişiklik oldu mu? Evet, birçok insanımızı kaybettik, birçoğu yaralandı, birçoğu da evsiz kaldı ve karda kışta çadırlarda yaşamak zorundalar. Ama bütün bunlara rağmen Van depremine bakışımızın arızası olarak hiçbirimiz Van kedilerinin akıbetini merak etmedik. Oysa Van kedilerini bile düşünebilen bir akıl bize Van depremine daha sağlıklı daha dengeli bir bakış açısı verebilirdi. Çünkü şirin bir kediyi unutmayan bir akıldan bu felaketle ilgili çok az şey kaçabilirdi.
Bu nasıl bir hoyratlıktır. Aman Allah’ım! Biz Van depreminde Van kedilerini unuttuk.

Oysa ben bir Van kedisinin bakışını ve miyavlamasını Türkiye’deki politikacıların kafa şişiren nutuklarına açık ara tercih ederdim.
Deprem sonrasında Van kedilerini unutan bir milletin Van depremini sağlıklı değerlendireceğini ve ondan gelecekteki olası felaketlerle ilgili dersler çıkaracağıyla ilgili ciddi kuşkularım var. Çünkü dünyanın en sevimli kedisini hatırlamayan bir bakış açısı insanı ve o insana ait neyi hatırlayabilir ki? Sadece depremlerin yerini, tarihini, şiddetini ve kaç kişinin öldüğünü.

Hakkında Metin Kondel

Eski bir İngilizce Öğretmeni, Ekonomist ve bağımsız popülist (halkçı) bir yazardır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir