Salı , 24 Kasım 2020

Yardım Etme Bilinci!

Dünyanın hayhuyuna kendimizi kaptırıp gitmiş, oyun ve eğlenceye dalmış bir şekilde sürgit bir gafletin içerisinde yaşamlarımızı sürdürken maalesef hayatın amacını unuttuk ve aklımızı başımıza getirecek her yeni vakaya gözlerimiz kapattık.
Artık ölümler bile uyanmamıza yetmiyor. O kadar ağır bir morfin vücudumuza zerk edilmiş ki, hiçbir acı kalın derilerimizden içeriye nüfuz edebilecek kuvvette değil.
Büyük duvarların arkasında, sadece o duvarların arasında kalanların hayatları için yaşıyoruz ve duvarın dışında olan hiçbir şey bizleri ilgilendirmiyor.
Kendimiz, eşimiz ve çocuklarımız bizler için tek yaşam kaynağı olmuş. Tek derdimiz bunları mutlu etmek, bunlara rahatlık sağlamak ve sadece bunların dertleriyle hemhal olmak.
Akrabalarımız, dostlarımız, arkadaşlarımız, komşularımız bizler için sadece bir sosyal çevreden ibaret.
Elimizdeki bütün imkanları sadece kendi çekirdek ailemiz için seferber ederken mesela bir akrabamızın ne tür sıkıntılar çektiğinden bihaberiz.
Beraber çalıştığımız, komşuluk yaptığımız veya arkadaş olduğumuz birileri bizden bir yardım istediğinde hep bir iç sıkıntısıyla karşılıyoruz bunu. Hele bu yardım bir de maddi nitelikte ise asıl felaket bizim için o zaman başlıyor.
Her türlü konformizmi yaşarken, ihtiyaç sahibi bir tanıdığımızın bir derdine çare olmayı hep “ben de ancak kendimi geçindiriyorum”, “bu zor zamanlarda para kazanmak kolay mı”, “keşke daha fazla olsa da ben de bir şeyler yapabilsem” türü bahanelerle hep avunuruz.
Karşılıksız yardım etmeyi hayatımızdan bir daha sokmamacasına çıkarıp atmışız.
Yakın çevremizdekilere bile iyilik yapmak bize o kadar zorken, hiç tanımadığımız kişilere bir menfaatimizin dokunması söz konusu bile değil.
Bir yerlerde deprem olmuşta kişiler her türlü asli ihtiyaçlarından muaf kalmış, başka bir yerde kıtlık var da insanlar açlıktan kırılıyormuş, diğer bir memlekette savaş var da ora halkı kıtır kıtır kesiliyormuş…ne yapabiliriz ki, ne gelir ki elimizden, akıllı olsalardı da bu hale gelmeselerdi…bu zamanda bu tür lafları o kadar çok duyar olduk ki..
Rahatlık arttıkça egoizm, bencillikte aynı şekilde artıyor.
Elindekine canıymış gibi değer verenler ne kadar da fazlalaştı. Parayı eşyayı her şeyden fazla sevenler, sadece bunlar için yaşayanlar her yerde. İnsanlara elinden geldiğince yardım etmenin çok ötesinde, bir menfaat söz konusu olduğunda kardeşini kendine tercih eden bir anlayışa sahip bir medeniyetin evlatlarıyız demek artık kimsede bir mana ifade ediyor mu bilemiyorum açıkçası. Ama gerçek bu ve biz bu gerçeklikle yüz yüze gelmeye bir türlü cesaret edemiyoruz.
Hayatı sadece kendimiz için değil, kardeşimiz, arkadaşımız için veya muhtaçlar için de yaşayabilmemizi sağlayacak bir zihinsel devrimi bir sosyal değişimi ne zaman başarabileceğiz.
Net bir şey söylemek zor ama bu dönüşüm için biraz daha bekleyeceğimiz kesin çünkü bu yönde emareler hala çok zayıf.
En zirvede var olan bir medeniyetten böyle altlara düşmemizi anlayabiliyorum da bir nebze, bizi zirvelere götürecek en güçlü enstrümanlara sahipken hala neden buralarda süründüğümüzü bir türlü anlamıyorum.
Elimizde Kur’an varken, Peygamberin o pak hayatı varken, kutlu sahabe devri varken, büyük İslam devletlerinin büyük medeniyetleri varken nasıl oluyor da hala bir bataklığın içerisinde çırpınıyoruz bir türlü anlam veremiyorum.

Hakkında Takyettin Karakaya

1980 yılında Muş’ta doğdu. 1997 yılında Sivas’ın Şarkışla ilçesindeki İmam-Hatip okulundan mezun oldu. 2002 yılında İstanbul Üniversitesi İngilizce İktisat Bölümü’nden mezun oldu. 2006 yılından beri, Bursa’da yerleşik Uludağ İhracatçı Birlikleri Genel Sekreterliği’nin Avrupa Birliği Bölümü’nde uzman sıfatıyla çalışmaktadır. Hasta Hakları Aktivistleri Derneği Bursa Temsilciliği görevini yürütmektedir. Gençlerin hacca gitmelerini teşvik etmek amacıyla Genç Hacılar Platformu'nu kurmuştur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir