Perşembe , 1 Ekim 2020

%100 Sarıl

Sarılmak insanda güzel duygular uyandırır. Ait olma, sahip olma, güvende olma ve daha birçok duygu…Sarılmayı severiz ve hayatımız boyunca en mutlu anımızda, en üzgün anımızda hep sarılırız. Hiç merak ettiniz mi? Neden sarılmayı severiz?
Kötü hissettiğimiz zamanlarda, kibar bir sıkıştırmadan daha rahatlatıcı bir hareket yok. Kucaklaşma üzerine terapi uygulamaları bile var.

İnsanlar sosyal canlılar olmasına rağmen, bugün fiziksel temastan utanıyoruz. Kimi kültürler daha yakınken, bazıları kişisel alana çok önem veriyor, yanağa konan bir öpücük yerine el sıkışmayı tercih ediyor. Gerçi en sıcakkanlı ırklardan biri olarak etiketlenen bizler de selamlaşma şekli olan öpüşmeyi gerçekleştirirken genelde havayı öpmüyor muyuz?

Halbuki yapılan pek çok araştırmaya göre, sarılmanın stres seviyesini düşürdüğü ve ruh halini her şeyden çok iyileştirdiği ispatlandı. North Carolina Üniversitesi’nde yapılan araştırmada, stres altındayken salgılanan kortizol hormonunun en az 20 saniye süren bir sarılmadan sonra deneklerde (özellikle de kadınlarda) düştüğü keşfedildi.

Aynı araştırmanın sonuçlarına göre, sarılmak oksitosin adlı bağ kurma ve sarılma hormonu olarak da bilinen hormonu üretmemizi sağlıyor ve sevgi ve önemseme duygularını harekete geçiriyor.

Bazı çalışmalara göre kan basıncını da düşürüyor. Hatta kan testleri yapılırken bebeklere sarılırsanız kalp atışları sakinleşiyor ve daha az ağlıyorlar. Yani sarılmak kalp krizi dahil pek çok hastalıkla bağlantılı olan kan basıncı için de iyi olduğundan sağlığımızı da koruyan bir davranış şekli aslında.

Psikolog Virginia Satir’e göre, “Yaşamaya devam etmek için günde 4 kucaklaşmaya ve büyüyüp gelişebilmek için 12 kucaklaşmaya ihtiyacımız var”.

Harvard Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma bilim adamlarını da şaşırtan önemli sonuçlar ortaya koymuştur. Ameliyat edilmek üzere bekleyen aynı dertten mustarip iki grup hasta üzerinde çalışma ilginç sonuçlar ortaya koymuştur.
Doktorlar ameliyat öncesi ve sonrasında ilk grup hastanın odasına gelerek onlara selam verip, durumlarının nasıl olduğunu sorarlarken, diğer gruba uyguladıkları farklı tek şey, aynı işi ellerini hastaların omuzlarına koyarak yapmak olur. Araştırmanın sonunda, doktorların omuzlarına dokunarak hal ve hatırlarını sorduğu ikinci grup hastanın diğerlerinden çabuk iyileştiği ve üç gün önce taburcu edildikleri görülür.
Dokunmanın ve tensel temasın insanlar üzerinde oluşturduğu pozitif enerjiye bir başka örnek de şudur: Amerika’da bir aile, evlilik dışı çocuk sahibi olan kızlarını öldürmek isterlerse de, korkularından cesaret edemezler. Kızlarını Christmas adındaki bebeğiyle birlikte evlerinin altındaki karanlık mahzene kilitlerler. Yaptıkları tek iş, arada bir kapı aralığından kuru ekmek atmak olur. Aradan beş yıl geçer. Mahzenden sesler geldiğini duyan bir kişi durumu polise bildirir. Gerçek ortaya çıktığında sadece tıp dünyası değil, Amerikan toplumu da ayağa kalkar. Anneyi dinleyen doktorlar, anne ve kızı yaşatan tek şeyin, sürekli birbirlerine sarılmaları, sevip okşamaları olduğu sonucuna varırlar.
Doktorlar, süt verilirken sırtı sıvazlanan bebeklerin normalden hızlı gelişme seyri izlediklerini ve beklenenden daha kısa sürede taburcu edildiklerini tespit ediliyor.

Milyonlarca sivilin ölmesine neden olan İkinci Dünya Savaşı çok sayıda çocuğu da sahipsiz ve yetim bırakmıştı. Alman yetimlerin bırakıldığı bir kreşte çocuklara sağlıklı beslenme ve bakım imkânları sunulduğu halde, yetkililer kreşteki çocuk ölümlerinin önüne geçemezler. Geriye sadece bir çocuk kalır. Bu çocuğun diğerleriyle aynı kaderi paylaşmaması ve hayata bağlanma gücü dikkatler çeker. Araştırma sonunda, kreşte gece nöbetine kalan bir kadının bu çocuğu sıklıkla kucağına aldığı, onunla oynadığı ve sevdiği tespit edilir.

Günde bir elma yemenin ne kadar sağlıklı olduğu tüm dünyada konuşulurken aynı şeyin günde bir kucaklaşma için de geçerli olduğunu unutmamalıyız. Daha parlak ve neşeli bir güne ve güçlü bir kalbe ulaşmak için kollarınızı açmaya hazır mısınız?

Sadece dokunmanın iyileştirici gücünü hissetmeye çalışın.

 

Hakkında Mehmet GÜNATA

1992 yılında Malatya’da doğdum.Yeşilyurt Kolukısa Anadolu Lisesi’ni 1.’lik derecesiyle bitirdim (2011); 2011 yılında Türkiye ÖSS 4000’cisi oldum ve İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni kazandım. Şuan aynı bölümün 3.sınıfında okuyorum. Benim hayat felsefem: “Bilmekten çok, bilmek ve öğretebilmektir.” Bu amaçla faydalı yazılar üreterek bunları hiçbir ücret karşılığı olmaksızın yaymayı istiyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir