Perşembe , 1 Ekim 2020

Zurnanın Zırt Dediği Yerde Limoncunun Suçu Ne?

Yıl 1958 sıcak bir Temmuz ayının 14’ünde Irak’ta bir darbe oldu, Nuri Sait ve Kral II. Faysal devrildi!

O dönemin, İsrail Devlet başkanı David Ben Gurion esas adı David Grün İsrail’in başbakanı ve ikinci savunma bakanı. Yakın tarihi kurcalayanlar bilirler ki bu devrim yarı Nasır’cı, yarı Baas’cı bir devrim özelliğini taşır. Ortadoğu’daki devrimci uyanışın dinamiği de kendi içindeydi. Türkiye ise bu uyanışı başlatan ülkeydi! 17 Temmuz’da Ankara’da toplanan Türkiye, İran ve Pakistan delegeleri bir bildiri yayınlayıp “Bağdat’ta devrimin işlediği suçları yerip, hür ve barışsever ülkelerin bütünlük ve bağımsızlığını korumak için Amerika’nın kendiliğinden harekete geçmesini” istiyorlardı. Rezilliğe bakınız ki 2 gün sonra da Menderes liderliğindeki hükümetimiz “Seferberlik için ihtiyati tedbirler alındığını ve 22-45 yaş arasındaki erkeklerin askere çağrıldığını” bildiriyorlardı. 20 Temmuz’da ise Amerika aracılığıyla Ortadoğu’dan Türkiye’ye petrol gani gani pompalanmaya başlıyordu. Bunu anlamsız bulabilirsiniz fakat serlevha etmek istediğim şeyi Ortadoğu devrimleri çerçevesinde düşününüz! Düşününüz ki Amerika’nın kucağındasınız! Sizi kıskıvrak sarmış, her tarafınızdan borcun aktığı, iflasın eşeğinde bir ülkede ne yapacağınızı dahi size o dayatıyor! O curcunada “Irak’ta darbe olduğu halde, yüce devleti âlimiz Amerika’nın çıkarlarına çalışmaya veya hizmet etmeye azami dikkat ediyor, gayret gösteriyor! Irak’ın üstüne yürümeye kalkışıyor! Peki bunu niçin yapıyorsun diye soranlara da: “İstikrar için ve elbette iki yüz bilemedin üç yüz milyon dolar kredi bulmak için…’ ” diyebiliyorlar…

Efendiler, Türkiye’de gerek siyasi arenada, gerek politika sahasında, gerekse aydınlar arasında halen “politika” ve “ideoloji” kavramları bir türlü anlaşılamamıştır! Zaten başımıza da ne geliyorsa bu iki mefhumu birbirine karıştırmamızdan geliyor. Bu tespitimi lütfen realist bir genç kalemin veya okurun tespiti olarak görün! Zira ideolojiler bildiğiniz tanım üzere, fikir demek. Bu ise üstyapısal bir kurum, bir yaşama biçimi veya önerisi, belki bir sistem iken, politika belirli çıkarları elde etmeye, belli amaçlara ulaşabilmek için devletlerin gerekli önlemleri tercih etmesine, onu almasına, o kararı uygulamasına verilen bir addır. Kısaca söylemek gerekirse, ilkinin yakın çıkarlarla ilgisi uzak iken, ikincisinin alakası ilgisi kati surette yakın, dolaysız olarak tam teşekkülü bir birliktelik arz eder.

Tabiatıyla bu hususu anlamlaştırmak için bir köylünün toprağa fidan dikmesi cinsinden (Yani, Anadolu köylüsü fidanı toprağıyla birlikte kökünden söküp, başka bir yere o şekilde nakil eder) meseleyi elle tutulur, gözle görülür bir biçimde izah etmek lazımdır diye düşünüyorum. Bunu biraz somutlaştırmak için bir örnekle izah etmek istiyorum…

Malum âliniz Amerika’nın genel olarak sistemi emperyalisttir! İdeolojisi ise liberallik. Fakat özgür veya hür girişimcilik ise bu ülkede sözün gelişidir. Ama fakat ve lakin bu sadece ekonomi düzeyinde. Politika düzeyinde de fikir özgürlükçülüğünü kimseye meydanı kaptırmaz Amerika! Elbette ülkelerinde iyi ve kötü uygulamaları da vardır. Amerika’nın dünya yüzündeki tüm destekçileri hatta halkı dahi kendilerini hep “özgür dünya” nidalarıyla öne çıkarmak isterler! Peki, bu neden böyledir? Neden, temelde kendilerini özgürlükçü sayıp her tarafı hallaç pamuğuna çeviriyorlar? Sanıyorum bunu bir yaşama biçimi, özgür bir toplum ideolojisini her tarafa önerdikleri için olabilir. Zira görünen yüzüyle “Özgürlük” sadece Amerika’nın tekelindedir!

Onun için bir iş yahut oluşum Amerika’nın çıkarlarına dayandı mı, ideoloji ve gereklerini hemen görünmez eller tarafından rafa konur! Eli kanlı diktatörleri, en aşağılık faşistleri destekleyiverir. Özgürlükçülükle bağdaşması olanak dışı işlere, göz yummaya başlar. Batılı “özgür dünya” adına, Amerika’nın, Üçüncü Dünya’da ne karanlık işler çevirdiğini, halen televizyonlardan görüp tahlil etmediyseniz sanıyorum hatırımız kalır sizlerde de. Çünkü ideoloji olarak “özgür bir dünya” dan yana Amerika sistem içerisine aldığı ülkelerin kesinlikle çıkarlarına uymasını da politika haline getirmiştir artık! Onun için sen en istediğin kadar, “İdeoloji” düzeyinde özgürlükçüyüm ben de, kendini, “özgür dünya”nın neferi olarak gör; eğer politika düzeyinde Amerika’nın dediklerine ve çıkarlarına kayıtsız şartsız uymazsan, bakmaz senin gözünün yaşına! “İdeolojisinin” liberallik olduğunu da unutur bu arada, sözünden çıkmayacak bir faşisti pat diye diker milletin karşısına sonra da bir bir sürer piyonlarını ortaya.

Gelelim ülkemize, bizde şuan AK Parti kanadı kendilerine göre liberal geçiniyorlar! Özgür girişimcilikten yanalar yani, ideoloji olarak özgürlükçü demokrasiyi seçmiş, patron olarak, stratejik ortak olarak da Amerika’yı tanıyor öyle değil mi? Yalnız ideoloji ile politikayı birbirine karıştırdığımızdan olacaktır ki sözgelişi Türkiye’nin kalkınmasına, ya da dış politikasına ilişkin konularda Amerika’yla ters düşmesini durumun da neden hep devlet ricali yerinde sayar ve bir karar mekanizmasının zamanı içinde debelenip duruyorlar dersiniz? Sizce de sorun basit değil mi? Özgürlükçülük Amerika’nın kendisi için uygulanmakta olan bir ideolojidir bizim için değil de ondan! Zira bugün Amerika’da bile Komünist Partisi var. Ama öteki ülkelerden ibaret bunu yapmadı mı isterse özgürlükçülüğün feriştahı olsun, ne çıkar, ne yazar yani? Oysa Amerika’nın işine geldi mi yalnız faşist diktaları değil, “Soğuk savaş” ilan ettiği sözde komünist ülkenin diktalarını bile tarafını tuttuğu, desteklediği, yardım ettiğini sağır sultan bile duymuştur modern çağda!

Peki, durum böyle iken Ak Parti neden ağabey olarak halen Amerika’yı, CHP neden Rusya’yı tercih ediyor? Sanıyorum bu durumun tahlilini siz yapmalısınız! Evet, düşünün ki Ruslar ve Çinliler de, ideolojik olarak sosyalist oldukları halde önerileri ise toplumcu bir hayat görüşü olduğu halde, yaşamanın toplumculuk ilkelerine göre uygulamasını temenni ettikleri halde, iş politika düzeyinde daha çok Rusya’nın veya Çin’in çıkarlarına göre ayarlanmazsa yandı canım keten helva… İdeoloji, bir de bakarsanız bu büyük ülkelerin o sıradaki ekonomik ya da politik çıkarlarına göre hemencecik kılıf değiştirmiş… Oysa Rusya’nın da, Çin’in de, öteki ülkelerden istediği, kendi ülkeleri içinde kesinlikle ideolojiye uygun olarak hareket etmesi değil miydi ha? Öyle gibi görünse de değil imiş demek ki! İstediği Rusya’nın ya da Çin’in politikasına gözü kapalı itaatten başka birşey değildir öyleyse! Başka türlü ne Ruslar, Ne Çinliler ne Amerikalılar severler sizi!

Bunun da örneği tarihte kıyamet gibidir. Mısır da Nasır dönemi vardı biliyor sunuz değil mi? Nasır, oradaki komünistlerin birçoğunu öldürdü malum aliniz! Yetmedi hapiste yatan solculara da nefes aldırmadı, akıl almaz işkencelerden geçirtti. Peki buna rağmen Ruslar Nasır’ı ve rejimini sonuna kadar neden desteklediler dersiniz?! Hatta rejimin ayakta durabilmesi için akıl almaz bir şekilde milyonlarca dolarlık masrafları neden yaptılar akkıllarınıza havale… Babalarının hayrına değildir herhalde! Bu tamamen politik düzeyde başta Nasırın çıkarlarına uyuduğu kadar kendi çıkarlarına da uyduğu içindir… Durum solda da ideolojik düzeyde Ruslardan yana olup da, politik düzeyde başka havalar çalmak isteyen örgütlerin varlığını inkar edelim demiyorum onlar da bizdeki AKP ve CHP’nin yani, sağ ve soldaki bu yanılgısını kendi içlerinde yaşayarak idrak ediyorlardır ki buna da eminim.

Peki ne olmalı? Çıkarı nedir bu işin söyleyeyim!
Bu ülkedeki sağ partililerin ve solda ki partilerin hiçbir devletin emir ve yasaklarına bakıp hizaya gelmemesi gerekir! İdeolojileri evrensel, politikaları ulusal yapıp, evrensel yöntemlerle, ideolojinin kendi koşularına uygun denklemi kurup, bundan ulusal politikasını çıkartıp, sonra da, uygulamaya geçeceksin! İşte formül bu! Çünkü yenidünya sisteminde ki dev ülkeler bunu yapıyorlar! Ha ben daha küçük bir ülkeyim kalkınıyorum dersen, bu ülkeler seni ve vatandaşlarını deney tüpünde yaşamaya mahkûm etmeye devam edecektir…

Hakkında yusa

Yazar, Editör, Sosyal Medya Uzmanı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir