Pazartesi , 14 Haziran 2021

Eyvah Eyvah Eyvah…!

Türkiye’deki gazete başlıkları nasıl bir ülkede yaşadığımızın italik görüntüsüdür aslında. Başlık şu; Hain Pusu..! Ben bu başlığı ata gazeteden hemen şunu anlarım. Öznesi olmayan bir eylem var, canı istediği zaman harekete geçiyor ve Türk askerlerinin hayatına mal oluyor. Yani başlıkta terörist yok, niyeti bozuk Kürtler yok sadece Türkiye’ye ihanet eden Arapça bir kelimeyle tanımlanmış bir eylem var. Peki bu kadar küçük bir algı kaydırması Türkiye gibi dev bir ülkede neye mal olur? Terörü ve terörü yapanları bir türlü doğru dürüst teşhis edememeye ve faturanın her geçen gün artmasına mı? Peki bu başlığın doğrusu ne olmalıydı; Hainlerin, Sütü Bozukların, Niyeti Bozuk Kürtlerin Pususu. Tekrar etmek gerekirse; hain olan pusu eylemi değildir, hain olan o pusu eylemini yapan soysuz, nesebi bozuk çakallardır. Bu kadar soğuk profesyonellik kokan bir durum karşısında söylemek zorunda olduğumuz şey şudur; adına PKK denilen terör örgütü eylemleri sadece pusu atarak değil Türk medyasında algı makası kırdırarak ta hedefine yaklaşmaya çalışıyor. Türk medyasındaki bu durum basit bir Türkçe zaafı değilse bir terör zaafıdır ve bir çok gazete editörünün banka hesabı denetlenmeli teröre yardım yapmak suçundan mhkemelerce yargılanmalıdır. Bir terör örgütünün suçunu Türkçe sözlükteki bir kelimeye yüklemek hem Türkçeye hem de Türkiye’de yaşayan insanların zekasına hakarettir. Ve bana göre ‘’Hain Pusu’’ ‘’Hain Saldırı’’ başlığı atanlar tam bir ihanet içindeki asıl hainlerdir. Bu yazımızın manşeti.

Son dönemlerde yoğunlaşan ve birçok Türk-Kürt gencinin ölümüne sebep olan hainlerin saldırıları AKP hükümetini terör sorununu barışçı yollarla çözme konusundaki tatlı rüyasından uyandırmışa benziyor. Aslında Recep Tayyip Erdoğan haliyle tavrıyla tam anlamıyla ‘’kafadar bir politikacı’’. Yani birçok konuda diktatör eğilimlere sahip olmasına rağmen sorun çözme konusunda ikna edilebilecek baskın bir politik figür. Ve Tayyip Erdoğan Türkiye’deki PKK terör sorununu ılımlamak için cumhuriyet tarihinin en büyük siyasi riskini aldı. Tabir yerindeyse tam anlamıyla yılanı deliğinden oynattı ama Habur’da gün yüzüne çıkan yılanı görenler durumdan fazlasıyla ürktü. Siyasi uzmanlar pek fazla dillendirmese de Erdoğan bu riskli girişimiyle beyin ölümü çok gerçekleşmiş Kemalist sistemi var eden en hayali nedeni boşa aldı. Zira bir sonraki aşamada gözler artık varlığı antika dükkanlarında anlam bulabilecek Kemalist unsurlara dönecekti. Ama sistemin aktif unsurları yılanın kuyruğunu kurtardı. AKP ise halkın belleğine bıraktığı gerçek bir cesaret ve iyi niyet örneğiyle yetinme durumunda kaldı ancak. Bu açıdan PKK terörü konusunda en farklı şeyi yapan parti olarak da tarihe geçti AKP.

Diğer yandan AKP hükümeti PKK terörü konusunda sorunun çözümünü Kürtçe konusunda estirdiği özgürlük havasıyla ve TV yayınlarıyla zamana yaymayı tercih etti. Tüm bunlar olurken İmralı’daki PKK terör örgütünün eski başı Öcalanla da görüşmeyi sürdürdü. Ama zaman genel seçimlerde Güneydoğu’nun siyasi gücünü paylaşmaya geldiğinde Erdoğan’ın Türkiye hükümeti adına kendini sunan kafadar politikacı tavrı karşılık bulmamaya başladı. Bulmayınca AKP hükümeti PKK ve onun uzantısı harflerle dolu işe yaramaz Kürt temsilcilerinin gerçek bir niyet sorununun olduğu belirginleşmeye başladı. Bu sadece sözde Kürt temsilcilerinin bir türlü politikacı olamama gibi sığ söylemli şiddete sığınan akut tavrından doğan bir şeydi.

AKP’nin genel politik karakterlerinden birisi sorunların varlığına tahammülsüzlüktü ve bu sorunların zamana yayılarak çözülebileceğini kabullenememeydi. Ama bu durum PKK terör sorununa karşı gereğinden fazla zorlandı. Ve görüldü ki artık terörün çözümü konusunda iyi niyetli davranmakla bu iş yürümüyor, farklı seçeneklere başvurmak gerekiyor. Bunun için bir devleti yöneten bir hükümetin farkında olması ve tereddüt etmemesi gereken bazı basit gerçekler vardır.

Birinci gerçek; Türkiye sınırları olan bir devletin adıdır. Ve her ülkeye olduğu gibi Türkiye’ye de pasaport ve vize kontrolüyle girilmelidir. Bürokratik işlemlerde kolaylık ayrı şeydir, ülkenizin müstemleke mantığıyla yönetmeye kalkışmak ayrı şeylerdir. En azından Irak sınırından Türkiye’ye sızan teröristlerin Türkiye’de turist diye dolaşan insanların farkını anlayabilmek için gereklidir bu.

İkinci gerçek; Türkiye doğru ya da yanlış geçmişte komşularıyla sorunları olmuştur. Komşularla ‘’sıfır sorun’’ sadece ve sadece Tanrı’nın sonsuz cennetinde olabilecek bir durumdur. Türkiye gibi büyük bir ülkenin sorunları her daim olmaya devam edecektir. Asıl önemli olan sorunların büyüklüğü ya da küçüklüğüdür, kendisi değildir. Ama ‘’sıfır sorun’’ insan olmanın ve ülkeler arasında var olan diplomasinin doğasına aykırıdır. Politika ve diplomasi bu sorunlarla uğraşmak için vardır. Zaten politikanın amacı hayatı daha az kötü yapmaktır, yeryüzünü cennete çevirmek değil.

Üçüncüsü; artık üçüncü döneminde bir hükümet devlet yönetiminde ‘’özgür kız’’ tavrından kurallara, kurumlara ve gizli asalet adabına uymayı öğrenmelidir. Zira Türkiye AKP ile var olmuş bir ülke değildir.

Dördüncüsü; Türkiye’de askeri dengelerle bu denli cüretkarca oynamak Anadolu coğrafyasındaki hemen her iktidarı savurur. Sebebi her ne olursa olsun bir ülkedeki askeri ve siyasi dengeler hangi hızla çarpıklaştıysa o hıza yakın bir hızla düzeltilmelidir. Aksi halde politikacıların iktidar hırsı bütün bir ülkeye çok büyük faturalar çıkarabilir. Dahası küresel alanda sahici bir dünya görüşünüz, idelalleriniz, insanlıkla ciddi bir kavganız yoksa tarih sizi sıradan bir figür olarak kaydeder ve size verdiği hayatın bedelini kanla ödettirir. İşte Türklerin bu asırdaki sorunu da bu; Türklerin kimseyle kavgası yok. Yüzyıllardır kavga eden Türkler kavgasız.

Yeniden PKK terör sorununa dönecek olursak; bir kere neden dış işleri bakanlığı ‘’PKK terör örgütü ile İsrail arasında ilişki olduğuna dair elimizde güçlü belgeler var diye açıklama yapmaz.’’ Yüz hatları soğuk bir devlet memuruna basın açıklaması yaptırmaz.Şayet elinizde bu türden bir belge toksa fidan gibi gençlerle doldurulmuş MIT neye yarıyor? Bari bana da bir maaş bağlayın hiç olmazsa Debkafile’den çeviri yaparım.

Aynı açıklamaları Ermenistan için kullanmak ahlaki olmasa da politika açısından psikolojik açıdan bir üstünlük. Neden Türkler dış politikada hep doğruyu konuşur? Söylenebilecek ve işe yarayacak bin tane yalan varken neden işe yaramayacak yarım yamalak doğrular konuşulur? Türk politikacıları Avrupalıların son asırda yalanla sağladıkları psikolojik üstünlükle var olduklarını keşfedemedi mi hala? Tüm bunların nedeni komşularıyla sıfır sorun politikası ve sorunlara tahammül edemeyen bir politik anlayış olmasın.

ABD, Fransa PKK’lı teröristleri resmi kanallarla alenen eğitiyor ve Türkiye’nin başına bela ediyor. Ama Türk hükümeti ABD’nin sözde belalısı El Kaide daha düşüncedeyken yok ediliyor. İşte Türk olmak böyle bir şey. ABD PKKlıları Guam adasında bizzat eğitip bize yolluyor, biz ise neredeyse her sakallıyı El Kaide diye gecekondulardan topluyoruz. İşte Anadolu’da ABD hükümeti olmak böyle bir şey.

Sonuç olarak Tayyip Erdoğan Türkiye Cumhuriyetinin başbakanı olarak PKK terör örgütüne karşı mücadelede insani ve askeri her türlü yola başvurma hakkına sahiptir. Görüldüğü gibi insani yöntem işe yaramamıştır. Çünkü niyet sorunu olan Kürtler Tayyip Erdoğan’a Hz. Ömer’in ashabı olmayı başaramadılar. Bu durumda kimse Tayyip Erdoğan’a ‘’Neden Hz. Ömer olmuyorsun?’’ diyemez. Bundan sonra AKP hükümeti idam yasasını TBMM’de iki saatliğine kabul edip Öcalan’ı asarsa, gün ortasında gencecik polislerin kafasına kurşun sıkıp sokakta öldüren hainler adına özgürlük isteyen Kürt politikacılarını kargo uçağına doldurup 10 bin metreden Hakkari, Diyarbakır semalarından boşluğa bırakırsa, ‘’İşte size Kürdistan, kuşlar kadar özgürsünüz.!’’ derse ben şahsen hiç şaşırmam. Sadece şu türküyü mırıldanırım. ‘’Kendim ettim kendim buldum, gül gibi sararıp soldum, eyvaahh eyvaahhh eyvahhh…!’’

Hakkında Metin Kondel

Eski bir İngilizce Öğretmeni, Ekonomist ve bağımsız popülist (halkçı) bir yazardır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir