Pazar , 13 Haziran 2021

Fener Dur! Far Söndür! Bankasya Ligine Yaklaş!

Normalde spor yazısı yazmıyorum. Ama arada bir genel spor gündemiyle ilgili bir şeyler karalamak da gerekiyor. Yanlış hatırlamıyorsam TV’de bir spor programıydı. Türkiye’de spor gündemi şike dedikodularıyla çalkalanıyordu. Fenerbahçe’nin efsanevi futbolcusu Cemil Turan bir canlı yayında telefonla bağlanmış Fenerbahçe adına süperligte bağladığı maçların heyecanıyla aynen şu kelamı ediyordu: ‘’Fenerbahçe’yi ligten düşürecek adam daha anasının karnından doğmadı.’’ Nitekim aradan bir yıla yakın bir zaman geçti. Cemil Turan haklı çıktı; Fenerbahçe’yi ligten düşürecek adam henüz anasının karnından doğmadı. Sonra Türk spor basınında insanlarla dalga geçer gibi ‘’malumun ilanı’’ şike dalgası sağlı sollu ataklarla gelmeye başladı. Fenerbahçe yönetimi ve basını bu atakları savuşturmak için bütün blokları 18’in içine kadar geri çekti. Hatta geçen yıl bütün yaz boyunca Rıdvan Dilmen sabah gazetesindeki köşesinde bu konularla ilgili bir tek kelime dahi etmedi. Rıdvan ilk kelamını şikenin en büyük mağduru Trabzonspor’un Avrupa kupalarındaki resmi idman maçlarına dönüşecek mesaileri için yaptı. Ve şeytani zekasıyla Türk spor kamuoyuna kendini unutturdu. Tutuklamaların, suçlamaların birbirini izlediği günlerdi. Aziz Yıldırım’ın Yunanlı filozofu Sokrates’in idamı öncesinde yaptığı ünlü savunması gibi dörtlü savunmasında son sözü;’’ Son sözüm de tüm Fenerbahçelilerin söylediği gibi darağacında da olsam Fenerbahçe olacaktır.’’ diyerek zekasıyla suçunun cinsini bile deklere etmişti. Bütün bu süreçte TFF başkanı MAA Fenerbahçe’ye ceza verilmemesi için hukukun var olan sınırlarını zorlamayı Fenerbahçe’yi şeytanın avukat gibi kamuoyunda savunma görevini üstlendi ve zaman kazandı. Dahası şuydu; Aziz Yıldırım kendini Türkiye’deki en büyük sivil toplumun öncüsü sahte bir kurban pozisyonunda konuşlandırarak aynen şunu söyledi; ‘’40 bin seyirci önünde mahkeme kursunlar. Savcılar belgelere dayanarak istediğini sorsun. Televizyonlar da canlı yayınlasın. Bütün Türkiye’nin önünde her şeyi anlatmaya hazırım.’’ durum Türk futbolu adına gerçekten de ilginçti. Bu sözle Türk futbolundaki delilik zirve yapmıştı. Oysa Türk spor kamuoyu meraktan çatlamak üzereydi. Tanrılar kurban istiyordu. Komik kozmik odalar klasörler, iddialar, yapmacık kurullar, spor bakanları, TFF başkanının kanarya doğuran açıklamaları hep bir şeyleri eksik bırakmıştı. O bir şeyin adı sadece bir kelimeydi: adalet. Bütün bu süreçte TFF başkanı sıfatı taşıyan MA Aydınlar parasını devletten değil Fenerbahçe’den almalıydı. Dünya spor tarihinde ilk kez bir kulübün avukatı sıfatıyla mendebur suratlı bir adam bir ülkede futbol federasyonu başkanlığı yaptı. Utanmadan sıkılmadan adaleti geciktirdi. UEFA gönderdiği müfettişle TFF’ye; ‘’Türkiye’de Fenerbahçe’yi hizaya getirecek kanun yoksa UEFA disiplin koduna bak ve kendini becer.’’ dedi. TFF Fenerbahçe’yi beceremeyince UEFA direkt Fenerbahçe’yi becerdi. Şampiyonlar Ligine alınmayan Fenerbahçe’nin canı yandığı için UEFA başkanı aleyhinde CAS’ta dava açtı. Böylece iş iyice dallanıp budaklandı. Bu durum karşısında Türkiye adına kulüpler birliği denilen ve futboldan nemalanan bir güruhtan başka bir anlam ifade etmeyen menfaat şebekesinin kararlarıyla Türk futbolu uluslar arası alanda Fenerbahçe’yi kurtarmak için komple riske edildi. Olaya bu açıdan bakıldığında maalesef Trabzonspor’un masum olduğu söylenemez. Hatta Trabzonspor başkanı Sadri Şener’in TFF başkanı MAA’ın istifa blöfü karşısındaki tutumu Trabzonsporlular açısından oldukça acınası bir durumdur. Zira başından beri adaletin tecelli etmemesi için Fenerbahçe’yi kurtarmak için türlü numaralar yapan MAA’ı istifadan vazgeçirmeye çalışan ilk zavallı bu sürecin en büyük mağduru Trabzonspor başkanı Sadri Şener olmuştur. Bütün bunlar olurken Türkiye’de yeni spor bakanı olmuş aslen Oflu olduğu söylenen (Ben hayatımda mezhebi o kadar geniş bir Oflu görmemiştim, eminim hiçbir Oflu da görmemiştir.)bir spor bakanı vardı. Adı Suat Kılıç. Bakanın görevi Fenerbahçe SK’nın alt branşlarından kılıç eksrim dağcılık gibi bölümünde koordinatörlük. Türkiye’de bir başbakan var; işi Fenerbahçe’yi havada denizde karada her şatta kollamak. Diyanet işleri başkanlığının yıllardan beri Türk ordusu için camilerin hutbelerinden okutturduğu ve halka sadece ‘amiiin’’ demekten başka bir şey düşmeyen o bildik resmi duası gibi bir adam. Kısacası başbakan Fenerbahçe’nin koruyucu meleği. Türk futbolunun bir numaralı deyas eks makinasını oynadı, oynuyor ve de oynayacak gibi. Bütün bu saçma sapan şeyleri görünce TSK’nın Fenerbahçe’yi kollayan hükümete karşı değil ama Fenerbahçe’ye karşı darbe yapma hakkının Türk halkının vicdanında karşılıksız olmadığını düşünüyorum. Neredeyse Fenerbahçe’yi Bankaysa ligine postal’layan ordu ne güzel ordu, onun askeri ne güzel askerdir, diyeceğim geliyor. Onun için Türk ordusunun Fenerbahçe için yapamadığı;’’Fener dur! Far söndür! Bankasya ligine yaklaş!’’ askeri talimatını UEFA uygulayacak gibi. En azından UEFA başkanı Michel Platini ile Fenerbahçe’nin üst düzey savunma makamı başbakanlığın görüşmesinin içeriğinden anlaşılan budur. Kısa başlıklarla geçecek olursak Trabzonlu olmakla övünen ve iki cümlesinden birisi ‘’bu topraklar’’ olan Nihat Genç’in bile ‘’Sen Çok Yaşa Fenerbahçe!’’ diye OdaTV’de başlık attığı bir ülkede yaşamak gerçekten can sıkıcı. Türkiye’de yazar olmanın birinci şartı maalesef umumi aptallığa günlük yonga yontup durmaktan ibaret. * * * Bu yıl ‘’korsan lig’’te oynanan Samsunspor-Fenerbahçe maçı sonrasında Aykut Kocaman’ın hakemlerle ilgili şu açıklaması normal bir ülkede gündemi sarsardı. ‘’Sahadaki güç dengesi aleyhimize bozuldu.’’ Sırf bu cümle Fenerbahçe’yi bir alt lige yollar. Ama Türkiye’de insan aklı o denli çarpıklaşmış ki hiç kimse bu cümle üzerinde durup düşünme gereği bile duymadı. Aslında bu sistematik şikenin varlığından haberdar sıradan bir zekanın verdiği mantık açığıydı. TFF, PFDK, MHK dahil hiç kimse bunu fark etmedi. Hiçbir yazıya konu olmadı bu açıklama. * * * Diğer bir konu Fatih Terim. Tanrı tatil yaptığı sırada bir yat kazasında parmağını kestikten sonra artık daha aklı başında bir Fatih Terim gözlemliyorum. Ve o Fatih Terim’in Türk futbolunda daha fazla saygıyı hak ettiğini düşünüyorum. Ama Türk futbolunda sistematik şike sonrası yaşanan açık kaos için hala bir kelam etmiyor oluşu maalesef Fatih Terim’i temize çıkarmıyor. Zira milli takımdaki Okan Buruk piyonu, spor basınında daha önce atadığı piyonlar, TFF’deki kadrolu piyonlarıyla görünmez bir güç olan Terim’in bu suskunluğu bende dehşet uyandırıyor. * * * Selçuk İnan’ın Trabzonspor’da futbol oynarken gördüğü sarı kartlar ile Galatasaray’da futbol oynarken bir türlü görmediği sarı kartlık hareketler, hakeme itirazlar Türk futbolundaki kara önlüklülerin zihinlerine kazınmış imtiyaz ikiyüzlülüğünün açık bir resmidir. Ve bu o kartları vermeyenlerin o düdükleri çalamayanların dışındaki hemen herkesin farkında olduğu bir şeydir. Bir kez daha kayıtlara geçsin istedim. * * * Ne Galatasaray’ın Avrupa’da milli takım gibi estiği o romantik yıllarda ne de Türk milli takımının başarılarıyla coştuğumuz toy delikanlı zamanlarımızda ‘’goll’ diye bir milleti ayağa kaldıran Hakan Şükür’den hiçbir zaman haz etmedim. Bunun için ekranlara düşmüş egoizm kokan tek bir görüntüsü bile yeterliydi. Milli takımda attığı gol sonrası eliyle arkadaşlarını itekleyip iğrenç bir egoyla golü birilerine armağan etme isteği mesela. Hakan Şükür kramponlarını çıkarır çıkarmaz en tirajlı gazetede spor yazarı oldu. TRT’de spor yorumculuğu yaptı. Bir ara adı Galatasaray teknik direktörlüğü için bile geçti. Sonra politikaya atıldı ve milletvekili oldu. Ardından sanki Türkiye’de spor yorumu yapacak başka adam yokmuş gibi LigTV’de lig yorumculuğuna başladı. Ben şahsen Hakan Şükür’ün midesinin bu kadar şeyi nasıl kaldırıyor, çok merak ediyorum. Zira onu TV ekranlarında görüp zapladığımda yine Kemal Sunal’ın şabanlı filmlerine denk geliyorum da… * * * Trabzonspor başkanı Sadri Şener’in UEFA başkanı Michel Platini’ye söylediği;’’ Sayın başkan burada büyük balık küçük balığı yutuyor.’’ sözüne takıldım. İlk bakışta ahali için basit ve felsefi bir söz gibi görünüyor ama dikkatle bakıldığında değil bence. Sayın başkan burada bir türlü doymak bilemeyen bir kanarya kokmuş bir hamsiyi yutuyor, bütün olay bundan ibaret. Bütün bu şike şayialarından Trabzonspor’a düşen pay şudur; maalesef Trabzonspor bu şike sürecinde Türk futbol tarihinde sahip olduğu haktan ve adaletten yana duruş sergileme cesareti gösterebilme tavrını yerle bir etmiştir. Trabzonspor yönetimi bu ligten nasıl çekilip onurumuzu gururumuzu koruruz, diye düşünecek yerde derin bir sessizlikle Türk futbolundaki hormonlu pastadan daha fazla nasıl pay alırız, bu cenazenin kokmaması için onu nasıl parfümleriz, düşüncesi içinde olmuştur. Onun için artık Trabzonspor için haktan, adaletten, emekten yana konuşmak çok anlamlı gelmiyor bana. Dolayısıyla Trabzonspor kendini var edenlerin zaman içinde esiri olmuş ve içi boşaltılmış bir kulüpten ötesi değildir. Not: Her hakkı mahfuzdur. Bu sebeple yazının bütün olarak bu sayfadan başka bir yerde neşredilmesi hukuken yasaktır.Bu yazının her türlü neşri, 5846 sayılı Kanun hükümlerine tabidir

Hakkında Metin Kondel

Eski bir İngilizce Öğretmeni, Ekonomist ve bağımsız popülist (halkçı) bir yazardır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir